“O kirli çarkı haramzadelerin başında kıracağız.”

GERİ DÖN

Grup Konuşmaları

“O kirli çarkı haramzadelerin başında kıracağız.”

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 23 Haziran 2021’de TBMM grup konuşmasında;

Yerli aşıya, sayın Erdoğan’ın Srebrenitza Soykırımı’nı reddeden Boşnak düşmanı Dodik adına pul bastırmasına,

Adana’da ve Hatay’da karşılaştığı çiftçilere, Tozkoparan’da evlerine el konulmuş mağdur vatandaşa,

Afyon’da et alamayanlara, besicinin sorunlarına,

Hayatı ve Türkiye’yi betondan ve 5 müteahhitten ibaret zanneden zihniyetin enerji konusundaki tutumuna ilişkin görüşlerini paylaştı.

İklim kriziyle mücadele için acil alınması gereken tedbirleri ve çözüm önerilerini iletti.

Milletin Kürsüsü’nde sözü; pandemi döneminden etkilenen servis şoförlerinin sesi olmak için Ahmet Alper İntepe’ye verdi.

(Tam Hâli)

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 23 Haziran 2021’de TBMM grup konuşmasında;

Yerli aşıya, sayın Erdoğan’ın Srebrenitza Soykırımı’nı reddeden Boşnak düşmanı Dodik adına pul bastırmasına,

Adana’da ve Hatay’da karşılaştığı çiftçilere, Tozkoparan’da evlerine el konulmuş mağdur vatandaşa,

Afyon’da et alamayanlara, besicinin sorunlarına,

Hayatı ve Türkiye’yi betondan ve 5 müteahhitten ibaret zanneden zihniyetin enerji konusundaki tutumuna ilişkin görüşlerini paylaştı.

İklim kriziyle mücadele için acil alınması gereken tedbirleri ve çözüm önerilerini iletti.

Milletin Kürsüsü’nde sözü; pandemi döneminden etkilenen servis şoförlerinin sesi olmak için Ahmet Alper İntepe’ye verdi.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 3’üncü faz çalışmalarına başlanan yerli aşıyla ilgili iktidara uyarılarda bulundu.

Bosnalı soydaşlarımıza kin kusan Sırp Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Milorad Dodik için PTT’ye hatıra pulu bastırılmasını tepki gösteren Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener; “İnancımıza ve değerlerimize göre o pullarda kullanılan mürekkep değil, Müslüman kanıdır. Bu yanlıştan derhâl dönün.’’ dedi.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener; Adana’da, Hatay’da karşılaştığı çiftçilere, Tozkoparan’da evlerine el konulmuş mağdur vatandaşa, Afyon’da et alamayanlara ve Afyon’daki besicinin sorunlarına ilişkin; “Hizmet siyaseti yaptıkları masalını her fırsatta anlatmaya devam ediyorlar. Mesela nice yetenekli gencimiz iş bulamazken; müdürlerine 11, danışmanlarına da beş maaş vermeye devam ediyorlar.’’ dedi.

İktidarın soygun düzenine seyirci kalmayacaklarını belirten Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, iktidarın devlete ait AK Köprü Barajı’nı satmaya hazırlandığını, aynı santralden çıkan elektriğin millete 3-5 katına satmaya çalışıldığını vurguladı.

AK Partili bürokratların ceplerinden başka şey düşünmediğini sözlerine ekleyen Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, ‘’Bu kirli çarkı kırabilmenin yolu belli ve emin olun ki ilk seçimde milletimizden yetkiyi alıp, o kirli çarkı haramzadelerin başında kıracağız.” dedi.

Sayın Erdoğan’ın rant ekonomisine dikkat çeken Genel Başkanımız; ‘’Büyümeyi doğal gaz keşfinden, kalkınmayı da parayı betona gömmekten ibaret gördüğü için de hem Türkiye’de hem de kardeş Azerbaycan’da yandaş müteahhitlerinin şantiye şefi gibi hareket etmekte hiçbir sakınca görmez.’’ açıklamasında bulundu.

İklim kriziyle mücadele konusuna değinen Genel Başkanımız; ‘’Bir iklim değişikliği politika paketiyle işsizlik azalacak, katma değer artacak. Böylece millî gelirimizi en az %7 arttıracağız. İktidara geldiğimizde karbon kotasını uygulayacağız. Bir sınır getirip bu sınırın üzerine çıkanlara yani çevreyi kirletenlere caydırıcı düzeyde cezalar vereceğiz. Yeşil Dönüşüm Fonu kurup çevreyi kirletenlerin ödeyeceği cezaları bu fona aktaracağız. Yeşil Dönüşüm Fonu ile düşük karbon ekonomisine geçişi kolaylaştıracak, alternatif teknolojilere yatırımı özendirerek, bu alanlarda çalışan yerlere vergi avantajları sağlayacağız. Altyapı, üstyapı ve lojistik yatırımlarını, enerji talebini azaltacak ve döngüsel ekonomiyi mümkün kılacak şekilde yapacağız. Yeşil dönüşüm projelerine uygun maliyetli finansman desteği sağlayacağız. Yeşil Toparlanma Vizyonumuzla uyumlu olarak hem kamu hem de özel sektör için iklim politikalarımızı şeffaf ve öngörülebilir şekilde uluslararası arenaya sunup böylece iklim finansmanı için yatırım çekeceğiz.’’ diyerek iklim kriziyle mücadele konusunda çözüm önerilerini iletti.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, Millet Kürsüsü’nde söz hakkı verilen insanlara, AK Parti iktidarı tarafından baskı uygulandığını aktararak Milletin Kürsüsü’nde sözü pandemi döneminden etkilenen meslek gruplarında servis şoförü Ahmet Alper İntepe’ye verdi.

Grup Konuşmasının tamamını izlemek için aşağıdaki linke tıklayınız…

https://youtu.be/5s4f4Vg5AEk

 

Grup Konuşması Tam Metni:

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, kıymetli basın mensupları;

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Grup toplantımıza hoş geldiniz.

Sözlerimin başında yerli aşımızın üçüncü faz testlerine başlandığı haberinden dolayı duyduğum memnuniyeti paylaşmak istiyorum.

Uzun zamandır görmek istediğimiz bir gelişmeydi.

Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Umarım üçüncü faz testleri başarıyla sonuçlanır ve aşının yaygınlaşmasıyla pandemi süreci milletimiz için olumlu bir düzleme oturur.

