“Türkiye’yi fiber ağlarla öreceğiz!”

GERİ DÖN

Grup Konuşmaları

“Türkiye’yi fiber ağlarla öreceğiz!”

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 7 Temmuz 2021’de TBMM grup konuşmasında;

Her bir vatandaşımızın hakkını ve hukukunu iktidara karşı savunmaya çalıştığımızı vurgulayarak milletimizin ağır sorunlar yaşadığını, bu sorunlara son olarak sayın Erdoğan’ın ülkemizi her fırsatta uluslararası toplumda mahcup eden ruh hâlinin de eklendiğini dile getirdi.

Tüm icraatlarını “Dünya bizi kıskanıyor” ambalajı ile pazarlayan sayın Erdoğan’ın, Covid aşılarının ücreti hakkında birbiri ile çelişen açıklamalarına dikkat çekerek; Türk milleti olarak bizlerin utandıran bu davranış biçiminden maalesef sayın Erdoğan’ın utanmadığını kaydetti.

Konuyla ilgili gerçekleri de gündeme getiren Genel Başkanımız, küçük bir ülke hariç dünyadaki tüm ülkelerin vatandaşlarına aşıları ücretsiz yaptığını, batı ülkelerinin aynı zamanda tüm vatandaşlarına önemli destekler verdiğini söyledi.

Buna ek olarak; sayın Erdoğan’ın aslında aşıyı milletimize parayla sattığını, bunu da elektriğe ve doğal gaza getirdiği zamlarla yaptığını dile getiren Genel Başkanımız; “Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Pandemi döneminde, senden başka elektriğe ve doğal gaza, temel ihtiyaçlara, zam yapan bir başka hükümet başkanı var mı?” diye sordu.

Pandemi boyunca, iktidarın milletimize destek olmak yerine işletmelere yeni maliyetler getirdiğini sözlerine ekleyerek, bunun Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ekonomi yönetimi anlayışı olduğunu vurguladı.

Sayın Erdoğan’ın kendisini muaf tutarak yayınladığı tasarruf tedbirlerinin ardından elektrik ve doğal gaza yapılan zamlara dikkat çeken Genel Başkanımız; “Biri gelip bana, ‘Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi nedir?’ diye sorsa; zamdır, zulümdür, milletini yokluğa mahkûm etmektir derim. Bu ucube sistemin özeti, işte tam olarak budur.” dedi.

Konuşmasının devamında, ülkemizi karış karış gezdiğini sözlerine ekleyen Genel Başkanımız; Kocaeli ve Malatya ziyaretlerinde vatandaşlarımızla yaşadığı diyalogları aktardı. Milletimizin feryadının maalesef sarayın duvarlarından geri döndüğünü, sayın Erdoğan’ın gittiği yolun, yol olmadığını ve kendisinin bu yoldan dönmediği takdirde ilk seçimde gideceğini kaydetti.   

Tütün üreticisi çiftçilerimizin sorunlarına da değinen Genel Başkanımız, iktidarın milletimizin dertlerine sırtını döndüğünü ve milletimize verebileceği bir şey kalmadığını söyledi.

AK Parti iktidarının milletimizin neyi varsa haraç mezat sattığını aktararak, MKE’den sonra TEİAŞ’ı da satma yönündeki kararını gündeme getirdi. TEİAŞ’ın özelleşmesinin ülkemizin zararına olduğunu belirterek kurumun stratejik önemine vurgu yaptı.

Sayın Genel Başkanımız, konuşmasının ekonomiye ayırdığı bölümünde; 2018’den bu yana döviz kurundaki artışı hatırlatarak 2 yıl önce ekonomiyle ilgili uyarılarda bulunduğunu, ülkemizin şu an 3 yıl öncesini maalesef mumla arar hâle geldiğini belirtirken sayın Erdoğan’ın da Türkiye ekonomisi için artık  aynı kayıt dışı ekonomi, yüksek enflasyon, ithalata bağımlılık gibi bir yapısal bir sorun hâline geldiğini vurguladı.

Sayın Erdoğan gitmeden Türkiye’nin zenginleşemeyeceğini, Artagan ile bu eğri düzenin kökten değişeceğini dile getiren Genel Başkanımız, gelecek nesillere Artagan ile hak ettikleri bir Türkiye mirası bırakacağımızı vurguladı.

Bu haftaki grup konuşmamızın ana konusunu oluşturan bölümde, sayın Genel Başkanımız, internet hızı ve internete erişimdeki yaşanan sorunları gözler önüne sererek Türkiye’nin bu alanda dünya ülkelerinin çok gerisinde kaldığını söyledi.

AK Parti iktidarının interneti hem yavaş hem pahalı sunduğunu, nüfusun internete erişimi konusunda batı ülkelerinin çok gerisinde olduğumuzu anlattı.

Bugün dünyada Gig Ekonomisinden, Dijital Göçebelik ’ten, Yeni Medya’dan, Yeni nesil eğlence platformlarından ve e-spordan bahsedildiğinin altını çizerek E-Spor ’un endüstri hâline geldiğini sözlerine ekledi.  

Her hafta milletimizin çeşitli kesimlerinin bir temsilcisini Milletin Kürsüsü’nde ağırlayan Genel Başkanımız, bu hafta kürsüyü sektörün sorun ve ihtiyaçlarını dile getirmesi için genç bir teknoloji girişimcisi ve e-sporcu olan Hamza Sönmez’e bıraktı.

Hamza Sönmezi’in konuşmasından sonra tekrar kürsüye gelen Genel Başkanımız, iktidarın sadece yandaşlarını düşündüğünü, partimizin ise gençlerin dertlerine odaklandığını aktardı. E-sporcu gençlere de seslenerek; İYİ Parti iktidarında doğru yatırım ve destekle Türk e-sporcularının dünyada hak ettiği yeri alacağını söyledi ve internet alt yapı hizmetlerinin güçlendirilmesi, internet hizmetlerini tekelleşmeden kurtarılması ve iletişimdeki vergi yükünün hafifletilmesi gibi çözüm önerilerimizi kamuoyu ile paylaştı.

Konuşmasını sonunda, memleketimizin dört bir yanından “Milletimizin Bizi Çağırdığını” vurgulayan Genel Başkanımız; sözlerini, “Kimse merak etmesin. İktidarın dümenlerine rağmen, her geçen gün milletimizin desteğiyle büyüyoruz. Vizyonumuzla, projelerimizle, çözümlerimizle iktidara yürüyoruz.” diyerek tamamladı.

