‘’Milletin adamı meğerse tahkimin avukatıymış.’’

GERİ DÖN

Grup Konuşmaları

‘’Milletin adamı meğerse tahkimin avukatıymış.’’

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 30 Haziran 2021’de TBMM grup konuşmasında;

Antalya Elmalı’da yaşanan hukuk rezaletine dikkat çekerek, kararda etkisi olan isimlere tepki gösterdi.  Türkiye’de hukuka güvenin pamuk ipliğine bağlı olduğunu vurgulayan Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, Adalet Bakanı başta olmak üzere iktidar mensuplarına seslenerek süreci yakından takip edeceklerini belirtti.

İstanbul Sözleşmesi’nin, Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan tarafından keyfice yürürlükten kaldırılması üzerine hukuki süreç başlattıklarını dile getiren Genel Başkanımız sayın Meral Akşener, Danıştay’ın verdiği kararın yargının üzerindeki vesayeti gözler önüne serdiğini belirtti. 

Türkiye’nin dört bir yanında mücadele veren kadınlara seslenen Genel Başkanımız sayın Meral Akşener, “Kadınların mücadelesi benim ve İYİ Parti’nin mücadelesidir.  Bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Sonuna kadar; ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!’ demeye devam edeceğiz.” diye konuştu.

TYT ve AYT sınavlarının zorluğuna da dikkat çeken Genel Başkanımız sayın Meral Akşener, sınava giren öğretmenlerin dahi optik formun ancak üçte ikisini doldurabildiğini vurguladı. 

Kanal İstanbul ile ilgili Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın; “O parayı sizden söke söke alırlar.” sözlerine tepki gösteren Genel Başkanımız; “Milletin adamı meğerse tahkimin avukatıymış.’’ dedi. 

Sayın Erdoğan’ın âdeta sömürge valisi ağzıyla konuşarak kendisine tüm makamları veren millete ihanet ettiğini sözlerine ekleyen Genel Başkanımız sayın Meral Akşener, hukukta Tiksindirici Borç Doktrini olduğunu hatırlatarak yüklenici firmalara ödeme yapılmayacağını belirtti.

TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarının makyajlı olduğunun altını çizen Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, Türkiye ekonomisinin gerçekte ilk çeyrekte %7 ve ikinci çeyrekte %20’ler civarında büyüyecekse milletimize bu büyümeden neden pay verilmediğini sordu.  İYİ Parti olarak Kısa Çalışma Ödeneği’nin uzatılması gerektiğini açıklayan Genel Başkanımız, işçinin parasının işçiden esirgenmemesi gerektiğini bildirdi.

Türkiye’nin dört bir yanında yaptığı esnaf ziyaretlerinde yaşadığı diyalogları kamuoyu ile paylaşan Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, çiftçilerin; "Bittik. Kurtarın bizi. Köydeki camiyi ve öğretmen lojmanını belediyenin borcunu ödemek için sattılar.’’ dediklerini aktardı.

İktidardakilerin kendi yandaşlarını ihya etmenin peşinde koştuğunu bildiren Genel Başkanımız sayın Meral Akşener, Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın ve arkadaşlarının kendilerini saraylara kapatıp sefaya daldıkları için gerçeği görmediklerini söyledi. 

Siyasi tarihimizde Türkiye adına en büyük kaynağı yaratacak; bereket ve bolluk anlamına gelen adil ve kayıpsız bir ekosistem olan Artagan projesini anlattı.

Her hafta dezavantajlı grupların sözcülerini Milletin Kürsüsü’nde ağırlayan Genel Başkanımız bu hafta pandemi döneminde zorluk çeken kantincilerin sesi olmak için Burhan Yıldırım’a söz verdi.

 

Grup Konuşmasının Tam Metni:

Aziz Milletim, Değerli milletvekilleri, kıymetli basın mensupları;

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Grup toplantımıza hoş geldiniz.

Sözlerimin başında Elmalı Davası adı verilen hukuk rezaletinden bahsetmek istiyorum.

6 ve 9 yaşlarında iki küçük yavrumuzun yaşadığı korkunç olayları biliyorsunuz.

Sanıklar adli tıp raporlarına rağmen aylar önce tahliye edilmişler.

Tutuklu yargılamayı olağanlaştıranlar konu iki küçük çocuğumuza vicdansızca yapılan cinsel istismar olunca tutuksuz yargılamayı tercih etmişler.

Şaşırdık mı?

Hayır.

Tecavüze uğrayan çocuklarımızın; ‘’İstismar’’ deyip geçiliyor da tecavüze uğrayan çocuklarımızın, kız veya erkek çocuklarımızın, kadınlarımızın faillerinin ha bire serbest bırakıldığı bir hukuk sisteminde, yargı sisteminde; buna karşılık öldüresiye dayak yiyen milletvekilleri, gazetecilerin faillerinin de serbest dolaştığı bir hukuk sistemiyle yönetilen, böyle bir adaletsizlikle yönetilen Türkiye.

Elbette şaşırmadık.

Bu insanlıktan yoksun kararda pay sahibi olan herkesi Allah’a havale ediyorum, milletime şikâyet ediyorum.

Hukuka ve adalete olan güvenimizin pamuk ipliğine bağlı hâle getirildiği bir dönemde bu korkunç suçun faillerinin aramızda geziyor olması kabul edilemez.

Çocuklarımız çizerek anlatmışlar.

Anlaması gereken vicdansızlar anlayamamış.

Buradan başta Adalet Bakanı olmak üzere iktidarı uyarıyorum.

Milletin adalet duygusu ve vicdanıyla sakın oynamayın.

Empati yoksunu yargı kararlarıyla milletimizi tahrik etmeyin.

Her bir çocuğumuz gibi bu iki yavrumuz da bize Allah’ın emanetidir.

Bunu aklınızdan çıkarmayın.

Açılan HSK soruşturması doğru yönde atılmış bir adımdır.

Ancak toplum vicdanını rahatlatmak ve adaletin tecelli etmesi için süratle devamı gerekir.

Süreci yakından takip edeceğiz.

Her ne pahasına olursa olsun emanetlerimize sahip çıkacağız.

 

Değerli dava arkadaşlarım;

Biliyorsunuz, sayın Erdoğan bir gece ansızın aklına esip İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlükten kaldırmaya kalkması üzerine bir hukuk süreci başlattık.

Çünkü biliyoruz ki hukuken hiçbir makam kaynağını Anayasa’mızdan almayan bir yetkiyi kullanamaz.

Yine de bununla kalmadık.

Sürecin gerekçesini bizzat Danıştay tarafından ortaya konulan ve istisnasız biçimde uygulanan bir ilkeye dayandırdık.

Neydi bu ilke?

Bu ilke; “Bir işlemi sona erdirme hakkı sadece onu yapan makama aittir.” ilkesidir.

Yine aynı ilkeye göre; “Bir işlem hangi usule göre yapılmışsa ona uyularak ortadan kaldırılır.”

Ancak buna rağmen Danıştay karara muhalif üyeler olduğu hâlde başvurumuzu reddetti.

Danıştay’a pek çok kişi ve kuruluş, şahsen ben de dâhil olmak üzere müracaat ettik.

Benim müracaatıma cevap verdi.