Yalnız dün akşam iktidarın havuz medyasında ve sosyal medyada yapılan yoğun propagandayı gördükten sonra sayın Erdoğan’ı uyarmak istiyorum.

Yerli aşı meselesinden siyaset devşirmeye kalkıp da böyle önemli bir süreci baltalama.

Baltalanmasına müsaade etme.

Bırak; Bilim Kurulu, Sağlık Bakanlığı ve bilim insanlarımız süreci olması gerektiği gibi yürütsün.

Milletimiz yerli aşımızı uzun zamandır bekliyor.

Şayet daha önce nice kritik konuda yaptığın gibi bu konuyu da algı operasyonuna kurban edersen bu sefer altında kalırsın.

Sonra; ‘’Söylemedi, uyarmadı.’’ demeyesin.

 

Değerli dava arkadaşlarım;

Şeyh Edebali Osman Bey’e öğüdünde diyor ki; “Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez.

Geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın.”

Bu sözlerdeki büyük hikmete rağmen Türkiye maalesef 19 yıldır geçmişini bilmeyen, geleceği de göremeyen bir iktidar tarafından yönetiliyor.

Biliyorsunuz, sayın Erdoğan ve arkadaşları lafa geldi mi sürekli rahmetli Aliya İzzetbegoviç’ten söz edip onun değerlerinin takipçisi olduklarını iddia ederler.

İşte sözüm ona bu fevkalade muhafazakâr arkadaşlar Bosnalı kardeşlerimize kin kusan eski Sırp Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Milorad Dodik için PTT’ye hatıra pulu bastırdılar.

Dün; “Her bir Sırp’a karşılık 100 Boşnak ölmelidir.” diyenlerle kanka olan bu aymazlık, bugün de insanlık tarihinin en büyük suçlarından biri olan Srebrenitza Soykırımı’nı reddeden ve okullara utanmadan savaş suçlusu Karadziç’in adını veren Boşnak düşmanı Dodik’in namına pul bastırma peşinde.

Şu vefasızlığa bakar mısınız?

Şu ilkesiz duruşa bakar mısınız?

Bu sözde muhafazakârlığa bakar mısınız?

Yazıklar olsun size.

Yazıklar olsun sizin zihniyetinize.

Sayın Erdoğan sana rahmetli İzzetbegoviç’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum.

“Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz.

Ne yaparsanız yapın. Ama soykırımı unutmayın.

Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Bosna’daki soykırımı reddeden birine hatıra pulu bastırmak Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi soykırımı unutmaktır.

İnsanlık suçunu unutanların insanlığın gönlünde yeri olmaz, olamaz.

İnancımıza ve değerlerimize göre o pullarda kullanılan mürekkep değil, Müslüman kanıdır.

Müslüman kanı.

Bu yanlıştan derhâl dönün.

O pulları vakit kaybetmeden imha edin.

Ayıptır, günahtır.

 

 

Aziz milletim;

Milletine verdiği sözleri unutan, milletine yabancılaşan; milletinin dertlerini, acılarını görmezden gelen bir iktidar ömrünü tamamlamış demektir.

Hele ki bu iktidar bir de çıkıp milletine yalan söylüyorsa artık uzatmaları bile tamamlamış demektir ve böyle bir iktidarın en azından utanması gerekir.

Ama maalesef ne sayın Erdoğan’da ne de arkadaşlarında zerre kadar utanma göremiyoruz.

Aksine her şeyi iyi yaptıkları yalanını ısrarla söylemeye devam ediyorlar.

Hizmet siyaseti yaptıkları masalını her fırsatta anlatmaya devam ediyorlar.

Mesela nice yetenekli gencimiz iş bulamazken; müdürlerine 11, danışmanlarına da beş maaş vermeye devam ediyorlar.

Mesela işçilerimiz, memurlarımız, emeklilerimiz ay sonunu getiremezken; yollar, köprüler, havalimanları üzerinden o beş müteahhide para aktarmaya utanmıyorlar.

Mesela esnafımız, çiftçilerimiz iflasın eşiğindeyken; memleketin akarsularına HES projeleriyle çökmüş yandaşlarına tıkır tıkır garanti ödemeye utanmıyorlar.

Mesela milletimize pandemi şartlarında 10 milyar liralık desteği rica, minnet verirken; beşli çetenin vergi borçlarını tek kalemde silmeye utanmıyorlar.

Mesela Tank Palet’i peşkeş çektikleri yetmiyormuş gibi şimdi de bir diğer stratejik kurumumuzu, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nu özelleştirmeye çalışıyorlar, hazırlanıyorlar.

Ordumuzun mühimmatının önemli bir bölümünü üreten bu stratejik kurumu da peşkeş maceralarına kurban etmeye utanmıyorlar.

Sözüm ona muhafazakârlar.

Ama talan etmedik, kırmadık, dökmedik, satmadık bir şey bırakmadılar.

Satarak tükettikleri gibi girdikleri garip akçeli ilişkilerle yiyerek de tüketmeye utanmıyorlar.

Değerli dava arkadaşlarım, utanmıyorlar.

Çünkü milletimizin gerçekleri artık umurlarında bile değil.

Çünkü Ak Parti ve ortakları için birinci öncelik saray sefasının sürmesi.

Nitekim çok konuşup az iş yapan sayın Erdoğan’ın aklı özellikle şu sıralar içeride düşman ilan edip dışarıda dost olduklarıyla meşgul.

Bunun son örneği Afganistan meselesi.

Biliyorsunuz, Amerika Afganistan’dan çekiliyor.

Ama aklı oradaki havaalanında kalıyor.

“Ne yaparım?” diye kara kara düşünürken iç politikada Amerika’ya etmedik laf bırakmayan sayın Erdoğan devreye giriyor ve nedense bu işe gönüllü oluyor.

Yani bir anlamda diyor ki; “Dostum Biden, sen rahat ol. Biz bu işi üstleniriz.”

Şu devlet insanlığına bakar mısınız?

Şu ciddiyete bakar mısınız?

Buradan sayın Erdoğan’ı aklını başına almaya davet ediyorum.

Afganistan ile tarihi bağlarımız var.

Türk askeri orada görev yaptığı süre boyunca asla muharip görev üstlenmedi.

Tam tersine kardeş Afgan halkına yaptığı yardımlarla gönülleri kazandı.

Şimdi hiçbir güvenlik gerekçesi yokken ve sırf sen yeni Amerikan Başkanı’na şirin görüneceksin diye böyle bir riske girmenin akılla izah edilir bir yanı yoktur.