Grup Konuşmasının Tam Metni:

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, kıymetli basın mensupları;

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Grup toplantımıza hoş geldiniz.

Milletimizin iktidarı denetleme görevi verdiği bizler bu önemli görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.

Ekonomiden adalete, diplomasiden kadın haklarına, gençlerimizin sorunlarından işsiz vatandaşlarımıza, çiftçilerimizden emeklilerimize, esnafımızdan memurlarımıza, herkese kadar; her bir vatandaşımızın iktidar karşısında hakkını, hukukunu savunmaya, milletimizin gerçeklerini iktidara göstermeye çalışıyoruz.

Hayatın her alanında ağır sorunlar yaşadığımız bir gerçek.

Ama son dönemde bu sorunlara sayın Erdoğan’ın ruh hâli de eklenmiş bulunuyor.

Sabah söylediğini akşam yalanlayan; 5, 6, hatta bazen de 11 maaşlı kifayetsiz danışmanlarının elinde âdeta oyuncak olan; milletimizi mağdur, ülkemizi de her fırsatta uluslararası toplumda mahcup eden, Allah’ın tek bir günü bile çıkıp; “Şurada bir hata yaptık.” diyemeyen bir garip ruh hâliyle karşı karşıyayız.

Bu ruh hâlinin yeni bir yansımasını son olarak aşı meselesinde yaşadık.

Tüm icraatlarını; “Dünya bizi kıskanıyor.” ambalajıyla pazarlamayı artık alışkanlık hâline getiren sayın Erdoğan bu defa da çıktı, aziz milletimizin gözünün içine baka baka; “Batılı ülkelerde Kovid aşıları ücretli yapılıyor.” dedi.

Önce Almanya için 150 Euro, İngiltere için ise 100 pound fiyat çıkardı.

Ertesi gün Avrupa ülkelerindeki fiyatı 100 Euro’ya, İngiltere’deyse 50 pounda indirdi.

Bunun üzerine Avrupa’dan kahkaha sesleri yükseldi.

Biz duyduk.

Kendisi adına utandık.

Ama sayın Erdoğan düştüğü gülünç durumdan hiç utanmadı.

Bakın, ben size doğrusunu anlatayım.

Küçük bir ülke hariç dünyanın bütün ülkeleri aşıyı vatandaşlarına ücretsiz yaptırıyor.

Bununla kalmıyor.

Gelişmiş ülkeler aşı yaptırmaları için gençlerine bir de ödül veriyor.

Bununla da kalmıyor.

Esnafına, işçisine, memuruna, çiftçisine pandemi karşısında ayakta kalabilsinler diye nakit destekler sağlıyor.

Mesela sayın Erdoğan’ın aşıdan önce 100 sonra 50 pound aldığını söylediği İngiltere bu süreçte ne yaptı biliyor musunuz?

İş yerlerine 15'er bin pound yani 180 bin lira hibe destek verdi.

Devlet herkesin maaşının %85'ini, tam %85’ini 1 buçuk yıl boyunca ödedi.

Bütün iş yerlerine sıfıra yakın bir faizle 50 bin pound banka kredisi verdi.

Vergiler de %5'e düşürüldü.

Nitekim tüm bu gerçekler öyle çabuk gün yüzüne çıktı ki bu kez de kendisi sanki hiç yalan söylememiş gibi çıkıp ne dedi?

“Biz de dünyadaki ülkeler gibi aşıyı ücretsiz yapıyoruz.” dedi.

Sayın Erdoğan aslında aşıyı vatandaşına kim parayla satıyor biliyor musun?

Sen satıyorsun, sen.

Hem de bunu aklınca çaktırmadan, vatandaşa hissettirmeden yapıyorsun.

Tahsilata da hiç utanmadan insanlarımız daha ikinci doz aşısını bile olmadan başlıyorsun.

Önce elektriğe %15, ardından da doğal gaza %12 zam yaptın.

4 kişilik bir ailenin elektrik maliyeti 183 liradan 211 liraya çıktı.

Doğal gaz maliyeti ise 166 liradan 186 liraya çıktı.

Yani 4 kişilik bir aile eğer 1 sene boyunca yeni zam yapılmazsa yılda 600 lira fazladan para ödemek zorunda kalacak. 

Devlet Malzeme Ofisi’nin yaptığı açıklamaya göre 1 doz Biontech aşısının Türkiye’ye maliyeti 12 dolar yani 100 lira.

Yani 4 kişilik ailemiz kişi başı 100 liralık ikinci aşı için toplamda 600 lira ödeyecek.

Böyle bir tezgâh olabilir mi?

Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi?

Pandemi döneminde senden başka elektriğe ve doğal gaza yani temel ihtiyaçlara zam yapan bir başka hükûmet başkanı var mı?

Bir etrafına bak bakalım.

Bak da utan.

Yazıklar olsun.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Elektriğe sadece 1 kuruş zam yapıldığında mevcut tüketime göre vatandaşımızın cebinden 2.3 milyar lira çıkıyor.

12 kuruş zam yapıldığına göre vatandaşımızın cebinden çıkacak para 27.6 milyar lira.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Pandemi boyunca vatandaşına sadece 10 milyar liralık nakit desteği veren Ak Parti iktidarı aynı vatandaşının cebinden tek kalemde bunun yaklaşık 3 katını geri alıyor demek.

Bitmedi.

Konutlardaki elektriğe yapılan zamdan daha yükseği iş yerlerinin elektriğine yapıldı.

Esnafına, üreticisine, istihdam sağlayan firmalara destek vermeyi geçtim.

Onların elektriğine de %20 zam yapıldı.

20 Ocak 2020'den beri esnaf gezen bir siyasetçi olarak; ilçe ilçe, esnaf gezen bir siyasetçi olarak pandemi yoktu, ilçelerdeki esnaflar elektrik parasından ve kiranın stopajından şikâyet ediyorlardı.

Pandemi geldi, aynı şikâyet devam etti.

Bu hafta gittiğim ilçelerdeki esnaf hâlâ aynı konulardan şikâyet ederken elektriğe, doğal gaza zam geldi.

Peki bu ne demek biliyor musunuz?

Pandemi boyunca iktidarın destek olmak yerine daha da borçlandırdığı işletmelere yeni maliyetler getirmek demek.

Artan enflasyon demek.

Artan işsizlik demek.

Artan yoksulluk demek.

İşte size Ak Parti iktidarının millet sevgisi.

İşte size sayın Erdoğan’ın işletmelerimize verdiği değer.