Yani Danıştay göz göre göre sayın Erdoğan’ın Meclis’imiz; “Uygundur.” demeden onaylayamayacağı bir anlaşmayı tek başına ortadan kaldırmasına cevaz vermiş oldu.

Sözüm ona Türk milleti adına verdiği bu kararla da millet iradesinin tek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisimizi yani aslında bizzat milletimizi devre dışı bıraktı.

Verilen bu fantastik karar yargı üzerindeki vesayetin apaçık ispatıdır.

Sayın Erdoğan gittiğin bu yol, yol değil.

Yargıda açtığın bu gedikler, yol verdiğin bu adaletsizlikler hem toplum vicdanını hem milletimizin devletine olan güvenini yaralıyor.

Giderayak sırf senin gönlün olacak diye Türk devletine zarar vermeye hakkın yok.

Yazıktır, günahtır.

Bozdun bu adalet kantarını ve adalete, hukuka bu ülkede yaşayan tek bir ferdin inancı, güveni kalmadı.

Buradan Türkiye’nin dört bir yanında çetin bir mücadele veren kadınlara seslenmek istiyorum.

Ne hukuk taklaları ne de oldubittiler bizi yıldıramaz.

Kadınların mücadelesi benim mücadelemdir.

Kadınların mücadelesi İYİ Parti’nin mücadelesidir.

Bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.

Sonuna kadar; “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!” demeye devam edeceğiz ve sonunda bu çirkin zihniyet değil, mutlaka biz kadınlar kazanacağız.

Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli milletvekili arkadaşlarım;

Sınava giren öğretmenlerin dahi optik formun ancak üçte ikisini doldurabildikleri, çocuklarımız için kâbusa dönen bir TYT-AYT süreci geçirdik.

Doğal olarak sayın Erdoğan’a ve eğitim gurusu ambalajıyla göreve getirdiği Millî Eğitim Bakanı’na sormak istiyorum.

Siz bu öğrencilere neden böyle gıcık oluyorsunuz?

Bir buçuk yıldır kesintiler ve zorluklarla eğitimlerine devam etmeye çalışan 2 milyon 600 bin gencimizin önüne getirilen sınavın bu kadar zor, soru formlarının da bu kadar farklı olmasının sebebi nedir?

Bu çocuklar size ne kötülük yaptı kardeşim?

Niye siz onlardan intikam alıyorsunuz?

Ne yaptılar size?

Ne yaptılar?

Milletçe türlü zorluklarla mücadele ettiğimiz şu pandemi döneminde doğal olarak çocuklarımız da hem eğitimsel hem de psikolojik anlamda salgın şartlarından derinden etkilendiler.

Böyle durumlarda devletten beklenen bu durumu tersine çevirecek düzenlemeler yapmasıdır.

Ama siz ne yaptınız?

Çocuklarımız için bu olağanüstü sürecin olumsuz etkilerini en aza indirecek tedbirler almak yerine; soruların formatlarını değiştirmeyi, sınavı iyice zorlaştırarak öğrencilerimizi şaşkına çevirmeyi, âdeta onları cezalandırmayı tercih ettiniz.

Böyle vicdansızlık olur mu?

Böyle insafsızlık olur mu?

Yazıklar olsun hepinize.

Bu vesileyle bu yıl tarihin en zor sınavına, yakın tarihimizin en zor şartlarında hazırlanarak giren 2 milyon 600 bin eğitimzede gencimizi yürekten kutlamak istiyorum.

İktidarın onlara reva gördüğü tüm zorluklara rağmen her biri elinden gelenin en iyisini yaptı.

Yolları açık, bahtları açık olsun.

Aziz milletim;

Biz Kurtuluş Savaşımızla, işgalcilerden istiklalini, kanıyla, canıyla, imanıyla, söke söke almış bir ecdadın torunlarıyız.

Mahatma Gandi’nin tarifiyle; “Düşmanların hazırladığı tabutları, başlarına geçirerek işgalcilerden istikbalini, söke söke almış bir milletiz.

Karşımıza dikilen koca koca devletlere rağmen kardeşlerimizin üzerine çöken kabusa dur demiş; Kıbrıs’ın istikbal ve istiklalini söke söke almış bir milletiz.

Nice darbeye, muhtıraya, kalkışmaya ve vesayet teşebbüsüne rağmen her defasında demokrasisini söke söke geri almış bir milletiz.

Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu, Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u aldığı gibi biz de millet olarak hakkımızı ve hukukumuzu söke söke almayı biliriz.

Nitekim tarihimiz değerlerimizi, bağımsızlığımızı ve geleceğimizi almaya kalkanlara verdiğimiz büyük derslerle doludur.

Devlet geleneğimizden bir türlü nasiplenemeyen, kahraman ecdadımızdan bir türlü feyz alamayan, şanlı tarihimizi de zaten bilmeyen sayın Erdoğan Kanal İstanbul’a karşı durduğumuz için, bu yanlışa ortak olmayı düşünenleri uyardığımız ve “İktidara gelince size tek kuruş ödemeyeceğiz.” dediğimiz için çok sinirlendi ve dedi ki; “Boş konuşuyorlar. Uluslararası tahkim yoluyla o parayı sizden söke söke alırlar.”

Bu kim biliyor musunuz?

Bunu söyleyen kim?

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı.

‘’Milletin adamı’’ diyorlardı ya.

Milletin adamı meğerse tahkimin avukatıymış.

Ya arkadaş bugüne kadar ha bire kandırıldın.

Bu defa sen milleti kandırdın.

Ne yağacağız şimdi?

 Şuursuzluğa bakar mısınız?

Beşli çetenin ve yabancı şirketlerin avukatlığına soyunan şu sorumsuzluğa bakar mısınız?

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor ve milletin gözünün içine baka baka; “O paraları sizden söke söke alırlar.” diyor.

Sizden dediği kim?

Milletin ta kendisi.

İbretlik gerçekten.

Ama parantez içi, gelecek.

Sandık ne zaman gelirse gelsin; seçimden kazanamayacağını, seçimden yenilerek çıkacağını anlamış.

Diyor ki; ‘’Sizden’’

Dahası var.

Sayın Erdoğan’dan sinyali alan küçük ortak hiç durur mu?

Elbette durmaz.

Nitekim yine durmadı ve dünkü grup konuşmasında hiç utanmadan Türk milletinin parasına çökecek firmaları; “Hukuki güvence altına alalım." dedi.

Sözün bittiği yerdir.

Bu nasıl iştir arkadaş?

Bu nasıl bir utanmazlık, bu nasıl bir vicdansızlıktır?

Hatta açık açık ilan edeyim.

Bu nasıl bir iş birlikçiliktir?

Yazıklar olsun hepinize.

Sayın Erdoğan tarafını seç.

Milletinin yanında mısın?

Yoksa beşli çetenin arkasında mı duracaksın?

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı mısın?

Yoksa yabancı şirketlerin avukatı mı olacaksın?

Milletin adamı mısın?

Yoksa lobilerin adamı mı olacaksın?

Karar ver.

İlk seçimde yolcu olduğunun farkına daha yeni varmış olabilirsin.

Ama İsmet Özel’in şiirinde söylediği gibi; “Tam düşecekken tutunduğun tuğlayı Rab bellemeyeceksin.”

100 yıl önce de işgalcilerin avukatlığını yapmaya kalkan iş birlikçiler vardı.

Sonra ne oldu?