Üstelik bu anlamsız göreve aday olurken para pul konuşmanın da manası yoktur.

Sayın Erdoğan Afganistan’ı kim bu hâle getirdiyse bırak o toplasın.

Dostun Biden’a söylemen gerekenleri söyleyemedin.

Söylememen gerekeni de büyük bir iştahla söylüyorsun.

Amerikalı askerin canını kurtarmak için kendi askerini feda etmeye bu kadar hevesli olma.

Böyle diplomasi olmaz.

Böyle devlet yönetilmez.

Bu maceraya atacağın kınalı kuzuların ayağına taş değerse senden biliriz.

Hesabını da senden sorarız.

Bunu böyle bilesin.

 

Aziz milletim;

Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı sıfatıyla öncelikli görevi Afganistan’da havaalanı güvenliği sağlamak değil, kendi milletinin huzur ve refahını sağlamaktır.

Ancak maalesef kendisi işini yapmadığından milletimizin huzur ve refahı için İYİ Parti olarak biz çalışıyoruz.

Nitekim sayın Erdoğan zengin masalarında hesap yapmakla meşgulken ben ve arkadaşlarım; il il, ilçe ilçe dolaşıyor, milletimizi dinliyoruz.

Geçtiğimiz hafta sonu bütün milletvekillerimiz, GİK üyelerimiz, kurucularımız, MDK üyelerimizin tamamı, Başkanlık Divanımızın tamamı İstanbul’un ilçelerinde sokak sokak dolaştılar.

2 gün boyunca dolaştılar.

Bu hafta da 2 gün boyunca İstanbul’da aynı şekilde milletimizi dinlemeye devam edecekler.

Ondan sonraki hafta Ankara, ondan sonraki hafta Konya’da aynı çalışma tekrarlanacak.

Ben ise 20 Ocak 2020’den beri ilçe ilçe esnaf geziyorum.

O esnaf dükkânları içinde milletimizin çeşitli dertlerini dinliyorum.

Müşteri olarak bulunan işsiz genci görüyorum.

Genç işsizleri görüyorum.

Çiftçiyi görüyorum.

Derdini anlatamayan emekliyi görüyorum.

Tencere kaynatmakta zorluk çeken kadınları görüyorum ve onları dinleyip bu kürsüden kamuoyuna mal ediyoruz.

Sonra sizler, milletvekili arkadaşlarım bu konularla ilgili Meclis’te üzerinize düşenleri yapıyorsunuz ve bu problemlerin, dertlerin takipçisi oluyoruz.

Şimdi İYİ Parti bunları yapmaya devam edecek.

Biz bunları yaptıkça maalesef iktidar partisi ve iktidarın bileşenleri de siniri bozulmuş bir şekilde sağa sola iftira atmaya devam edecek.

Ama biz bu yün yumaklarına takılmadan milletimizin derdiyle hemhâl olmaya, o dertleri dinleyip o dertlere çözüm ulaştırmaya ve bu çözümü paylaşmaya, çözümleri paylaşmaya devam edeceğiz.

Sayın Erdoğan etrafındakileri o bol maaşlı, kabiliyetsiz danışmanlarına söyle.

27 yıllık aktif siyasi hayatımda başıma gelmedik iş kalmadı.

Sizinkiler vız gelir, tırıs gider.

Çok da acemiler ha.

Yani çok acemiler çok.

Dolayısıyla bu arkadaşlardan aldıkları o bol paranın karşılıklarını vermelerini talep et.

Seni rezil ediyorlar.

Rezil ediyorlar gerçekten.

Sahada rezil ediyorlar.

Onun için onu da söyleyeyim.

O yanındakiler para odaklı.

Biz ise, ben ve arkadaşlarım ise millet odaklı.

Onun için sen bize kulak ver, zarar görmezsin.

Sen bize kulak ver, zarar görmezsin.

Danışmanlarınla bu kafayla gidin askere, tez alırsınız tezkere.

Bunu da söylemiş olayım.

O kadar acı ki.

Bu kürsüye kim çıkıyorsa o insanların peşine düşülüyor ve ‘’Acaba ne buluruz da o insanları lime lime yapabiliriz?’’ gibi bir tarz ve tavır içindeler.

Bu, bu ülkeyi yönetenlerin aklına yakışmaz, vicdanına yakışmaz.

O kadar üzgünüm ki Adana’da 

  15:20

Kendisi Biden’in ne dediğiyle ilgilenirken biz, arkadaşlarımız eliyle Bitlisli esnafımıza kulak veriyoruz.

Kendisi yeni kankalıkların peşinde koşarken biz Afyonlu vatandaşlarımızın dertleriyle dertleniyoruz.

Kendisi Türkiye’nin değil şahsının çıkarlarını kovalarken biz yüz binlerce kamu çalışanının toplu sözleşmesine kafa yoruyoruz.

Buradan sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum.

Sen önce dön, Bitlis’te baba yadigârı dükkânlarda yaşam savaşı veren esnafımıza yapılanları gör.

Dükkânları yıkılmak üzere olan esnafımızın çaresizliğini gör.

“Dere ıslahı yapacağım.” diye yüzlerce Bitlisli esnafın ekmeğiyle oynayan vurdumduymazlığı gör.

Sen önce Tozkopan’da mağdur ettiğin binlerce insanı gör.

Sen önce Afyon’un merkezinde kentsel dönüşüm adı altında çökmeye çalışılan; ‘’Afyon’un kupon arazisi.’’ diye bildiğin, gördüğünüz gene binlerce insanı ilgilendiren o çökme işini gör.

Afyon’dakiler ve Tozkoparan’dakiler senelerdir acı içerisinde.

Evlerine, yerlerine el konmuş.

Karşılık yapılan evlerin tamamı büyük paralar karşılığı bu insanlara veriliyor.

Diyor ki bir yaşlı hanım; ‘’1.600 lira emekli maaşı alıyorum. Ben nasıl o bana tahsis edilen evin parasını ödeyeceğim?

Ben bunu nasıl ödeyeceğim? Arsam benim çok değerliydi. O kupon arazi modelindeki, tam Afyon’un merkezindeki o alanı elimizden alıyorlar. Hem şehrin ötesinde hem de büyük paralar içinde bize ev vermeye kalkışıyorlar.’’

O hanımı da inşallah senin troller gider bulurlar.

Sayın Erdoğan o hanımı kime benzettim biliyor musun?