İşte size Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ekonomi yönetimi.

Son üç yılda elektriğe 8 kere zam yapıldı ve yapılan toplam zam %98.6 oldu.

Doğal gaza da aynı dönemde 13 kez zam yapıldı ve doğal gaz fiyatı son 3 yılda %110 arttı.

Temmuz 2018'de 350 lira olan bir fatura, bugün artık 735 lira.

İşte o nedenle şimdi biri gelip bana; “Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi nedir?” diye sorsa; ‘’Zamdır, zulümdür. Milletini yokluğa mahkûm etmektir.’’ derim.

Bu ucube sistemin özeti işte tam olarak budur.

 

Değerli dava arkadaşlarım;

İktidarın büyüklü küçüklü ortaklarına her fırsatta; “Vatandaş zorda. Nakit desteği verin.” diyoruz, doğal gaza zam yapıyorlar.

“Esnaf perişan. Borçlarını erteleyin. Faizsiz kredi verin.” diyoruz, elektriğe zam yapıyorlar.

“Kısa Çalışma Ödeneği’ni, işten çıkarma yasağını uzatın.” diyoruz, duymamazlıktan geliyorlar.

Bu dar zamanda vatandaşlarımıza destek vermeye gelince cebinde akrep olanlar, milletimizi yolmaya gelince sınır tanımıyorlar.

Mesela; “Kamudaki israfa son verin.” dediğimizde bize; “İtibardan tasarruf olmaz.” nutukları atan sayın Erdoğan son olarak çıktı, tasarruf genelgesi yayınladı.

Yayınladı yayınlamasına da itibar her zamanki gibi bu genelgeden de muaf tutulmuş.

Tasarruf sarayın yanından bile geçmiyor.

Memlekette herkes tasarruf etmek zorunda.

Milletimiz porsiyonları küçültmek zorunda.

Ama bu arkadaş mesela birkaç uçak daha alabilir.

Mesela inşaatı yeni biten yazlık sarayında sefa sürebilir.

Mesela sarayı için her gün, bakın her ay demiyorum, her gün 3.700 asgari ücret aylığına denk gelen 8.6 milyon lirayı doyasıya harcayabilir.

Her gün, her gün.

8.6 milyon lira saraya harcanan günlük para.

Zihniyete bakar mısınız?

Sayın Erdoğan ve ekibinin tasarruf anlayışına bakınca aklıma Ebu Hanife Hazretleri’nin kıssası geliyor:

Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkıyormuş.

Ama bal yemeyi de bir türlü bırakamıyormuş.

Ailesi hekimlere gitmişler, tedbir uygulamışlar.

Ama nafile.

En sonunda tavsiye üzerine Ebu Hanife Hazretleri’ne gitmişler.

Ebu Hanife sorunu dinledikten sonra çocuğun ailesine; “Kırk gün sonra gelin.” demiş.

Anne ve baba buna bir anlam veremeseler de çaresizlik içinde mecburen geri dönmüşler.

Aradan kırk gün geçtikten sonra tekrar Ebu Hanife Hazretleri’nin huzuruna gelmişler.

İmam-ı Âzam çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra; “Bundan sonra bal yeme evladım.” demiş.

Sonra da çocuğun ailesine dönüp; “Tamam, gidebilirsiniz.” demiş.

Çocuğun ailesi şaşkınlık içinde birbirlerine bakmışlar.

Kırk gün bekleyip sonunda sadece bir cümle duydukları için biraz da hayal kırıklığına uğramışlar.

Fakat karşılarındaki kişi sıradan birisi değil, devrin en büyük âlimi.

Mecburen dediğini yapıp evlerine dönmüşler.

Sonraki günlerde bir bakmışlar ki çocukları artık bal istemiyor.

Sebebini merak edip tekrar İmam-ı Âzam’ın huzuruna çıkmışlar.

“Efendim, sadece bir cümle söyleyip nasıl onu baldan vazgeçirebildiniz?

Bunun hikmeti nedir?” diye sormuşlar.

Ebu Hanife Hazretleri gülümseyerek cevap vermiş.

“Kırk gün önce ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin bir başkasına; ‘Bal yeme’ demesi etkili olmazdı.

Sizin ilk gelişinizden sonra bal yemeyi kestim.

Bunu önce kendi nefsimde denedim.

Kendim deneyip mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”

Nereden nereye değil mi?

Aslında Hazreti Âdem kıssasını da anlatmam lazım ama bilenler ‘’cık’’ yapıklar.

İyi anlatmayayım o zaman.

Geldiğimiz noktada Ebu Hanife kıssasındaki hikmetten nasiplenemeyen sayın Erdoğan kendi nefsinde yaşamadığını milletimizin yapmasını istiyor.

Son 2 yılda mutlak yoksul sayısının 3 milyon kişi arttığı ülkemizde hâlâ; ‘’Uçaklardan, arabalardan, yazlık saraylardan; 5, 6, 11 maaşlı danışmanlardan vazgeçmeyeceğim.’’ diyor.

Böyle vicdansızlık olabilir mi?

Böyle umursamazlık olabilir mi?

Ayıptır, günahtır.

 

 

Değerli milletvekilleri;

Onlar saraylarında israfa tam gaz devam ederken biz memleketimizi karış karış geziyoruz.

Vatandaşımızın derdini dinliyoruz.

Koltuk eskimiyoruz, ayakkabı eskitiyoruz.

Verdiğimiz sözü tutuyoruz.

Geçtiğimiz Perşembe Kocaeli’nde, 2 gün önce de Malatya’daydım.

İktidar bize ısrarla her şeyin ne kadar da harika olduğunu anlatadursun.

Kocaeli’nde kahvehane sahibi bir vatandaşımız diyor ki; “60 yaşındayım. Oyumu inandım, Tayyip Erdoğan’a verdim. Aç-kapa, aç-kapa yaptılar. Şimdi 200 bin lira borcum var.’’

Şimdi bu kahve meselesini bir dakikacık şurada bırakıp unutmayın.

Hatırlayın aylar evvel Giresun’a gitmiştim.

Orada ilk defa yani derdi olan hep insanlarla karşılaşmıştık.

Ama bir kahve sahibi gençten bir arkadaşımız Ak Parti’nin aday adaylarından biriydi.

Sinir krizi geçirmişti.

Hatırlayacaktır, benimle beraber Giresun’da bulunan arkadaşlarım.

O günden bugüne hiçbir şey değişmedi.

Kahveci esnafını buradan konuşturduk.

Değişmedi.