İşgalciyle birlikte geldikleri gibi gittiler.

Tarihten ders al.

Oturduğun makamın getirdiği sorumluluğun artık farkına var.

Âdeta bir sömürge valisi ağzıyla abuk sabuk konuşarak sana bütün makamları veren bu aziz millete apaçık ihanet ediyorsun.

Senin görevin bu milletin olanı söke söke almaya kalkacakların yanında saf tutmak değil; bu milletin hakkını, hukukunu söke söke almaktır.

Aklını başına al, kendine gel.

Dava arkadaşlarım;

Sayın Erdoğan kendini kanal adı altında otoyol viyadüğü temeli atma etkinliklerinde dile getirdiği tahkim üzerinden milletine para ödetme fantezileriyle oyalayadursun.

Uluslararası hukuka göre kazın ayağı pek öyle de değil.

Arkadaşın bol maaşlı danışmanları bunları bilmez.

Onlar ancak para peşinde, insanlara çökme peşinde koşabilirler.

O nedenle sorumlu siyaset anlayışımız gereği kendisini biz uyaralım, bilgilendirelim.

Uluslararası hukukta; bu arada eski Damat Bakanı da analım, bakın burası çok önemli.

Hukukta tiksindirici borç diye bir kavram var.

Tiksindirici borç.

Bu kavram dış borç alan ve bunu milletinin menfaatine harcamak yerine kendi kişisel ikbali için harcayan liderler için kullanılır.

Bu liderler iktidardan düştükten sonra o borcun ülkedeki vatandaşlardan değil, borcu alan liderin kişisel harcaması olarak kabul edilerek o kişinin bizzat kendisinden tahsil edilmesini söyler.

Tiksindirici borç dediğimiz şey budur.

Hem de uluslararası hukukta budur.

Danışmanlar ne yapacak acaba?

Alexander Nahum Sack tarafından geliştirilen doktrine göre bir borcun tiksindirici borç olarak kabul edilmesi için 3 şart var.

Bir; borcu veren kişinin bilgilendirilmesi.

Bu yapılmış mı?

Evet.

Biz Millet İttifakı olarak önce İYİ Parti’nin Genel Başkanı olarak ben, daha sonra Millet İttifakı’nın diğer bileşeni Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı sayın Kılıçdaroğlu bu görevi yerine getirdik.

Her fırsatta yerli, yabancı tüm kurumları uyardık.

İki; borcun halkın rızası dâhilinde alınmamış olması.

Bu şart oluşmuş mu?

Oluşmuş.

Medya üzerindeki iktidar kontrolüne rağmen kamuoyu araştırmaları milletimizin büyük çoğunluğunun bu projeye karşı olduğunu gösteriyor.

Ayrıca Kanal İstanbul için ayrı bir referandum yapılmamış ve halkın onayı da alınmamış.

Ey tahkimcilerin yanında onların yanında saf tutan sayın Cumhurbaşkanı, sayın Erdoğan.

Sen milletin adamı değil miydin?

Hadi bakalım millet.

Getir referanduma Kanal İstanbul’u.

Milletimiz ona ne diyecek?

‘’Evet’’ derse hay hay can baş üstüne.

Canının istediğini yap.

Ama ‘’Hayır’’ derse de milletin emrinde olduğunu, milletin kararına uyacağını ilan et.

Hadi bakalım.

Halep oradaysa arşın burada.

Yüreğin yetiyorsa getir referanduma, görelim.

Milletin rızası budur.

Dolayısıyla milletin rızası alınmış mı?

Hayır, alınmamış.

Üç; borcun halkın menfaati için kullanılmaması.

Mevcut ekonomik değerlendirmeler Türkiye’nin işsizlik, enflasyon ve kişi başına düşen millî gelir gibi parametrelerde kendi sınıfındaki ülkeler arasında en kötü performansı gösterdiğini söylüyor.

Peki Kanal İstanbul Projesi hâli hazırda çalışan ve değer üreten firmaları ayakta tutmayı veya milletimizin refah seviyesini yükseltmeyi amaçlıyor mu?

Hayır.

İşsiz gence istihdam yaratmayı amaçlıyor mu?

Hayır.

Projenin bölgede arsa kapatanlar ile malum müteahhitler dışında milletimizin refahına ve insani gelişmişlik düzeyine yapacağı bir katkı var mı?

Yok.

Dolayısıyla bu şart oluşmuş mu?

Bu şart da oluşmuş.

Ezcümle sayın Erdoğan hiç heveslenme.

Bu parayı milletimiz ödemeyecek.

Tiksindirici Borç Doktrini’ne göre milletimize inat olarak yaptığını bizzat kendin itiraf ettiğin bu projeden doğan şahsi borcunu eğer paran varsa bizzat sen ödeyeceksin.

Yani şayet birisi bir parayı söke söke alacaksa hiç kusura bakma, senden alacak.

Nitekim şimdiye kadar söke söke verdiğin kapitülasyon tadındaki nice tavize bakınca şimdiden para biriktirmeye başlasan iyi edersin.

Benden söylemesi.

Değerli milletvekilleri bu vesileyle buradan sizlerin aracılığıyla Kanal İstanbul için avuç ovuşturan, projeye dâhil olmak isteyen yerli ve yabancı finans kuruluşlarını ve müteahhitlik firmalarını bir kez daha uyarıyorum.

Bütün bu veriler ışığında bu tiksindirici borcu milletimizden değil, bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dan isteyeceksiniz.

Paranızı onun şahsi hırslarına veriyorsunuz, geriye de bir zahmet kendisinden alacaksınız.

Bizden kapik işlemez.

Ha bunu ilk defa duyanlar için A Haber diyebilir ki; ‘’Uydurdu.’’

Yok, uygulamaları var.

Geçmişte Ekvador ve Haiti’de yaşanan benzer süreçlerin nasıl sonuçlandığını muhteremler, incelemenizde fayda var.

Büyük fayda görüyorum.

Kanal İstanbul’la ilgili atacağınız adımları da bu gerçeğin bilinci ile atmanızı özellikle tavsiye ediyorum.

Sonra siz üzülürsünüz.

Sayın Erdoğan hani ne de olsa gelin hanım olarak bu uyarıyı size dostlukla yapmak durumundayım.

Sonra; ‘’Demedi.’’ demeyesin.

‘’Uyarmadı.’’ demeyesin.

Dava arkadaşlarım;

Bu iktidarın milletimize verecek hiçbir şeyi kalmadı.

Milletimizin menfaatine kurdukları tek bir hayalleri, memleketin geleceği için koydukları en küçük bir vizyon bile yok.

Onların tek derdi koltuklarını korumak.

Tek öncelikleri beşli çetenin kasasını doldurmak.

Tek vizyonları da milletimizin varlıklarını yabancılara peşkeş çekmek.

Nitekim milletimiz ağır ekonomik kriz ve pandemi şartlarında zorluklarla mücadele ederken maalesef sayın Erdoğan ve arkadaşları bambaşka hesapların, bambaşka önceliklerin peşinde.

Mesela Haziran ayı enflasyon rakamının açıklanmasıyla birlikte Temmuz ayında memurlara ve emeklilere yapılacak maaş artışları belli olacak.

Biliyorsunuz, yılbaşında %3 maaş artışı yapılmıştı.