Kendi anamla senin annene benzettim.

Allah ikisinin de mekânını cennet etsin.

Dolayısıyla o kadını, o emekli kocasından emekli maaşı alan o kadının kalbine bıçak saplama sayın Erdoğan. 

Hem Tozkoparan’ı gör hem de Afyon’u gör.

Gör de neler oluyor anla.

İstanbul Pendik’te; “Yardımlar için iki defa başvuru yaptım. İkisinde de alamadım. Çünkü Ak Partili değilim.” diyen esnaf kardeşimi duy.

“Gelen 100 müşterinin 90’ı dert yanıyor. Ülkenin kaynakları heba ediliyor. Ama hiçbir şey yapamıyoruz.” diyen kuyumcu kardeşimi duy.

“Beş çocuğum var. Bu şartlarda nasıl ayakta kalacağız bilmiyorum.” diyen ayakkabıcı kardeşimin feryadını duy.

Ama görmüyorsun, duymuyorsun.

Çünkü umursamıyorsun.

Küçük ortakla kafa kafaya vermişsiniz; “Bu eğri düzeni nasıl ayakta tutarız?” diye hesap yapıyorsunuz.

Ne hukuk tanıyorsunuz ne de ahlak.

Ne insafınız kalmış ne de vicdanınız.

Varsa yoksa iktidarınız.

Lt…

İki gün önce Afyon’daydım.

Senin o iktidar hesabın için Afyonlu kardeşim ne diyor biliyor musun?

“Böyle iktidar yere batsın.” diyor.

Bir kasap kardeşim; “Eskiden haftada bir gelen müşteri şimdilerde ayda bir gelebiliyor.

Üreticinin maliyeti arttığı için hem onlar hem de biz sürekli fiyat artırıyoruz.

Millet kasabın yolunu unuttu.” diyor.

Turizm acentesi sahibi bir kardeşim; “Nefes kredisi en yüksek faizle veriliyor.

Adı nefes kredisi ama bu faizle nefesimiz kesiliyor.” diyor.

Bolvadin’deki bir çiftçi kardeşim feryat ediyor; “Ne olacak bizim hâlimiz?

Yem 160, 170 lira.

Yemin ederim, 70-80 hayvandan 2-3 hayvanım kaldı.

Gübremiz pahalı, mazot pahalı. Mera diye bir şey de kalmadı.’’

Ha bu arada…

‘’Yayladaki yerleri de elimizden alıyorlar.” diyor.

Sen milletimizin gerçeğini görmesen de Çay ilçesindeki kardeşim görüyor.

Diyor ki; “Malcılık bitti, çiftçilik bitti. Biz bitince esnaf bitiyor. Televizyona çıkıp, ’Vatandaşım iyi durumda.’ diyor. Gelsin de görsün bakalım ne hâldeyiz.”

Aynen böyle diyor.

Sayın Erdoğan işte sana milletimizin gerçekleri.

Sefa sürdüğün saraydan bir zahmet başını çıkar da vatandaşını bir dinle.

Bu ucube sistemle devleti devlet olmaktan, vatandaşı da çileden çıkardın.

Bir zahmet sokağa çık da milletin gerçeklerini gör bakalım.

Bu hafta Milletin Kürsüsü’nde senin o duymazdan geldiğin insanlarımızdan biri var.

Okullar kapandı.

Evden çalışma dönemine geçildi ve koca bir sektör çaresizlik içinde kıvranıyor.

Servis firmaları ve emekçileri zor durumda.

Onlardan biri, servisçilik yapan, Ahmet Alper İntepe kardeşim, bugün aramızda.

Şehit babasına bile utanmadan, sıkılmadan, ekranlarını kapayan TRT ve Meclis Televizyonu’ndan, servisçi kardeşlerimizin sesini duyurmalarını, elbette beklemiyoruz.

Ama onlar istedikleri kadar sansürlesin, biz, milletimizin sesini, Türkiye’ye duyurmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Buyur Ahmet kardeşim, söz de kürsü de senindir.

Teşekkür ederim.

Bu iktidarın gerçekleri görmeye niyeti, milletimizin sesini duymaya da tahammülü yok.

İşte o nedenle biz vatandaşımızın ayağına gidip dertlerine tercüman olduğumuzda arkadaşlar çileden çıkıyor.

İftiralar, hakaretler havada uçuşuyor.

Varsın olsun.

Onlar gönüllerince çileden çıkabilirler.

İstedikleri yalanı söyleyip istedikleri çamuru atabilirler.

Biz ısrarla milletimizin sesini duyurmaya ve itinayla onları çileden çıkarmaya devam edeceğiz.

Kimse merak etmesin.

 

Değerli milletvekilleri,

Hayatı ve Türkiye’yi betondan ve 5 müteahhitten ibaret zanneden bu zihniyet enerji konusunda da maalesef sınıfta kalmıştır.

Türkiye’nin potansiyelinin ve imkânlarının farkında bile değiller.

Her zaman söylüyorum.

Güçlü, zengin ve mutlu bir Türkiye için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Bakın, Türkiye’nin enerjide toplam kurulu gücü 97 bin megavat.

Bunun yanı sıra sadece rüzgâr enerjisi potansiyelimiz 48 bin megavat.

Yani tüm kurulu gücümüzün yarısı kadar rüzgâr enerjisi potansiyelimiz var.

Yıllık 100 milyon ton petrole eş değer güneş enerjisi potansiyelimiz var.

Bu rakam ne demek?

İran’ın yılda ürettiği toplam petrol kadar güneş enerjisi potansiyelimiz var demek.

35 bin megavatlık da jeotermal enerji potansiyelimiz var.

Ama gel gör ki 2020’de enerjimizin %33’ünü kömürden sağlamışız.

Bu kömürün de %60’ını ithal etmişiz.

Yani enerjimizin en büyük kısmını çevreye en zararlı enerji kaynağından elde etmişiz.

Avrupa’nın bütün ülkeleri kömüre veda ediyor.

Belçika 5 yıl önce tüm kömür santrallerini kapattı.

Avusturya ve İsveç geçen yıl tüm kömür santrallerini kapattı.

Fransa 1 yıl içinde, İngiltere 3 yıl içinde, İtalya da 4 yıl içinde kömüre veda ediyor.

Kömürle enerji üretimi artan tek ülkeyse maalesef Türkiye.

Mesela Almanya enerjisinin %56’sını yenilenebilir enerjiden karşılıyor.