‘’Yanıyoruz, bitiyoruz. Allah aşkına.’’ dediler.

Değişmedi ve en son Kocaeli’nde benim; ben İzmit doğumluyum, Kocaeli doğumluyum.

Kendi şehrimde bir arkadaşım, kardeşim; Ak Parti’ye oy veren bir kardeşim aynı acıyı bize, yaşadığı acıyı bize aktardı.

Diyor ki; ‘’Gelsin sayın Erdoğan bu borcu ödesin de göreyim.”

Çiçekçi bir kardeşim diyor ki; “Buradan bahçıvanımızla birlikte 7 aile ekmek yiyor. Ama son iki yıldır çektiğimizi bir Allah biliyor, bir de biz.”

Dul ve yetim maaşı alan bir vatandaşımız, bir hanımefendi bağıra bağıra sayın Erdoğan’a seslendi.

A Haber de oradaydı.

Yani teyit edebilirler.

Diyor ki; “Bin lira.’’

Bin lira emekli maaşı alıyormuş.

‘’Bin lirayla nasıl geçineyim. Evime et girmiyor, et. Baştakilere kızgınım. Ben Cumhurbaşkanı’nın üvey evladı değilim. Onun eline bakıyoruz. Kuş gibi maaşlarımıza zam istiyoruz.” diyor.

Şimdi burada, bu cümlenin içinde bin lira alınan para.

Ev kira ve ne eti yani durum feci.

Ama ilginç olanı yaşlıca bir hanımefendinin; ‘’Ben Cumhurbaşkanı’nın üvey evladı değilim.’’ demesi.

Bu ne biliyor musunuz?

Bu ne?

Sayın Erdoğan bizi babamız sanıyor ya.

Kendini ona inandırdı ya.

Vatandaş da bu kendine inandırmışlığını, sayın Erdoğan’ın bizim babamız olduğuna dair inancını kabul etmiş.

Ama ailenin içinde sayın Erdoğan’ın haksızlık yaptığını söylüyor.

Yani diyor ki; ‘’Birine milyarlarca lira, birilerine milyarlarca lira. Benim gibilere, onu seçenlere, onu oraya gönderenlere bin lira.’’

Asıl burada ben sayın Erdoğan’ın yerinde olsam; bu bizimle beraber, benim gezilerimde bizimle konuşan yerel basın da dolaşıyor çünkü, kişilerin ne dediğini bizzat dikkatle kendim incelerim ve durumun kendileri açısından ne kadar vahim olduğunu görürüm.

 

Karamürsel’deki bir ayakkabıcı kardeşimiz diyor ki; “İşler çok kesat abla. Zorlukla ayaktayız.

Her şeye çok zam geldi.

Müşteriye fiyat söylemeye utanıyorum.”

Malatya Doğanşehir’de çocuklarına iş bulamayan bir baba diyor ki; "Hem din, iman diyeceksin hem de 7-8 maaş alacaksın. Böyle vicdansızlık olmaz."

Battalgazi’deki bir market sahibi diyor ki; “Son iki yıldır yaşadığımızı hiçbir dönem yaşamadık. Üniversite bitirip iş bulamayan oğluma mı yanayım, kabaran veresiye defterine mi yanayım, kredi borcuma mı yanayım bilmiyorum.’’

Genç bir kadın, tatlı satan bir dükkânda rastladık. 3 üniversite mezunu. Adalet meslek yüksekokulu mezunu bir tarafıyla ve söylediği şu, aynen kendi dilinden aktarıyorum; ‘’Yasak kalktı, işten çıkarmalar başladı.

Ben üniversite mezunuyum. Bir tekstil firmasında fabrikada çalışıyorum.

Mesleğim bu değil. Ama KPSS’den 81 puan almama rağmen…’’

Damadı hatırlatayım, kulakları çınlasın.

Bakın burası çok önemli.

81 puan almış bu kız.

‘’Atamam yapılmadı. Mecburum çalışmaya. Şimdi de işten atıldım.”

Telefonuna gelen, Kısa Çalışma Ödeneği üzerinden hani dedik ya; ‘’Uzatın. İnsanların da işten atılmasının önüne geçecek. Onu da uzatın.’’

Cep telefonuna gelen mesajı gösterdi.

İsmine bir mesaj var ve adres verilmiş, bir avukatın adresi.

Ara bulucu olarak.

‘’Gidin yarın saat işte şu saatte, gidin kendisiyle görüşün. İşten ayrılma şartlarını konuşacaksınız.’’

 

 

Bir başka market sahibi diyor ki; “Her tür borcumuz devam etti, faturalar devam etti. Faturaları ödemek için bile kredi çektim. Geldik duvara dayandık.”

Sayın Erdoğan bunlar Andersen’den masallar değil.

Bunlar Türkiye’nin gerçekleri.

Gerçeklerin farkına var artık.

O duvar var ya o duvar.

O duvar işte senin sarayının duvarları.

Milletimizin feryadı saray duvarlarından geri dönüyor.

Böyle duyarsızlık olmaz.

Böyle beceriksizlik olmaz.

Böyle devlet yönetilmez.

Bu gittiğin yol, yol değil.

Ya bu yoldan döneceksin ya da ilk seçimde tıpış tıpış gideceksin.

Ya işini yapacaksın ya da sandık gelince yıkılan o duvarın altında kalacaksın.

Sonra söylemedi deme.

 

Değerli milletvekilleri;

Malatya’da ilginç bir şey yaşadım.

Girdiğim dükkânlarda esnaf kendi derdinden çok tütün üreticisinin derdine yanıyor.

Komşusu açken tok yatamayacağına iman etmiş bir millet komşusunu dert ediyor.

Malatya, Adıyaman günlerdir ayakta.

Ama iktidardakiler oralı bile değil.

Malatya’daki esnaf kardeşim biliyor ki üretici kazanamazsa esnaf da kazanamaz.

Çarklar dönmez, hayat durur.

Milletin bildiği bu gerçeği sayın Erdoğan bilmiyor mu?

Elbette biliyor.

Ama işine gelmiyor.

O 5 müteahhidin milyarlık vergi borcunu tek kalemde silebilen; tek kalemde eşe, dosta milyarlarca lira teşvik dağıtabilen sayın Erdoğan istese çiftçinin, esnafın derdine derman olamaz mı, olamaz mı?

Türkiye’nin imkânları var, kaynakları var.

İstese elbette olur.

Ama ibretle görüyoruz ki bu iktidar Türkiye’nin zenginliğini eşe, dosta, yandaşa dağıtmaya yemin etmiş.