Kanun gereğince memur ve memur emeklilerine Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen enflasyon ile %3 arasındaki fark kadar enflasyon farkı artışı verilecek.

Ayrıca SSK ve Bağ-Kur emeklilerine de ilk 6 aydaki enflasyon kadar maaş zammı yapılacak.

Dikkat ederseniz, çalışanlarımızın ve emeklilerimizin maaşları sadece enflasyon kadar artırılıyor.

O da maalesef TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamları esas alınarak yapılıyor.

Burada iki sorun var.

Birincisi; maaş artışlarında piyasa gerçekleriyle, mutfakla, hatta bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarla hiç bağdaşmayan bir TÜİK enflasyonu var.

Maaş belirlemede bunun esas alınması çalışanlarımızı ve emeklilerimizi mağdur ediyor.

İkincisi ise çalışanlarımıza ve emeklilerimize büyümeden pay verilmemesi.

Madem ilk çeyrekte Türkiye %7 büyüdü.

Hatta ikinci çeyrekte %20’ler civarında büyüyecek.

Öyle diyorsunuz.

O zaman bu büyümeden milletimize neden pay vermiyorsunuz?

Milletimizin gelirine yansımadıktan sonra yüzde kaç büyürsek büyüyelim.

Milleti zenginleştirmeyen bir büyüme, büyüme değildir.

TÜRK-İŞ araştırmasının Haziran 2021 ayı sonucuna göre Türkiye’de açlık sınırı 2.864 lira.

Ülkemizde bu rakamın altında maaş alan milyonlarca emekli var.

Hâl böyle olunca emeklilerimiz hafta başında dertlerini anlatmak istedi.

Ama maalesef iktidarın artık alışkanlık hâline getirdiği üzere onlara da terörist muamelesi yapıldı.

“Biz sadaka istemiyoruz. Çalışırken prim yatırdık. Onun karşılığını istiyoruz.” dediler ama basın açıklaması yapmalarına bile izin verilmedi.

Bir de üstüne göz bebeğimiz polislerimiz ile karşı karşıya getirildiler.

Buradan sayın Erdoğan’a sesleniyorum.

Böyle vicdansızlık olur mu?

Böyle duyarsızlık olur mu?

Emeklilerimizin sesine kulak ver.

Onları açlığa mahkûm etme.

Ayıptır, günahtır.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu da Kısa Çalışma Ödeneği.

Geçen haftalarda dile getirmiştim.

Bu hafta bir kez daha gündeme getirmek istiyorum.

Pandemi sürecinde yarım yamalak da olsa uygulanan kısa çalışma ödeneği bu ay sonunda bitiyor.

Milyonlarca çalışanımız bu haktan yararlanıyor.

Kısa Çalışma Ödeneği’yle birlikte işten çıkarma yasağı da son bulacak.

Bu durum milyonlarca vatandaşımızı işsizlik tehlikesiyle yüz yüze bırakıyor.

Biz İYİ Parti olarak Kısa Çalışma Ödeneği’nin uzatılmasını talep ediyoruz.

Bu vesileyle buradan iktidara seslenmek istiyorum.

Kısa Çalışma Ödeneği’nin tamamı işçilerimizin zaten hakkı olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödeniyor.

Ödemeler yine aynı fondan yapılacağına göre işçinin parasını işçiden esirgemeyin.

Zorluklarla mücadele eden insanlarımızı daha da zor duruma düşürmeyin.

Değerli dava arkadaşlarım;

Biliyorsunuz, geçen hafta Trabzon’daydım.

Önceki gün de Muğla’ya gittim.

Milletvekillerimiz ve parti yöneticilerimiz de dört gün boyunca İstanbul’u karış karış dolaştılar.

Milletimizin iktidarın duymak istemediği gerçeklerini dinledik.

Sayın Erdoğan sen milletten söke söke para alacakları korumakla meşgulken milletimiz kan ağlıyor.

Trabzon’daki bir berber kardeşim; “Aldığım 1.600 lira ödenekle nasıl geçineyim?” diye soruyor.

Giyim mağazası sahibi bir kardeşim; “Kirayı bile ödeyemiyoruz. İşler çok kötü.” diyor.

Akçaabat’ta bir mağazada rastladığım bir ağabeyimiz; “Köyümde bir tane elektrik direğinden başka bir şey yok.’’ diyor.

‘’Köydeki camiyi ve öğretmen lojmanını belediyenin borcunu ödemek için sattılar.’’ diyor.

‘’77 yaşındayım ve hayatımın en zor 5 yılını yaşadım.” diyor.

Kayıtlarımızda var.

Bir emekli vatandaşımız haklı olarak sitem ediyor.

“Ben emekliyim. 2000 yılından önce emekli olanlar intibak yasasıyla benim maaşımı geçti.

Biz mağdur olduk.” diyor.

Ortahisar’daki bir çanta satan kardeşim; çanta, valiz satan bir kardeşim; “Şu koca valizi 25 lira kârla satıyorum. Bunu satınca yerine yeni mal alacak durumum yok. Bu çarkı döndüremiyorum.” diyor.

‘’Her gelen mal bir öncekine göre daha pahalı ve müşterinin de alım gücü düştü.’’ diyor.

Aziz Milletim;

Türkiye’nin her köşesinden aynı şikâyetler yükseliyor.

Muğla’da bir anne kulağıma eğilip; “Akşama evde yemek yok Meral Hanım.” diyor.

Marmaris’e Türkiye’nin her yerinden çalışmak üzere gelen insanlar var.

18 yıldır, 15 yıldır, 20 yıldır Marmaris’te yaşayan ve hizmet sektöründe çalışan insanlar.

O insanların eşleriyle, o insanların aile fertleriyle karşılaştım erkeğiyle, kadınıyla.

‘’Açım.’’ diyor ya.

Marmaris’te; ‘’Açım, açım.’’ diyor.

İktidar medyasına göre Batı bizi kıskanıyor.

Yine Muğla’da bir çiftçi kardeşim; “40 derece sıcağın altında çalışıyoruz.

Elimize para kalmıyor.

Bittik, kurtarın bizi.” derken iktidardakiler kendi yandaşını ihya etmenin peşinde koşuyor.

Bakın size gencecik bir kardeşimizin isyanını aktarayım.

Kendisine söz verdim.

Söyleyeceğime söz verdim.

Diyor ki; “Ben bu vatanın, ben bu milletin çocuğuyum.

Benim yaşımdakiler yurt dışından geliyor, burada tatil yapıyor.

Ben de onlara hizmet ediyorum.

Ben bu vatanın evladı değil miyim?

Türk Halk Bilimi okuyorum.

Ülkeme hizmet etmek istiyorum.

Ama önüme taş koyuyorlar.

Kendi çevrelerindekilere 5 maaş, 10 maaş veriyorlar.

Bizi de ülkemizi terk etmeye zorluyorlar.”

Aynen böyle diyor.

Haklı mı?

Haklı.

Bugünü kaybettik.

Bu kafayla gidip gençlerimizin sesine kulak vermezsek yarını da kaybedeceğiz.

Değerli dava arkadaşlarım, bu arada turizm cennetimiz Muğla’da herkesin eli yüreğinde.

Son olarak Marmaris ve Dalaman’da çıkan orman yangınlarını biliyorsunuz.