2038 yılına kadar Almanya’da karbondioksit salan tüm santraller kapatılacak.

Türkiye daha ilk nükleer enerji santralini açmakla meşgulken 2022 yılında tüm nükleer enerji santralleri kapatılacak.

Onlar; “Bu teknoloji riskli ve eski.” diyerek kapatıyor.

Bizimkilerse; “Yeni ve muhteşem bir teknoloji.” diye kendilerince hava atıyor.

İki anlayış arasındaki farkı görebiliyor musunuz?

Aziz milletim;

Bugünün kısır siyasi tartışmalarını bırakıp dünyadaki gelişmeleri takip edince maalesef dünyanın Türkiye’den çok daha hızlı adımlarla ilerlediğini görüyoruz.

Türkiye çimento ve asfalt ustalığıyla övünürken giderek dünyadan kopuyor.

Gelin, Türkiye ve Almanya’yı karşılaştıralım.

Türkiye’nin güneş enerjisinde kurulu gücü 7 bin megavat.

Almanya’nınsa tam 54 bin megavat.

Yani neredeyse Türkiye’nin 8 katı.

Alman vatandaşları güneş görmek için tatillerde Türkiye’ye geliyor.

Ama Almanya güneşten Türkiye’nin 8 katı enerji elde ediyor.

İşin trajik yanı da şu.

Bir güneş panelini Almanya’ya kurarsanız bir birim enerji üretiyor.

Aynı güneş panelini Türkiye’ye kurduğunuzda en az 2 katı enerji üretiyor.

Yani Türkiye’de güneşten elektrik üretmek 2 kat daha verimli, 2 kat daha kârlı.

Üstüne üstlük Almanya’nın yüzölçümü Türkiye’nin yarısı kadar bile değil.

Ama bizden 8 kat fazla güneş enerjisi gücüne sahip.

Rüzgâr enerjisinde de durum aynı.

Almanya rüzgâr enerjisinden geçen yıl Türkiye’den 20 kat fazla üretim yaptı.

20 kat.

Biokütle enerjisinde de gerideyiz.

Türkiye’nin yarısı kadar bile tarım alanına sahip olmayan Almanya biokütleden de Türkiye’den 20 kat fazla enerji üretiyor.

Bu tabloya bakıp da; “Almanya bizi kıskanıyor.” diyebilmek en hafif tabiriyle şuursuzluktur.

Aziz milletim;

Biliyorsunuz, sayın Erdoğan her fırsatta petrol ve doğal gaz ithal ettiğimiz için ülkemizde cari açığın kaçınılmaz olduğunu söyler.

Bu şartlarda aslında bu tespit doğrudur.

Ancak mesele bu durumu tersine çevirebilmektir.

Bunu hatırlatınca da 19 yıldır iktidarda olan kendisi değilmiş gibi; “Zaman içinde şöyle olacak. Zaman içinde böyle olacak.” der.

O da yetmeyince doğal gaz müjdesi, petrol müjdesi verir.

Ne hikmetse aynı gün akaryakıta zam gelir.

Çünkü sayın Erdoğan ve ekibinin anlayışına göre Türkiye’nin zenginleşmesi; üreterek, gencine, kadınına istihdam yaratarak, yüksek teknoloji ürünleri geliştirip ihraç ederek, kaynaklarını, potansiyelini harekete geçirerek değil; gelirine çökülecek doğal kaynaklarla mümkündür.

Çünkü sayın Erdoğan için rant ekonomisi gibi bir imkân varken sürdürülebilir bir kalkınmaya kafa yormanın hiç gereği yoktur.

Büyümeyi doğal gaz keşfinden, kalkınmayı da parayı betona gömmekten ibaret gördüğü için de hem Türkiye’de hem de kardeş Azerbaycan’da yandaş müteahhitlerinin şantiye şefi gibi hareket etmekte hiçbir sakınca görmez.

Ezcümle bugün ülkemizin yaşadığı ekonomik, sosyal ve çevresel tüm sorunların temelinde sayın Erdoğan ve ekibinin yanlışta ısrar eden o çarpık zihniyeti yatıyor.

Oysa dünyayı doğru okuduğunuzda petrol ve doğal gaz zengini olmayan ülkelerin de doğru politikalarla sürdürülebilir bir büyüme yakaladıklarını ve cari fazla verdiklerini görebilirsiniz.

Güney Kore’ye bakınca başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine bakınca bu gerçeği görürsünüz.

Petrol ve doğal gaz müjdesi vermeden; çayları, dereleri kurutup doğayı katletmeden de büyümenin, kalkınmanın ve zenginleşmenin mümkün olduğunu görürsünüz.

Ama maalesef sayın Erdoğan ve arkadaşları inatla üç maymunu oynamaya, sözüm ona işinin ehli teknokrat bakanlar da ısrarla boş boş bakmaya devam ettikçe Doğa Ana bize her biri öncekinden daha çetin dersler vermeye devam ediyor.

Giderek sıklaşan fırtına ve kasırgalar.

Kıyıya yakın yerlerde oluşan hortumlar.

Konya Havzası’nda çapı 30 metreyi bulan obruklar.

Marmara Denizi’ni saran ve Ege’ye de sıçrayan müsilaj felaketi.

Yaz ayında sel afetleri.

Yani Doğa Ana bize diyor ki; “Karbona dayalı enerjiyi nükleer tesisleri özendirmeye devam ederek, ormanları talan ederek, su kaynaklarını kurutarak, tarım alanlarını plansızca imara açarak haddinizi aştınız. Artık aklınızı başınıza alın.” diyor.

Ben de bu vesileyle iktidarı haddini bilmeye iklim değişikliği, atık yönetimi, döngüsel ekonomi ve Yeşil Mutabakat gibi konularda hızlı, kararlı ve doğru adımlar atmaya davet ediyorum. 

Değerli milletvekilleri;

Yapılan bir araştırmaya göre vatandaşlarımızın %93’ü, iklim değişikliğinin hepimizi etkilediğini söylüyor.

%77’siyse iklim kriziyle mücadele için acilen kapsamlı tedbirler alınmasını istiyor.

Hangi partiye oy verirse versin tüm vatandaşlarımız aynı duyarlılıkla çevrenin katledilmesine karşı duruyor.

Toplumumuzun %75’i yani her 4 kişiden 3’ü iklim kriziyle mücadele etmemiz gerektiğini söylüyor.