Bu iktidar milletine sırtını dönmüş ve bu iktidarın milletimize verebileceği hiçbir şeyi kalmamış.

Tütün meselesi gerçekten önemli.

Ben tütüncü bir ailenin kızıyım.

Köyde büyüdüm, çocukluğumda tütün kırdım.

Tütün dizdim, pastal yaptım.

Çilesini de bilirim, kıymetini de bilirim.

Tütün ithal ederek üreticimizi perişan eden bu iktidarın abuk sabuk icraatları artık bıçağı kemiğe dayandı.

Sarmalık tütün üretimi denince akla hangi illerimiz geliyor?

Adıyaman geliyor. Bitlis geliyor.

Samsun geliyor.

Çanakkale, Artvin, Düzce geliyor.

Mardin, Muş, Bingöl geliyor.

Bolu, Amasya, Trabzon, geliyor.

Batman, Diyarbakır, Hakkâri geliyor.

Hatay, Manisa, Denizli, Kütahya, Balıkesir, Bursa, İzmit geliyor.

Yani Türkiye’nin her bir köşesi aklımıza geliyor.

81 ilimizin tamamında, sarmalık tütün satarak ekmek yiyen yüz binlerce insanımız var.

Böylesine önemli bir konuda, bir kanun değişikliği yaptılar.

Yönetmeliğini bile 3 yılda ancak çıkarabildiler.

Şimdi üreticilerimize diyorlar ki; “6 ay içinde kooperatiflerinizi kurun.”

Yoksa ne olur?

Tütün üretemezsiniz.

Başka?

3 yıldan, 6 yıla kadar hapsi boylarsınız.

Sayın Erdoğan seni pek farkında olmayabilirsin.

Ama ülkemizin üzerinde Kovid diye bir bela var.

Lebalep kongrelerinde, viyadük açılışlarında pandemi seni teğet geçmiş olabilir.

Sokağa çıkma yasakları, kısıtlamalar varken memlekette herkes canının derdine düştü.

Müteahhitlerin için her şey yolunda olabilir.

Ama üreticilerimiz salgında bin türlü zorlukla mücadele etti.

Bu süre içinde doğal olarak hazırlıklarını yapamadı.

Şimdi utanmadan çıkmış diyorsun ki; “Süreç 1 Temmuz’da başladı. Hepinizi yakarım.”

Böyle vicdansızlık olmaz.

Seni seçip oraya oturtan bu millete böyle vefasızlık olmaz.

Böyle devlet insanlığı hiç olmaz.

Sen memleketin sokaklarını bilmiyorsun.

Ama ben sana söyleyeyim.

Bu millet seni o sandıkta öyle bir yakacak ki şaşırıp kalacaksın.

Tasarruf etmeyi geçtim.

Zengin olma hayalini geçtim.

İş geldi, milletin rızkına dayandı.

Bir çiftçi kardeşimin sitemi her şeyi özetliyor.

Diyor ki; “Biz köylüyüz, çiftçiyiz. Daha önce pancar üretiyorduk.

‘Kota’ dediler; onu dediler, bunu dediler. Pancarı bitirdiler.

Şimdi tütün ekiyoruz.

Ona da şimdi; ‘Belge’ diyorlar, ‘Yasak’ diyorlar.

Buğday para etmiyor. Nohut para etmiyor.

Ne yapalım? Biz ölelim mi?”

Buradan iktidara sesleniyorum.

Bu işin takipçisi olacağız.

Gelin tütün üreticimizi cezaevine değil, tarlalarına gönderelim.

Bu konudaki tarihi erteleyip tütün kıran çiftçimize zaman tanıyın.

Milletin malına çöreklenenleri korumakta pek bir mahirsiniz.

Gelin bir kez olsun bu maharetinizi çiftçimiz için kullanın, milletimiz için kullanın.

Yazıktır, günahtır.

 

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Ak Parti iktidarı milletimizin hazinesini boşalttığı yetmemiş gibi bir yandan da milletin olan ne varsa haraç mezat satmanın peşinde.

Makine Kimya Endüstrisi’nden sonra sırada bir diğer stratejik kurumumuz TEİAŞ yani Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi var.

Kamunun yani milletin olan bu şirket 2020 yılında 14.9 milyar lira ciro yapıp 2 buçuk milyar liraya yakın da kâr etti.

Ama buna rağmen bir Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirilmesi için düğmeye basıldı.

Daha iki hafta önce yine bu kürsüden gündeme getirdiğim elektrik dağıtım şirketleri üzerinden yapılan yağma yetmedi.

Şimdi de toptan satışa niyetlendiler.

Her seferinde; “Biliyorsunuz ben ekonomistim.” diyen sayın Erdoğan belli ki piyasa yapılarının anlatıldığı derslerde uyumayı tercih etmiş.

Kesin derse devam etmemiş.

Kendisine buradan ekonomi ile ilgili ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Sayın Erdoğan ekonomide; “doğal tekel” dediğimiz bir kavram vardır.

Belli sektörlerde tüketiciye en az maliyetle, topluma en fazla faydayı sağlayabilmek için sadece tek bir firmanın olması gerekir.

Yani kamu firmasının olması gerekir.

Bunu ekonomist olduğunu iddia eden herkes bilir.

Elektrik iletimi sektörü de işte böyle bir doğal tekeldir.

Yani bu sektörde hizmetin tek bir firmayla verilmesi toplumun yararınadır.

Çünkü şayet elektrik iletimi özel bir şirkete geçerse elektrik fiyatları o şirketin yararına, toplumun ise zararına olacak şekilde artabilir.

Sonuçta da sanayicimiz, çiftçimiz, vatandaşımız daha da artan elektrik faturalarıyla karşılaşabilir.

Tam da bu nedenle özelleştirme fikrinin anası ve neoliberalizmin yılmaz savunucusu olan Margaret Thatcher bile iktidarında elektrik iletimini özelleştirmemiştir.

Sayın Erdoğan seni tekrardan uyarıyorum.

Elektrik iletimi stratejik bir öneme sahiptir.

TEİAŞ’ın yük dağılımını kontrol edip Türkiye’deki anlık elektrik arz-talep dengesini kontrol etmek gibi hayati bir görevi vardır.

İşte bu nedenle TEİAŞ kâr amacı gütmemesi gereken bir kurumdur.

Bu sektörün kontrolü kamuda olmazsa ekonomik bağımsızlığımız tehlikeye girer.