Marmaris’te maalesef bir de şehit verdik.

‘’Herkesin eli yüreğinde.’’ dedim.

Çünkü bu yangınlar ilginç.

Ben bunlara; “Akıllı yangınlar” diyorum.

Çünkü bu yangınlarda daha önce Bodrum’da yaşadığımız gibi bir tesis için ne kadar alan gerekiyorsa ne hikmetse sadece o kadar, o alan kadar yanıyor.

Yangın ihtiyaç kadar alan yandıktan sonra ya sönüyor kendi kendine ya da söndürülüyor.

Şimdiden uyarıyorum.

Doğamız bizim için kutsaldır.

Milliyetçiliğimizin bir gereğidir.

İnsan olmamızın bir gereğidir.

Torunlarımıza miras bırakma sorumluluğumuzun bir gereğidir.

Marmaris’teki o alanın takipçisi olacağız.

Kimse boşuna heveslenmesin.

Yine Dalaman’da günlerdir zehir solutan yangınla ilgili soru işaretleri henüz giderilmiş değil.

Ziyaretimiz sırasında vatandaşlarımız yolumuza çıktı ve o yangının özel bir fabrikaya ait alanda için için devam ettiğini yani plastik, biriktirilmiş; geri dönüşüm için biriktirilmiş plastiklerin yandığını söylüyorlar ve günlerdir zehir soluduklarını söylediler.

Gerçekten biz de o havayı soluduk.

İlgili bakanları ona buna laf yetiştireceklerine gidip Dalaman’daki o kesif dumanı solumaya ve vatandaşların taleplerini dinlemeye yani nadiren de olsa işlerini yapmaya davet ediyorum.

Aziz Milletim;

Partimizin milletvekilleri ve yöneticileri iki hafta üst üste İstanbul sokaklarındaydı.

39 ilçede esnafımıza, emeklimize, işsiz gençlerimize kulak verdiler.

İstanbul Türkiye’nin fotoğrafıdır.

İstanbul’daki bir tatlıcı kardeşimiz milletvekilimize diyor ki; “Önceden en kötü şartlarda 500 kilo satıyorduk. Şimdi 70 kilo ancak satıyoruz. Beş kişi çalışıyorduk. Şimdi tek başımayım.”

Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’yi soyanların değil mağdur vatandaşının sesine kulak vermek zorundadır.

5 müteahhidin değil, Beyoğlu’ndaki tatlıcı kardeşimin derdiyle dertlenmek zorundadır.

Ama maalesef sayın Erdoğan ve arkadaşları kendilerini saraylara kapatıp sefaya daldıkları için gerçeği görmüyor, milletimizin sesini duymuyorlar.

Biz ise Türkiye’yi karış karış geziyoruz.

Helal ekmeğinin peşindeki vatandaşlarımıza kulak veriyoruz.

Buradan Milletin Evi Gazi Meclisimizden dertlerini, sorunlarını duyurmalarına imkân sağlıyoruz.

Siyasetin görevi de işte tam olarak budur.

O nedenle her hafta olduğu gibi bu hafta da Milletin Kürsüsü’nde bir konuğumuz var.

16 aydır iş yerlerinden tek kuruş kazanamayan kantincileri temsilen Burhan Yıldırım Bey aramızda.

Buyurun Burhan Bey kardeşim, söz de kürsü de sizindir.

Teşekkür ediyorum.

Bu kürsüden her zaman olduğu gibi gerçekleri dinlediniz.

Biz yandaş müteahhit kasalarının, alengirli çıkar ilişkilerinin değil, milletimizin ve memleketimizin gerçeklerinin peşindeyiz.

Gerçeğin peşinde memleketi karış karış dolaşıyoruz.

Nereye gitsek Ak Parti iktidarının neden olduğu yıkımı, milletimize reva gördükleri sıkıntıları görüyoruz.

 

 

 

 

Değerli dava arkadaşlarım;

Bu eğri düzen böyle devam edemez.

Türkiye bu ucube sistemi daha fazla taşıyamaz.

Milletimiz ilk sandıkta bu eğri düzenin sahiplerine çok ağır bir ders verecek.

Bu çok açık.

Bakın ne diyor Abdürrahim Karakoç:

“Kurtuluş yok; amma erken, amma geç.

Eden ettiğini çekecek bir gün.”

O sandık er ya da geç gelecek ve milletimiz İYİ Parti diyecek.

Milletimiz yetkiyi verecek ve memlekete yeniden güneş doğacak.

Biz hazırız.

Kadrolarımızla, projelerimizle hazırız.

Nitekim bugün sizi bu projelerimizden biriyle tanıştıracağım.

İYİ Parti iktidarında işlerin nasıl hızla düzeleceğinin, Türkiye’nin nasıl hızla düze çıkıp zenginleşeceğinin formüllerinden birini anlatacağım.

Biz Türkiye’ye huzur getirmeye yemin ettik.

Biz yolsuzluğu, haksızlığı bu topraklardan silmeye yemin ettik.

Biz Türk milletine refah sağlamaya, gençlerimize umut olmaya yemin ettik.

İşte bugün o yeminlerimizden birini yerine getiriyoruz.

Bugün yolsuzluğu nasıl bitireceğimizi, hak ve adaleti nasıl sağlayacağımızı açıklıyoruz.

Bugün cesur adımlarla Türkiye’yi gelişmiş ülkeler seviyesine nasıl taşıyacağımızı açıklıyoruz.

Bugün siyasi tarihimizde Türkiye adına en büyük kaynağı yaratacak projeyi, Artagan’ı açıklıyoruz.

Vatanımıza ve milletimize hayırlı olsun.

Değerli dava arkadaşlarım;

Artagan çok özel bir isim.

Öz Türkçe’de bolluk ve bereket anlamına geliyor ve adı gibi memleketimizi bolluk ve berekete kavuşturma yolunda çok önemli bir kilometre taşını oluşturuyor.

Projede emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Şimdi kendimize soralım.

Türkiye bu kadar zenginliğe sahip bir ülkeyken nasıl oluyor da milletimiz bu kadar düşük standartlarda bir hayat yaşıyor?

Türkiye Avrupa’nın en büyük ülkesiyken nasıl oluyor da yoksullukla, krizlerle boğuşmak zorunda kalıyor?

Türkiye binlerce yıllık devlet geçmişine sahipken nasıl oluyor da devlet mekanizmasını bu kadar verimsiz işletiyor?

İşte Artagan’ı tam olarak da bu sorulara cevap olarak Türkiye’nin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak amacıyla hazırladık.

Türkiye’nin çok büyük bir potansiyeli var.

Güçlü, mutlu ve zengin bir Türkiye için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Asıl sorunumuz köprü yapmayı, bina dikmeyi vizyon zanneden bu beceriksiz iktidardır.

Asıl sorunumuz geleceği kurgulamak yerine, geçmişte debelenen bu çapsız zihniyettir.

Asıl sorunumuz hızla gelişen dünyaya ayak uyduramayan bu vasat siyasettir.

Sorunu nasıl tanımlarsak tanımlayalım.

Artagan nihai çözümü ortaya koyuyor.

Sahip olduğumuz bu muazzam potansiyeli açığa çıkarmamız, bu zenginliği milletimize yaymamız mümkün.

Ezcümle; Artagan’la başka bir Türkiye, milletimize yakışır bir Türkiye mümkün!