Biz milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı bir partiyiz.

Milliyetçi bir parti olarak çevreyle, doğayla dost olmayan bir büyüme ve kalkınma modelini reddediyoruz.

Çünkü milliyetçiliği topraklarımızın, suyumuzun bereketinden ayrı düşünmüyoruz.

O yüzden de Yeşil Mutabakatı sadece ticaret yaptığımız ülkelerle ekonomik ilişkilerimizi iyileştirmek için değil ülkemizin geleceği için, ülkemize yakıştığı için istiyoruz.

Çünkü biz biliyoruz ki kapsamlı bir yeşil dönüşüm stratejisi izlemek ülkemizde ekonomik ve sosyal refahı büyütecek, istihdamı ve kamu gelirlerini artıracak.

İYİ Parti olarak bu konuda çalışmalarımızı yaptık, çözümlerimiz hazır.

Nitelikli bir iklim değişikliği politika paketiyle işsizlik azalacak, katma değer artacak.

Böylece millî gelirimizi en az %7 arttıracağız.

İktidara geldiğimizde karbon kotasını uygulayacağız.

Bir sınır getirip bu sınırın üzerine çıkanlara yani çevreyi kirletenlere caydırıcı düzeyde cezalar vereceğiz.

Yeşil Dönüşüm Fonu kurup çevreyi kirletenlerin ödeyeceği cezaları bu fona aktaracağız.

Yeşil Dönüşüm Fonu ile düşük karbon ekonomisine geçişi kolaylaştıracak, alternatif teknolojilere yatırımı özendirerek, bu alanlarda çalışan yerlere vergi avantajları sağlayacağız.

Altyapı, üstyapı ve lojistik yatırımlarını, enerji talebini azaltacak ve döngüsel ekonomiyi mümkün kılacak şekilde yapacağız.

Yeşil dönüşüm projelerine uygun maliyetli finansman desteği sağlayacağız.

Yeşil Toparlanma Vizyonumuzla uyumlu olarak hem kamu hem de özel sektör için iklim politikalarımızı şeffaf ve öngörülebilir şekilde uluslararası arenaya sunup böylece iklim finansmanı için yatırım çekeceğiz.

 

Yani bir yanda sözüm ona daha az maliyetli diye doğayı kirletmek ve fakirleşmek var.

Diğer yanda ise daha yeşil, çevre dostu, işsizlik sorununu azaltmış ve en az %7 zenginleşmiş bir Türkiye var.

İYİ Parti olarak biz ikincisini tercih ediyoruz.

Değerli milletvekilleri;

Ak Parti iktidarının yeşil ve sürdürülebilir olmayan yanlış enerji politikaları nedeniyle Türkiye’nin kaynakları verimsiz kullanılıyor.

Bakın size bir örnek vereyim.

Ülkemiz tarihinde enerji tüketiminin en yüksek olduğu tarih 3 Eylül 2020 günüdür.

O gün Türkiye 49 bin 556 megavat elektrik tüketti.

Türkiye’nin 97 bin megavat kurulu gücü olduğu düşünüldüğünde ortada 45 bin megavatlık bir fark var.

Bu da üretimdeki verimsizliğin göstergesidir.

20 yıl öncesine kadar yalnızca kamuya ait santrallerimiz vardı.

Son 20 yıldır özel sektörün de devreye girmesiyle enerji santrallerinde arz fazlası var.

Arz fazlası olan bir piyasada fiyatların düşmesi beklenir değil mi?

Peki ekonomi gurusu sayın Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’de öyle mi oldu?

Maalesef hayır.

Çünkü bu süreçte kamunun denetim gücü zayıflatıldı.

Enerji üretimi âdeta denetimden yoksun bir şekilde özel sektöre devredildi.

Bugün özel şirketler istediği yere, istediği güçte santral yapabiliyor.

Devletse bu kontrolsüz işlere alım garantisi vererek israfı katlıyor.

Bugün elektrik tüketimimize baktığımızda ülkemizin kurulu gücü yeterli durumda.

Ancak alım garantileri dolayısıyla yeni yeni santrallerin açıldığını görüyoruz.

Üstelik bu garantiler de dolar bazında veriliyor.

Ak Parti iktidarı mesela kömür santrallerinde 16.76 sent, biokütle santrallerinde 15.3 sent, güneş enerjisinde 13.1 sent, nükleer santral için de 12.35 sent alım garantisi veriyor.

Peki sonuçta ne oluyor?

Devlet vatandaşa 40 kuruştan sattığı elektriği bir firmanın santralinden 101.8 kuruşa satın alıyor.

Yani tükettiği elektrik için milletin cebinden 40 kuruş değil, aslında 101.8 kuruş çıkıyor.

 

 

 

Bir başka örnek;

Hani şu milletimize küfreden bir müteahhit var ya mesela devlet ona devredilen santralden elektriği 50 kuruşa alıyor.

Oysa devlete ait santrallerde elektriğin üretim maliyeti 29 kuruş.

Aradaki fark da aldıkları onca ihaleye rağmen bir türlü doymayan 5’li çetenin kurduğu enerji firmalarının kasasına giriyor.

Olan yine milletin hazinesine oluyor.

Uzun lafın kısası üretimdeki beceriksizlik, tüketimdeki soygunla taçlandırılıyor.

Bu düzen böyle gitmez.

Bu düzen böyle gidemez.

Biz böyle büyük bir soyguna seyirci kalamayız.

Dava arkadaşlarım;

Şimdi de ne yapıyorlar biliyor musunuz?

Dalaman’da çiftçilerimiz için hayati önemde olan Akköprü Barajı’nı satmaya hazırlanıyorlar.

Milletin olan barajı özelleştirecekler sonra da dolar üzerinden alım garantisi verip aradaki farkı yine milletin sırtına yükleyecekler.

Tezgâha bakar mısınız?

El insaf kardeşim, el insaf.

Ne doymaz bir iştahınız varmış.

Milletin santralini satıp aynı santralin elektriğini 3-5 katına millete fatura edeceksiniz.

Böyle arsızlık, böyle utanmazlık olur mu?

Ayıptır, yazıktır, günahtır.

Bakın son 3 yılda elektrik üretmeyen santrallere bile 7,2 milyar lira para aktarılmış.

Bu santraller yerli desen yerli değil, çevreci desen çevreci de değil.

Ancak vatandaşın kullanmadığı elektriği yine onlara ödeten bu santrallerin tek bir özelliği var.