Hani; ‘’Yerli ve millî. Beka meselesi.’’ diyorsunuz ya sayın Erdoğan.

Ahan da işte bekanın, tam zurnanın zart dediği yer burası.

Hadi bakalım görelim bekayla ilgili hassasiyetini.

 

Gel, bir kez olsun bizi dinle.

Bağımsızlığımızı tehlikeye sokabilecek bu yanlıştan çok geç olmadan dön.

Yeter artık ya.

Türk devleti ve Türk milletinin varlıkları senin ve iş bilmez kadrolarının oyuncağı değildir kardeşim.

Aziz Milletim;

“Faiz sebep enflasyon sonuçtur.” anlayışının ülkeyi getirdiği nokta ortada.

Daha dün gibi hatırlıyorum.

2018 genel seçimlerinde dolar 4 liraya, Euro da 5 liraya yükselmişti.

Aynı uyarıları o zaman da yapmıştık.

“İş bilmez damadından Ekonomi Bakanı olmaz. Türkiye’nin altını oyuyorsun.” dedik.

“Demokrasi olmadan ekonomi düzelmez.” dedik.

“Merkez Bankası’nı sarayın arka bahçesine çevirirsen Türkiye’nin itibarı kalmaz.” dedik.

Aradan üç sene geçti.

Bugün dolar 8.7 liralara, Euro da 10 buçuk liralara geldi.

Türkiye 3 yıl öncesini bile mumla arar oldu.

Keşke olmasaydık ama o zaman da haklıydık.

Bugün de haklıyız, yarın da haklı çıkacağız.

Bu gerçek artık tescillenmiştir.

Kayıt dışı ekonomi gibi, yüksek enflasyon gibi, ithalata bağımlılık gibi sayın Erdoğan da artık Türkiye ekonomisinin yapısal bir sorunu hâline gelmiştir.

Bizzat sayın Erdoğan Türk ekonomisinin yapısal bir problemi hâline gelmiştir.

Ne son 10 yılda ne son 5 yılda ne de son 3 yılda yaşadıklarımızdan tek bir ders dahi çıkaramadı.

Öğrenmeye kapalı, akla ve bilime düşman, demokrasiyi de zayıflık olarak gören bu zihniyet Türkiye’nin en büyük yapısal sorunudur.

İşte o nedenle sayın Erdoğan gitmeden Türkiye zenginleşemez.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları gitmeden Türkiye özgürleşemez.

Bu iktidar değişmeden Türkiye düze çıkamaz.

Bu değişimi ne kadar önce yaparsak ülkemiz adına o kadar hayırlıdır.

Türkiye yeni bir sayfa açmamızı bekliyor.

Milletimiz güçlü, zengin ve mutlu bir ülkede yaşamak istiyor.

Biz bu çağrıyı duyduk ve geçtiğimiz hafta Artagan’ı açıkladık.

Büyük bir mutlulukla görüyoruz ki sadece biz değil, artık tüm Türkiye Artagan’ı bekliyor.

İktidara oy vermiş olanlar da muhalefete oy vermiş olanlar da tüm vatandaşlarımız Artagan etrafında birleşiyor.

Teknolojiyi kullanarak dünyanın en baskıcı düzenini kurmak da mümkün; dünyanın en demokratik düzenini kurmak da mümkün.

Artagan teknolojinin demokrasi tarafındadır.

Biz Artagan’la bu eğri düzeni kökten değiştireceğiz ve bizden sonraki nesillere hak ettikleri bir Türkiye’yi miras bırakacağız.

Bizim amacımız sadece iktidara gelmek değil, 100 yıl sonra bile hatırlanacak yeni bir hikâye yazmaktır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu ülkeye nasıl bir miras bıraktıysa aynı onun gibi milletçe gurur duyacağımız kutlu bir miras bırakmaktır.

Sayın Erdoğan ne ekersen onu biçersin.

Sen aklını rant için kullandın.

Ortaya Kanal İstanbul gibi bir ucube çıktı.

Biz aklımızı milletimiz için kullandık.

Ortaya zengin bir Türkiye’nin kapısını açan Artagan çıktı.

Sen; ‘’Önce şahsım. Sadece şahsım.’’ dedin.

Ortaya Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi gibi bir ucube çıktı ve bu ucube sistem çıktı.

Biz; ‘’Önce millet, önce memleket.’’ dedik.

Ortaya İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çıktı.

Liyakat işte budur.

Vizyonlarımız arasındaki uçurum işte budur.

İYİ Parti’nin farkı işte budur.

Bu kadar basit.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Dünya dijital çağda hızla ilerliyor.

Türkiye bu yeni dünyadaki yerini almadığı taktirde iktidarın zenginlik masallarını dinlemeye maalesef devam edeceğiz.

Şimdi anlatacaklarımı 50 yaş üstündekiler anlayacak mı bilmiyorum.

Doğru zamanda doğru yatırımlar yaparak, doğru kararlar alarak dünyanın gerisinde kalmamak artık ülkeler için kritik önem taşıyor.

Çünkü bu değişimleri sonradan yakalamaya çalışmanın maliyeti artık çok yüksek.

Son 20 yılda 3G’den 5G’ye hızlı geçişimizin nedeni veri hızındaki artış ihtiyacıdır.

3G ile 2 saatlik bir filmi indirmek 26 saat sürüyordu.

4G ile bu süre 6 dakikaya indi.

Ama 5G bunu 3.6 saniyeye indirmeyi vadediyor.

Peki Türkiye bu hızın neresinde?

Çok uzak değil 2025 yılında 5G bağlantı sayısının ülke nüfuslarına oranı; Japonya’da %83, Kore’de %71, ABD’de %55, Fransa’da %47, Çin’de ve Rusya’da ise %32 olacak.

Peki Türkiye için beklenti ne kadar?

Sadece %13.

Belli ki yeniliklere yetişemiyoruz.

Peki mevcut internetimiz ucuz mu?

Hayır, tam tersine.

Gelişmiş ülkelerin vatandaşları internete gelirlerinin %0,5 ila %1 buçuğunu ödüyorlar.

Bizse bu yavaş internete bile gelirimizin %2’sini ödüyoruz.

Mesela bir Portekizli ile bir Türk vatandaşı internete gelirine göre aynı oranda para ödese de Portekizli 5 kat daha hızlı internet kullanıyor.

Peki bunları neden anlatıyorum?

Mesela hâlâ iç karışıklıklarla uğraşan Ukrayna’daki bir genç bir oyunu 20 dakikada indirebiliyorken bu sürenin Türkiye’de 40 dakika olması çok mu fark ediyor?