Aziz milletim;

Bugün yıkıcı inovasyon olarak adlandırılan ve toplumların yaşam biçimiyle birlikte ticaretin de kurallarını değiştiren bir değişim sürecinden geçiyoruz.

Bu öyle güçlü ve hızlı bir değişim ki pek çok dünya devini ticaret sahnesinden sildi.

Ülkelerin millî gelirlerinden daha büyük ciroları olan teknoloji şirketlerinin doğmasını sağladı.

Hayatın her alanındaki bu yeni değer ve yöntemler yıkıma götüren tehditlerle zenginliğe açılan fırsat kapılarını aynı anda sunuyor.

Üstelik yıkıcı inovasyon sadece şirketleri değil, devletleri ve dolayısıyla milletlerin hayat standartlarını da etkiliyor.

Çağın gerektirdiği değişimlere ayak uyduran devletler hızla zenginleşirken bu değişimi ıskalayan bizim gibi ülkeler ise inovasyonun yıkıcı etkilerine maruz kalıyor.

84 milyonun refahından sorumlu olan devletimiz Ak Parti iktidarının beceriksiz ellerinde inovasyon, teknoloji ve bilişim alanındaki baş döndürücü değişimlere ayak uyduramıyor.

Bu yüzden de her yıl trilyonlarca liralık kayba uğruyoruz.

Günümüzde para trafiği insan eliyle, insan gözüyle kontrol edilemeyecek kadar büyüdü.

Teknolojideki gelişmeleri yakalayamayan mali denetim organlarımız her gün gerçekleşen milyonlarca parasal işlemi hakkıyla denetleyemiyor.

Bunun sonucunda ise ekonomik değerlerimizi koruyamıyor ve kayıplar yaşıyoruz.

İşte bu kaybın büyüklüğünü ve nedenlerini kavrayabilirsek Türkiye’yi bekleyen zenginliğin resmini de net olarak çizebiliriz.

Değerli milletvekilleri, Artagan’ın sağlayacağı kazançlar emsalsiz bir bereketin kapılarını aralıyor.

Şimdiye dek hiç yaşamadığımız bir para bolluğuna sahip olacağız.

Mevduat açığı sebebiyle yurt dışından borç bulmaya çalışan bankacılık sistemimiz, mevduat fazlası veren ve büyümenin fitilini ateşleyecek kurumlara dönüşecek.

Kredi faizleri yakın tarihimizin en düşük seviyelerine gerileyecek.

Üretim artacak, tüketim geniş kitlelere yayılacak.

Kaynak yetersizliği sebebiyle gerçekleştiremediğimiz tüm atılımlar için ihtiyacımız olan finansmana sahip olacağız.

Artagan devletimizin bütçesine 300 milyar liranın üzerinde bir kaynak üretirken finansal sistemimize de 500 milyar liranın üzerinde ek mevduat sağlayacak.

Türkiye’nin 2021 yılı bütçesinin 1.1 trilyon lira gelir hedeflediğini düşündüğümüzde bu rakamların ne kadar büyük bir zenginlik anlamına geldiğini daha iyi kavrayabiliriz.

Artagan kesinlikle bir mucize reçete değil.

Bu zenginliği açığa çıkarmak için mucizelere ihtiyacımız yok.

Sadece birkaç yıl içinde Türkiye’yi iktidarın hayallerinin bile yetmeyeceği noktalara taşıyacak bu dönüşümü gerçekleştirmek için ihtiyacımız olan tek şey vizyon, güven ve akıl.

Aziz milletim, Artagan değeri 2 trilyon lirayı aşan bir büyük sorunu çözüyor.

Bu öyle bir sorun ki yolsuzluğun temelinde bu sorun var.

Rantın temelinde bu sorun var.

Yoksullaşmamızın temelinde bu sorun var.

Borçlarımızın artışının altında bu sorun var.

Paramızın pula dönmesinin arkasında yine bu sorun var.

İşte bu hayati sorun gün geçtikçe artan kayıt dışı ekonomi ve finansal sistemin dışında kalan paradır.

OECD’nin verilerine göre Türkiye ekonomisinin %28.72’si kayıt dışı.

Yani Türkiye’nin en yüksek kayıt dışı ekonomiye sahip ülke durumunda.

Bu ne demek?

Türkiye âdeta bir kayıt dışı cenneti demek.

Vergilendirilmeyen sisteme dâhil edilemeyen çok büyük bir kazanç doğrudan bazı ceplere gidiyor demek.

Rantçılara, yolsuzluk yapanlara her imkân sağlanırken kayıt altındakiler eziliyor demek.

Kayıt dışılık yüksek olduğu için ülkemizde gelir vergileri yüksek.

Sigorta primleri yüksek.

Dolaylı vergilerde dünya şampiyonuyuz.

Düşünün, 83 milyon vatandaşımızdan sadece 21 milyonu sigortalı.

Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya’da bu rakam yaklaşık 45 milyon kişi.

Yani Türkiye’de bütün yük kayıtlı çalışanların üzerinde.

Yani 83 milyonun sağlık giderlerini, 13 milyon emeklinin maaşını, 4 milyona yakın sığınmacının giderlerini bu 21 milyon sigortalı vatandaşımız ödüyor.

İşte bu yüzden asgari ücretteki vergi yükü %50’yi buluyor.

İşte bu yüzden elektrik faturalarında 5 kalem vergi ödüyoruz.

İşte bu yüzden bir araba aldığımızda bir tane de devlete veriyoruz.

Mali sistemimiz o kadar bozuk ki dünyanın en yüksek vergilerini uygulamamıza rağmen vergi geliri üretemiyoruz.

Gelir vergileri yüksek.

Sigorta primleri yüksek.

Dolaylı vergiler daha da yüksek.

Buna karşın OECD ülkeleri arasında en az vergi geliri toplayan beşinci ülkeyiz.

Oysa bize göre devlet topraklarımızı koruduğu gibi bu topraklarda oluşan ekonomik değeri de korumakla yükümlüdür.

Alın terini de korumakla yükümlüdür.

Milletimizin refahını belirleyen Türk lirasını da korumakla yükümlüdür.

Bizim devlet anlayışımız da budur, milliyetçilik anlayışımız da budur.

Dava arkadaşlarım;

 

 

Türkiye ekonomisi hepimize yetecek kadar derinliğe sahip koca bir havuzdur.

Ama maalesef bu havuzun dibinde suyu boşaltan delikler var.

Ak Parti iktidarı delikleri kapatmak yerine, yurt dışından kovayla su taşıyarak havuzu dolu tutmaya çalışıyor.

Oysa delikleri kapatmadan sadece borçla refah sağlanamaz.

En fazla zaman kazanılır.

Nitekim bu çapsızlığın sonuçlarını 19 yıllık iktidarlarının son dönemecinde milletçe hep birlikte yaşıyoruz.

Türkiye Avrupa’nın yüz ölçümü, jeopolitik konum ve tabii kaynaklar açısından en zengin ülkesi.

Ama aynı Türkiye kişi başına düşen millî gelirde Avrupa’da 34’üncü sırada.

Krizden başını kaldıramayan ve iflaslarıyla ünlü Yunanistan’da bile kişi başına düşen millî gelir 19 bin 500 dolar.