O da yandaşların olmaları.

Bu olağanüstü başarılı enerji politikaları ve sayın Erdoğan’ın sözde hizmet siyaseti sayesinde ülkemizde pahalı elektrik öyle büyük bir sorun hâline geldi ki Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin son Ekonomi Şûrası raporunda Türkiye’nin her ilinde sanayicimiz, tüccarımız elektrik faturalarından dert yanmış.

Sadece faturalardan mı?

Hayır.

Kesintiler de büyük sorun.

Üreticilerimiz de hane halkı da hem israfın hem de kesintilerin bedelini ödüyor.

Mesela bölge sakinlerinin gıyabında DEAŞ diye öfkeyle andığı Dicle Elektrik 2018-2019 döneminde 954 milyon lira teşvik alıyor.

Peki bu teşvik niye veriliyor?

Bölgedeki kayıp kaçak miktarı azalsın, elektrik dağıtım hizmeti doğru dürüst yapılabilsin diye.

Ama ilginçtir, teşvikten önce kişi başına elektrik kesintisi 1.271 dakikayken; teşvik sonrasında bir anda iki katına çıkarak 2.433 dakika oluyor.

Dicle Elektrik tek örnek değil.

Osmangazi Elektrik bir başkası.

2019 yılında 1 milyar 265 milyon lira teşvik alıyor.

Teşviki aldığı gibi de bölgede elektrik kesintileri başlıyor.

1.070 dakika olan kesintiler, 2.300 dakikaya çıkıyor.

Birçok firma için tablo aynı.

İşte size Ak Parti iktidarının teşvik anlayışı.

Vatandaşın sırtına vergileri, ateş pahası elektrik faturalarını yükleyin.

Sonra teşvik adı altında soygunculara dağıtın.

Bir de üstüne milleti karanlıkta bırakın.

Allah ıslah etsin.

Aziz milletim,

Rezalet bununla bitiyor mu?

Elbette bitmiyor.

Öyle eğri bir düzen kurmuşlar ki her şey bizlerin aleyhine işliyor.

EPDK yani Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bildiğiniz gibi elektrik tarifelerini ve firmalara verilecek teşvikleri belirlemekten sorumlu.

İktidarın rant iştahı ve düzenekleri tüm kurumları sarmış.

Buradan da pis kokular yükseliyor.

Mesela EPDK Tarifeler Daire Başkanı olan kişi 2021 yılının tarifesini ve verilecek teşvikleri Ocak ayında belirleyip Mart ayında istifa ediyor.

Sonra ne oluyor dersiniz?

Bir elektrik şirketinde üst düzey yönetici olarak işe başlıyor.

Bir başka grup başkanı da Şubat ayında istifa edip bir başka şirkette yönetici oluyor.

Yine EPDK’de çalışan bir uzman bir başka elektrik şirketine müdür olarak transfer oluyor.

İşe bakar mısınız?

Ocak ayında verilecek teşvikleri belirleyenler hemen sonrasında bu paraları alacak şirketlere yönetici olarak gidiyor.

Sonra vatandaş; “Bu faturalar ne böyle?” diye sorunca iktidardakiler kızıyor.

Kızamazsın kardeşim, kızamazsın.

Böyle kepazelik olur mu?

İş etiği kavramının bu arkadaşların lügatinde olmadığını zaten biliyoruz.

Ama artık ahlakın da Beştepe’nin yanından yöresinden geçmediğine ibretle şahit oluyoruz.

Böyle kirli bir tezgâhtan ne çıkar?

Çıksa çıksa vatandaşa yüklü fatura çıkar.

Çıksa çıksa zengin olan bürokrat, ihya olan yandaş çıkar.

Çıksa çıksa haram çıkar, günah çıkar.

Yazıklar olsun.

Dava arkadaşlarım;

Bir yanda elektrik faturasını ödeyemediği için tarlasını sulayamayan çiftçi, üretim yapamayan sanayici.

Diğer yanda kendi cebinden başkasını düşünmeyen devletin sözde bürokratları.

İşte size Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının her kürsüye çıktıklarında altını çizdikleri hizmet siyaseti anlayışı.

İşte size iktidarın milletin derdini görmeyen; yalnızca eşine, dostuna, yandaşına hizmet eden o çarpık zihniyeti.

Bu kirli çarkı kırabilmenin yolu belli ve emin olun ki ilk seçimde milletimizden yetkiyi alıp o kirli çarkı haramzadelerin başında kıracağız.

Eleştirdiğimiz her konuda, gördüğümüz her yanlışta yaptığımız gibi bu konuda da İYİ Parti olarak çalışmamızı yaptık, çözümlerimizi hazırladık.

Yetkiyi aldığımızda işsizliği 4 sene ötelemek dışında bir fonksiyonu olmayan merdiven altı üniversiteler yerine, enerji alanında küresel iş birliklerine dâhil olacak yetkinlikte araştırma merkezleri kuracağız.

İleri enerji teknolojileri araştırmalarına bütçeden daha fazla pay ayıracağız.

Hani sayın Erdoğan 100 yıl hedefleri koymayı çok seviyor ya.

Biz de Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin kuruluşunun 100. yılına denk gelen 2035 için karbonsuz elektrik üretimi hedefi koyacağız.

İmzacıları arasında yer aldığımız Paris İklim Anlaşması’nı onaylayıp 2050 için net sıfır emisyon hedefi koyacağız.

Fosil yakıt desteklerini aşamalı olarak kaldırıp enerji fiyat ve tariflerinin tüm kullanıcılar için şeffaf hâle gelmesini sağlayacağız.

Yerel yönetimlere enerji planlaması yapmaları için yetki verip hedefler koymalarını sağlayacak ve bunları etkin şekilde izleyeceğiz.

Dağıtım şirketlerinin maliyetlerini şişirmelerini engelleyeceğiz.

Üretim teşviklerinde dolardan kaynaklanan maliyetleri Türk lirasına çevirip piyasa takas fiyatıyla bağlantılı hâle getireceğiz.

Teşvikleri, yenilenebilir enerjiyi etkin şekilde üretecek projelere vereceğiz.

İletimde doğru planlamayla kısıt maliyetlerini düşüreceğiz.

Aziz milletim,

İYİ Parti iktidarında Türkiye bu ucube sistemden ve milletine sırtını dönmüş bu çarpık zihniyetten kurtulacak.

İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’le birlikte Türkiye’yi akılcı bir yönetim anlayışıyla tanıştıracağız.