Evet, gerçekten çok fark ediyor.

Çünkü yapılan araştırmalar gösteriyor ki internet hızıyla ekonomik büyüme arasında çok yakın bir ilişki var.

Dünya Bankası raporlarına göre internet hızındaki %10’luk bir artış, ekonomide %1.3’lük bir büyüme demek.

Yani internet hızlandıkça ekonomi büyüyor.

Dolayısıyla kafayı betona takmış bu iktidar geciktikçe Türkiye kaybetmeye devam ediyor.

Yalnızca ekonomik büyüme değil.

İstihdamın da internetle yakından bir ilişkisi var.

Yapılan bir çalışma internete erişim hızı arttıkça istihdam oranının da %1.8 oranında artacağını gösteriyor.

Yani internete erişebilmek ve hızlı bir internet kullanmak başta iş bulma ve beceri geliştirme imkânlarını artırdığından istihdama olumlu bir katkıda bulunuyor.

Peki interneti hem yavaş hem pahalı sunan ülkemiz onu erişilebilir hâle getiriyor mu?

Maalesef hayır.

Gelin, basit bir karşılaştırma yapalım.

2010 yılında Türkiye’deki geniş bant internet abonesi sayısının nüfusa oranı %9 olarak ölçülmüş.

2020 yılının son çeyreğinde ise bu oranı %18 buçuğa çıkarmışız.

Ak Partili arkadaşların sevinç çığlıklarını duyar gibiyim.

Ama çok sevinmesinler.

Çünkü aynı dönemde OECD ortalaması %24’ten %32’ye çıkmış.

Macaristan %19’dan %32’ye, Yunanistan ise %19’dan %39’a çıkmış.

Türkiye’nin gösterdiği performansla geride bıraktığı sadece iki ülke var; Meksika ve Kolombiya.

Üstelik Meksika’nın da bizi geçmesi de an meselesi.

2019 yılı verilerine göre nüfusumuzun yalnızca %74’ü internet kullanıyor.

Bu oran Rusya’da %82, Macaristan’da %80, Güney Kore’de ise %96.

Fas’ta bile, Irak’ta bile nüfusun %75’i internet kullanıyor.

Maalesef Türkiye nüfusunun internete erişimi konusunda 2007’nin Almanya’sını daha yeni yakalamış durumda.

Yetersiz internet altyapısına yalnızca makroekonomik etki ve istihdam üzerinden bakmak da yeterli değil.

Konunun başında da söylediğim gibi dünya değişiyor.

50 yaş üstündekiler dikkatiniz dağıldı değil mi?

Gelişen teknoloji beraberinde yeni değer setleriyle geliyor.

Yeni ekonomide gençler internet üzerinden yeni bir dünya kuruyor.

Bugün artık hayatımızda yepyeni kavramlar var.

Artık Gig Ekonomisi’nden bahsediyoruz.

Hemen bilmeyenler açısından; ‘’Google’lamak’’ diye bir kavram var ya. Google’layalım.

Dijital Göçebelik’ten bahsediyoruz.

Yeni Medya’dan bahsediyoruz.

Yeni nesil eğlence platformlarından, E-spor’dan bahsediyoruz.

Peki bu kısıtlı erişim ve düşük hız ile küresel trendleri yakalayabilir miyiz?

Maalesef yakalayamayız.

Mesela araştırmalara göre yalnızca ABD ve AB-15 bölgelerinde 160 milyon Gig işçisinden bahsediliyor.

160 milyon kişi buradan para kazanıyor.

Pandeminin uzaktan çalışmanın mümkün olduğunu kanıtlaması ile bu sayının çok daha artacağı tahmin ediliyor.

Peki bu 160 milyonluk yeni çalışan grubunun bir kısmını Türkiye’ye çekmek ve ülkemize ekonomik katkı sağlamak mümkün mü?

Mevcut dijital altyapımız ile maalesef bu şimdilik imkânsız.

Çünkü Türkiye dijital göçebelik endekslerinde en yaşanabilir ülkeler arasında 106. sırada.

Mesela bugünkü anlamıyla E-spor çok değil, 7-8 senedir hayatımızda olan bir kavram.

Çocuklarınızın hemen hemen tamamına yakını bu konuyu bilir.

Muhtemelen de içinde yer almıştır.

E-spor artık yalnızca bilgisayar oynamaktan ibaret değil.

Dünya çapında tam 500 milyon izleyiciye ulaşan ve milyarlarca dolarlık bir endüstrinin parçası olan devasa bir spor organizasyonu.

Bu alandaki gelişmişlik doğal olarak 100 milyar dolarlık bilgisayar oyun pazarından alacağınız payı da belirliyor.

Ama E-spor’da başarılı olmak için bazı şartlar var.

Profesyonel anlamda E-sporcu yetiştirebilmemiz için düzgün bir altyapıya ve mevzuata ihtiyacımız var.

Ama maalesef özellikle gençlerimizin ciddi talepleri olmasına rağmen STK, dernek ve kulüplerin özverili çabaları haricinde bu konuyla ilgili devlet politikası olarak yürütülen ciddi bir çalışma yok.

Gözle görülebilir, elle tutulabilir bir satma potansiyeli olmadığı için ağabeyler ilgilenmiyor.

İşte o nedenle bu hafta, Milletin Kürsüsü’nde,

hem genç bir teknoloji girişimcisi, hem de bir e-sporcu olan,

Hamza SÖNMEZ kardeşimizi ağırlayacağız.

Kendisi bize sektörün sorunlarından ve ihtiyaçlarından bahsedecek.

Varsın onlar, beton ekonomisine kafa yorsun,

biz, yeni ekonomiye odaklanacağız.

Varsın onlar, yandaşlarının kasalarını dert etsinler,

biz, gençlerimizin dertlerine odaklanacağız.

Çağın ve demokrasinin gereklerinden nasibini alamamış, TRT ve Meclis Televizyonu,

yayını birazdan kesecek olsa da,

biz, milletimizin sesini, bu kürsüden duyurmaya devam edeceğiz.

Buyur Hamza, söz de kürsü de senindir.

///////////////////////////////////

///////---- KONUŞMACI ----///////

///////////////////////////////////

Teşekkür ederim Hamzacım.

Buradan e-sporcularımıza seslenmek istiyorum:

Gerçi Hamza DOTA’cı değilmiş ama;

İYİ Parti iktidarında; “DOTA 10 kişinin oynadığı ve sonunda Korelilerin kazandığı bir oyundur.” klişesini sizlerle birlikte tarihe gömeceğiz.