Yani bir Yunan vatandaşı bir Türk vatandaşından iki kat daha zengin.

Bu örnekleri ülkemize dair karanlık bir tablo çizmek için vermiyorum.

Tam tersine elimizden alınan zenginliğin ne boyutlarda olduğunu anlatmak için veriyorum.

Yaşanacak bir zihniyet değişikliğinin yani bir iktidar değişikliğinin Türkiye’yi hangi noktalara taşıyabileceğini göstermek için veriyorum.

Türkiye’nin köklü bir değişime, yapısal reformlara ihtiyacı var.

Türkiye’nin cesur insanların atacağı, cesur adımlarına ihtiyacı var.

Türkiye’nin İYİ Parti’ye, Türkiye’nin Artagan’a ihtiyacı var.

Değerli dava arkadaşlarım;

İnsan eliyle düzen sağlamanın mümkün olmadığı bir çağa doğru adım atıyoruz.

Her gün kredi kartı ve banka kartlarımızla 40 milyona yakın işlem gerçekleştiriyoruz.

Dijital bankacılık ve ATM’ler olmasa bugün yaptığımız işlemleri yapmak için banka şubeleri önünde kilometrelerce kuyruk beklememiz gerekirdi.

Bugün dijital bankacılık toplumumuzun yaklaşık %50’si tarafından kullanılıyor.

Banka kartlarımızla her ay 100 milyonun üzerinde nakit çekim yapıyoruz.

Kredi kartlarımızla 4 milyara yakın işlem yapıyoruz. 

Bu kadar yoğun bir para trafiğini güvende tutmak için bankalar akıllı yazılımlar üretmek zorunda kalıyor.

Mesela kredi kartınızı aynı gün içinde, iki farklı şehirde kullandığınızda banka tarafından şüpheli işlem gerekçesiyle otomatik olarak aranıyorsunuz.

Mesela yurt dışından veya internetten yüklü bir işlem yaptığınızda banka tarafından otomatik olarak aranıyor ve bu harcamaları doğrulamanız isteniyor.

Ezcümle bankalar müşterilerini, hissedarlarını ve itibarlarını korumak adına her türlü teknolojik yatırımı yapıyorlar.

Peki onlar her türlü yatırımı yaparken iktidar 83 milyon vatandaşı için ne yapıyor?

Cevap ortada.

Hiçbir şey yapmıyor.

Tam tersine sistem o kadar bozuk ki herkesi kayıt dışına itiyor.

Birçok işletme varlık mücadelesi verdiği için birçok işletme de daha fazla kazanma hırsıyla kayıt dışına yöneliyor.

Mali sistemimiz o kadar verimsiz ki herkes batan bir gemideki filikaya ulaşma içgüdüsüyle kendini kurtarmaya çalışıyor.

Bunun sonucunda ise en büyük işletmeden en küçüğüne, yasal ticaretten yasadışı faaliyetlere kadar kayıt dışılık toplumun tüm hücrelerine yayılıyor.

İşte o nedenle değişimin tam da bu noktada başlaması gerekiyor. 

Aziz milletim;

Türkiye’nin zenginleşme reçetesi Artagan nakitsiz topluma dayalı yeni bir ekosistemdir.

Adil ve kayıpsız bir ekosistemdir.

Artagan Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 21. yüzyıldaki adıdır.

Artagan tüm mali kayıt ve denetimin yapay zekâ aracılığıyla yapılmasını sağlayan özerk bir mali denetim ağıdır.

Artagan içinde binlerce yazılım ve vergi uzmanının bulunduğu korunaklı bir kampüste yer alır.

Kampüsün altındaysa ülkemizdeki tüm para trafiğini derleyen bir sunucu tarlası bulunur.

Finansal kurumlar ve Artagan arasında kurulacak veri paylaşım ağıyla kredi kartı işlemleri, para transferleri; döviz alım satım işlemleri, menkul yatırım hareketleri, yurt dışı para transferleri, çek-senet gibi vadeli alacak vereceklerin verileri Artagan’a ulaşır ve kapalı devre bir blok zinciri ile kayıt altına alınır.

Artagan bu verilerle 83 milyon vatandaşımızın ve milyonlarca işletmenin anlık olarak mali tablolarını oluşturur.

Mali tablonun oluşması o kişi ya da işletmenin ekonomik durumunun çok net bir şekilde değerlendirilmesini sağlar.

Peter Drucker’ın dediği gibi; “Ölçemediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz.”

Artagan gerçekleştiğinde tüm finansal veriler ölçülebilir formata dönüştürülerek mali suçlar da eksik beyan edilen gelirler de kayıtlarda yapılan hatalar da algoritmalar tarafından izlenebilir hâle gelecek.

Bu sayede kayıt dışı ekonomiyi besleyen tüm hortumların kesileceği gibi çoğu suç veya mali hatalar daha oluşmadan engellenebilecek.

Ekonomide yüzlerce milyarlık kayba yol açan kalpazanlık, kaçakçılık, naylon fatura, sahte beyan gibi pek çok mali suç tarihe karışacak.

Ezcümle Artagan ile gücü yetenin devleti dolandırdığı bu adaletsiz düzen sona erecek.

Devletin vergi geliri artık ücretli çalışanın sırtına yüklenmeyecek.

Dava arkadaşlarım;

 

 

Türkiye’nin vergi sistemi maalesef adaletsiz.

%15 ile %40 arasında değişen gelir vergisi oranları uygulanıyor.

Bu oranlara karşın Türkiye’nin gelir üzerinden elde ettiği vergi oranı Gayrı Safi Yurtiçi Hasılamızın sadece %5.9’u.

Bu oranla 36 OECD ülkesi arasında 35’inci sıradayız.

Kayıt dışı ekonomiyi %8’in altına gerileten Amerika Birleşik Devletleri’ndeyse aynı oran %48 seviyesinde.

Maaşlardan kaynağında kesilen gelir vergisini de katarak hesapladığımızda gelir vergisinin toplam vergiler içindeki payı Türkiye’de %15 seviyesindeyken Amerika Birleşik Devletleri’nde %80’lerde.

Bu çerçeveden baktığımızda Artagan bize gelire dayalı ve adil bir vergi sistemine geçiş fırsatı sunuyor.

Mevcut durumda dolaylı vergiler dar gelirliden de zenginden de aynı oranda alınıyor.

Artagan hayata geçtikten sonra ise herkes geliri üzerinden adil bir şekilde vergi ödeyecek.

Ne var ki Artagan’ın bunları sağlayabilmesi için tüm para hareketlerinin dijital ortamda gerçekleşmesi gerekiyor.

Oysa bugün sıklıkla nakit para kullanıyoruz.

Döviz bürolarından döviz alıp bozduruyoruz.

Senet imzalıyoruz, çek alıp veriyoruz ve bunlar bir ödeme aracı gibi her gün el değiştiriyor.

Bu engeli aşmak için nakit paranın çek ve senet gibi değerli kağıtların tamamını dijital ortama aktararak ölçülebilir hâle getirmek zorundayız.

Bu sebeple Artagan’ın ilk aşaması Türkiye’deki tüm para akışını dijital sistemlere taşıyarak nakitsiz toplum sürecine hazırlanmak olacak.

Milletimizden yetkiyi aldığımızda bu hazırlıkları eş zamanlı adımlarla süratle hayata geçireceğiz.