İnanın, iktidarın bize reva gördüğü bu çile kaderimiz değil.

Zorluklarınızı görüyoruz, dertlerinizi biliyoruz.

Çözümlerini ürettik, üretmeye de devam ediyoruz.

Kadrolarımız, planlarımız, projelerimiz hazır.

İYİ Parti olarak biz hazırız.

Siz sandıkta yetkiyi vereceksiniz.

Biz geleceğiz ve Türkiye’ye iyi geleceğiz.

Çünkü; ‘’Önce millet, önce memleket!’’ diyeceğiz.

Gerisi Türkiye’nin zenginliğiyle hallolacak.

Bütün mesele bu zenginliği kimin, nasıl paylaşacağı.

Haramzadelerin hortumunu kestik mi gerisi kolay.

Biz geleceğiz ve milletimize hakkı olan zenginliği sunacağız.

Bundan şüpheniz olmasın.

 

Dava arkadaşlarım,

İktidarın bacası alev almış, panik her geçen gün büyüyor.

Panik arttıkça çirkinlikler, yalanlar, iftiralar, saldırılar artacak.

Varsın artsın.

Bizim yolumuz hak yoludur, hakikat yoludur.

Bizim yolumuz millet yoludur.

Bu kutlu yolda durmak yok.

Bu kutlu yolda dönmek yok.

Bu kutlu yolda vazgeçmek yok.

Bu kutlu yolda yıkılmak yok.

Varsın iktidar abuk sabuk konularla gündemi meşgul etsin.

Varsın küçük ortak her hafta kürsüde kendini paralasın.

İstedikleri kadar ağlayıp, sızlansınlar.

O sandık er ya da geç milletin önüne gelecek.

Millet iradesi er ya da geç tecelli edecek.

Onlar istedikleri kadar kaçsın.

O sandık gelecek ve sayın Erdoğan’la ortakları tıpış tıpış gidecek.

Mesela biz hep durduğumuz yerde duruyoruz.

Milletimizle hemhâl olmaya devam ediyoruz.

Bizimle ilgili kurulduğumuz günden beri söylenenlere şöyle bir baksak, alt alta yazsak envaiçeşit hakaret bir set.

Sonra; ‘’Yok. Onlar iyidir, millîdir, yerlidir. Buyur, gel.’’

Sonra tekrar aynı hakaretler.

Sonra tekrar; ‘’Buyur, gel. İyisiniz, hoşsunuz.’’

Sonra tekrar hakaretler.

Kardeşim kafayı yediniz yapmayın.

Kafayı yediniz yapmayın.

Ciddi söylüyorum.

Yani böyle devlet yönetilir mi?

Bir partiye, onun genel başkanına demediğiniz kalmadı.

Mensuplarına demediğiniz kalmadı.

Televizyona çıkıyor, arkadaşlara soruyorlar.

Ben de son zamanlarda düzenli izliyorum.

Soruyorlar arkadaşlara hep aynı şey.

Söyleyeceğiniz şeyler şu sevgili kardeşlerim.

Bugün bize; ‘’Siz şusunuz, siz şunla şöylesiniz.’’ diyenlere sayın Erdoğan geçmişte aynı şeyleri söyledi biliyor musunuz?

Yani videolarını oynatalım.

Hatırlayın 2014’ü, hatırlayın 2015’i.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin pkkyla iş birliğine kadar gittiğini bizzat sayın Erdoğan söyledi kardeşim.

 Söyledi.

Dolayısıyla hakikaten her söylenenin karşılığında bir de iyi, hoş oluyoruz arkasından.

Ne zaman iyi ve hoş olacağımız da belli değil.

Anında gelebilir.

Şu sıra Saadet Partisi’yle meşguller.

Sonra sıra bize gelecek.

Ama biz hazırlıklıyız.

Biz asit havuzunda yüzüyoruz.

Hele ben 27 senedir asit havuzunda yüzüyorum.

Dolayısıyla bakın; ‘’Şablon mablon.’’ demiyorum.

Ama demirden korkan trene binmezdi.

Onun için yormayın kendinizi.

Gidin muhteremler.

Vatandaşımızla, milletimizle konuşun.

Onları ikna etmeye çalışın.

Bizlere hakaret etmek, iftira etmek yerine onların dertlerini dinleyin, çözüm bulun.

Gidin oylarını alın, tekrar iktidar olun.

Ama o zor iş.

‘’Ak Parti’ye 18 senedir oy verdim. Yöneticiliğini yaptım.’’

Adana’da bir esnaf kardeşim dedi ki; ‘’Haram, zıkkım olsun. Verdiğim oylar, yaptığım işler haram, zıkkım olsun.’’

Kendi yöneticilerini kaybediyor.

Çünkü müthiş bir kayırmacılık, müthiş bir yolsuzluk var.

Gençler, 16 yaşında çocuklar geliyor.

Diyor ki bakın sayın Erdoğan bu bilgiler sende yok.

Hazır bak.

Bedava veriyorum işte.

Siz olsanız parayla verirsiniz.  

Ya her şey para.

Bizimki bedava.

Mirî mal, kamu malı.

Masrafı biz ödüyoruz.

Ahan da bedava veriyoruz işte.

Şeyi, bilgileri bedava veriyoruz.

Şimdi sonuç itibarıyla diyor ki 16 yaşındaki çocuklar; ‘’Hiç umudum yok. Okulları bitirsem bile liyakate dair hiçbir şey yok. Liyakati öne koymadığınız zaman bugün yok. Biz bu ülkede hiçbir şey olamayız.’’

16-17 yaşındaki bir gence bunu düşündürtmek gerçekten günahtır.

Gerçekten vebaldir.

Dolayısıyla siz buralara odaklanın.

Bu size benim bir dost tavsiyemdir.

Evet değerli arkadaşlarım, hazır olun.

Hazır olacağız.

İYİ Parti iktidarı yaklaşıyor.

Allah’ın izni, milletimizin takdiriyle yetkiyi alıp milletimize olan borcumuzu memlekete hayırlı hizmetlerle ödeyeceğiz.

O kutlu gün gelene kadar Türkiye’yi hak yolunda hakikatle yönetecek kadrolar olarak her kapıyı çalacak, her eli sıkacak, dinlenmedik dert bırakmayacağız.

Yılmayacağız, yorulmayacağız, yıkılmayacağız ve sonunda mutlaka kazanacağız.

Toplantımızı şereflendirdiniz.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.