Doğru yatırım ve desteklerle Türk e-sporcuları dünyada hak ettiği yeri alacak.

Hiç merak etmeyin.

Sözümüz söz.

Değerli dava arkadaşlarım;

Geçen hafta Artagan projemizi anlatırken de bahsetmiştim.

Dijitalleşen dünya Türkiye için fırsatlarla dolu.

Her biri birbirinden yetenekli, zeki ve çalışkan gençlerimiz var.

Tek yapmamız gereken onlara potansiyellerini açığa çıkartabilecekleri imkânları ve altyapıları sunmak.

Bu kadar basit.

İnternet hızı, internete erişim ve bilgi toplumuna entegrasyon bunlardan bazıları.

Peki biz ne yapacağız?

Biz interneti milletimiz için elektrik gibi, su gibi temel bir ihtiyaç olarak görüyoruz.

O nedenle her şeyden önce iletişimdeki vergi yükünü hafifleteceğiz.

Artagan hayata geçtikten sonra da vergiyi kaldıracağız, internetteki vergiyi kaldıracağız.

İnternet altyapı hizmetlerini güçlendirip yatırım miktarımızı OECD ortalamasının üzerine çıkaracağız.

Bu hem daha çok kişinin internete erişimini sağlayacak hem de internet hızımızı artıracak.

Bu amaçla fiber altyapımızı ülke çapında genişletip tüm vatandaşlarımızın hizmetine sokacağız.

Genç Cumhuriyetimiz nasıl Türkiye’yi demir ağlarla ördüyse biz de Türkiye’yi fiber ağlarla öreceğiz.

Nitekim bu yoldaki adımlarımızı iktidar olmayı beklemeden atmaya başladık.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyemiz Taylan Yıldız’ın yoğun gayretleri, sayın Ekrem İmamoğlu ve ekibinin de desteğiyle Metroda İnternet Projesi’nde sona gelindi.

İstanbullular artık metronun birçok yerinde internet kullanabiliyor.

Proje tamamıyla devreye girdiğinde inşallah metroda internetin olmadığı yer İstanbul’da kalmayacak.

Bu vesileyle emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Yavaş ama pahalı internetin en büyük sebebi internet hizmet sektöründeki rekabetin zayıflamasıdır. 

Hamza’nın biraz evvel söylediği gibi.

BTK verilerine göre Türkiye’de hâkim pazar operatörlerinin payı %65’in üzerinde.

Bu birkaç firmanın bu alanda tekelleşmesi demek.

Firmalar tekel oldukları durumlarda yatırımdan kaçınıyor.

Dolayısıyla hizmet kalitesi ve değişimlere uyum hızı da düşüyor.

İşte o nedenle İYİ Parti iktidarında internet servis sektöründe tekelci anlayışı ortadan kaldırıp gerçek rekabeti sağlayacağız.

Değerli dava arkadaşlarım;

İktidarlar boş lafla, hamasetle değil icraatla büyür.

Hamaseti icraatın önüne koyan siyasi partiler sandıkta kaybetmeye mahkûmdur.

İcraat yapamayan sayın Erdoğan’ın ve Ak Parti iktidarının Türkiye’ye hamasetten başka verecek bir şeyi kalmadı.

Onlar saraylarında sefa sürüp Türkiye’ye her gün yeni bir masal anlatırken milletimiz hayat şartları altında ezilmeye devam ediyor.

İşte o nedenle başımıza bela ettikleri bu ucube sisteme geçtiğimiz son 3 yılda hızla fakirleşen milletimizin gözü kulağı artık bizim üzerimizde.

Bakın o kadar ilginç ki gittiğimiz her yerde hangi konuda, hangi sektörde, hangi üretimde, üretimin hangi alanında problem vardıysa örneğini elime verip; ‘’Bunu oradan göster.’’ diyorlar. 

Bakın Malatya’dan bu yaşı verdiler elime.

Bu da sarma için kurutulmuşu, kıyılmışı.

Ama gene Malatya’da bir arkadaşımız bunu özellikle verdi.

Dedi ki; ‘’Bizim porsiyonların zaten küçüklüğü küçük de. Bir de böyle delik. Bunu göster.’’ dedi.

‘’Bunu göster.’’ dedi.

Şimdi doğudan batıya, kuzeyden güneye, memleketin dört bir yanında artık Millet Bizi Çağırıyor!

Kimse merak etmesin.

Biz bu kutlu çağrıyı duyuyoruz.

İl il, ilçe ilçe milletimizle buluşuyoruz.

Sıkılmadık el, çalınmadık kapı, dinlemedik dert bırakmıyoruz.

İktidarın dümenlerine rağmen her geçen gün milletimizin desteğiyle büyüyoruz.

Bu arada Hamza şimdi bizi TRT’yi ve Meclis kapatıyorlar televizyonu.

Ama mutlaka birileri izlemiştir.

Beyinlerini yaktın be oğlum sen bugün.

Ne yapacak ağabeyler?

İnan bütün devreler yandı.

Şimdi bakıyorlardır; ‘’Ne demek istedi?’’ diye.

Vizyonumuzla, projelerimizle, çözümlerimizle ve Milletin Kürsüsü’nden konuşan vatandaşlarımızın öngörüleri, tespitleriyle iktidara yürüyoruz.

Bizim yolumuz hak yoludur.

Bizim yolumuz hakikat yoludur.

Bizim yolumuz millet yoludur.

Bu kutlu yolda asla durmayacağız.

İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’le Türkiye’yi düze çıkarıncaya kadar yılmayacağız.

Artagan’la milletimizi zenginliğe kavuşturuncaya kadar yorulmayacağız.

Bu, bizi bu günlere getiren ülkemize ve milletimize olan vefa borcumuzdur.

Onların hayallerinin bittiği yerde bizim gerçeklerimiz başlar.

Çünkü biz cesareti Mete Han’dan, destanı Bilge Kağan’dan, gücü Alper Tunga’dan, umudu Kürşad’tan, inancı Alparslan’dan; kararlılığı Fatih’ten, mücadeleyi Atatürk’ten öğrenenleriz.

Çünkü biz Türkiye’nin iyi ve cesur evlatlarıyız.

Çünkü biz İYİ Parti’yiz.

Çünkü biz Türkiye’yiz.

Toplantımızı şereflendirdiniz,

Sağolun, varolun, Allah’a emanet olun.