Bu adımların sonunda ise, nakit para geri çağırılarak,

Türkiye’nin nakitsiz topluma geçişi başlayacak.

Artagan hayata geçtikten sonra oluşacak ekosistemde tüm harcamalar kayıtlı finansal sistem üzerinden geçecek.

Seyyar satıcılar, market alışverişi, otopark, otobüs, dolmuş, taksi gibi günlük hayatımızı sürdürmemiz için gerekli olan mikro harcamalar; konut, otomobil alımı gibi makro harcamalar; borç verme, harçlık verme, hizmet ödemesi gibi tüm para transferleri; altın, gümüş, döviz, hisse senedi, kripto para gibi yatırım enstrümanlarının alım satımı dijital ortama taşınacak.

Çek senet gibi ileri tarihli ödemeler için kullanılan değerli kağıtlarsa akıllı sözleşmelere dönüşecek.

 

 

Değerli dava arkadaşlarım,

Artagan’la ortaya koyduğumuz vizyon hiç de uzak değil.

Pek çok ülke nakitsiz topluma geçişte yol aldı.

Biz ise sadece izliyoruz.

İsveç, Norveç gibi İskandinav ülkeleri önümüzdeki 5 yıl içinde nakitsiz topluma geçecekler.

Hindistan yüksek değerli banknotları piyasadan çekerek nakit kullanımını sınırlandırıyor.

Tüm dünyada mobil ödeme yöntemleri büyük bir hızla yaygınlaşıyor.

Mesela Çin’de mobil ödeme kullanan kişi sayısı 1 milyar insana yaklaştı.

Dünya hızla dönüşürken kendimize sormamız gereken soru şudur. Türkiye bu dönüşümün takipçisi mi olacak, yoksa öncüsü mü olacak?

Biz iddialıyız.

İYİ Parti olarak bu soruya cevabımız da çok net.

Artagan bu dönüşümün öncüsü olacak bir Türkiye’nin hazırlığıdır.

Sanayi devrimini geriden takip ettik.

Sanayi 4.0 dönüşümünü geriden takip ediyoruz.

Teknoloji üretiminde geriden geliyoruz.

Ancak bu dönüşümü geriden takip etmeyeceğiz.

Bu defa öncüsü olacağız.

Bu defa aslan payını biz kapacağız.

Türkiye bu dönüşüm için hazır.

Avrupa’nın en ileri dijital bankacılık sistemine sahibiz.

Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz.

Biz bu inançla hareket edeceğiz.

Seçime kadar Artagan’ın altyapısı ve mevzuatı hazır olacak.

İktidara geldikten sonra 2 yıl içinde ise bu değişimi gerçekleştireceğiz.

Değerli dava arkadaşlarım,

Artagan her bir bireyin ekonomik durumunu kayıpsız bir şekilde ortaya çıkaracak.

Kişi çalışıyor mu?

Ne kadar maaş alıyor?

Ek geliri var mı?

Üzerine kayıtlı menkul yatırımlar ve gayrimenkuller ne kadar?

Bu gayrimenkullerden kira geliri var mı?

Kredisi bulunuyor mu?

Evli mi?

Çocuğu var mı?

Eş ve çocukları çalışıyor mu?

Hanenin toplam geliri ne kadar?

Aylık birikim yapabiliyor mu?

83 milyon içinde refah düzeyi açısından kaçıncı sırada?

Kredi limiti ne kadar?

Bütün bu verilerden derlenen mali tablolar sosyal destek, istatistik, göçle mücadele gibi pek çok alt başlıkta Türkiye’nin sorunlarını çözmesine imkân sağlayacak.

Mesela pandemi döneminde Artagan işliyor olsaydı açıklanacak destek paketleri birkaç saniye içinde 83 milyona adil bir şekilde dağılmış olacaktı.

Türkiye’deki 83 milyon bireyin ve milyonlarca işletmenin mali tablolarının Artagan’da toplanması Türkiye’deki ekosistemin verimliliğini artırmak adına bize çok değerli bilgiler sunacak.

TÜİK istatistik yöntemiyle veri sağlıyor.

Yani geliri artanlarla işini kaybedenleri bir sepete koyup; “Türkiye büyüdü.” masalı anlatıyor.

Artagan’sa çok daha büyük ve gerçek verilerle ekonominin fotoğrafını çekecek.

Markete bile gidecek parası olmayanlar büyüyen Türkiye masallarında kaybolmayacak.

Artık Türkiye’de kimse aç ve açıkta kalmayacak.

Hiçbir babanın başı öne eğilmeyecek.

Devlet her bir vatandaşının derdini bilecek, kimseyi darda bırakmayacak.

İşsizlik verileri, enflasyon verileri, hane halkı verileri kesin ve tartışmasız olacak.

Bu veriler ışığında oluşabilecek krizler aylar öncesinden tespit edilecek.

Krizden muaf bir ekonomide yatırım iştahı da artacak.

Bu yönüyle Artagan’ın ekonomiye sağlayacağı en büyük katkılardan biri de Türkiye’de güven iklimini hâkim kılması olacak.

Değerli dava arkadaşlarım,

Artagan daha düşük vergi oranları ve daha düşük sigorta primleri vadediyor.

Yaptığımız hesaplamalar Artagan’ın daha düşük vergi oranları ve daha düşük sigorta primlerine karşın devlet bütçesine en az 300 milyar liralık bir katkı yapacağını öngörüyor.

Bu rakama artacak tüketim dâhil değil.

Bu rakama Türkiye’ye dönecek sermaye dâhil değil.

Bu rakama israf kalemlerinden elde edilecek tasarruf dâhil değil.

Bu 300 milyar lira sadece Artagan’ın sağlayacağı kaynaktır ve 300 milyar lira Türkiye açısından öyle büyük bir kaynak ki bu iktidarın yanına bile yaklaşamadığı pek çok adımı rahatça atabileceğiz.

300 milyar liranın ne anlama geldiğini anlatabilmek için birkaç örnek vereyim.

Mesela EYT’li kardeşlerimizin sorunlarını çözmenin maliyeti 15 milyar lira.

Otomobilde ÖTV’nin kaldırılması yıllık 17 milyar lira.

İki milyon ihtiyaç sahibi gence aylık 750 lira gençlik maaşının toplamı yıllık 24 milyar lira.

Milyonlarca öğrenciye aylık 500 lira karşılıksız bursun yıllık maliyeti 24 milyar lira.

Akaryakıttaki ÖTV oranının yarıya düşürülmesinin yıllık maliyeti 30 milyar lira.

Düşük gelirli vatandaşlarımıza indirimli doğal gaz ve elektrik temin etmenin yıllık maliyeti 10 milyar lira.

Daha bitmedi.

Her yıl 2 yeni büyük altyapı projesi, üstelik öyle geçiş garantili de değil, peşin parayla ve millete yük bindirmeden iki mega projenin maliyeti 20 milyar lira.

100 bin yeni öğretmen kadrosuyla büyük bir eğitim seferberliğinin yıllık maliyeti 8 milyar lira.

Her yıl 5 bin girişime 1’er milyon liralık hibe sermaye sağlamanın yıllık maliyeti 5 milyar lira.

Bakın, buraya kadar 300 milyar liranın yarısını bile kullanmadık.

300 milyar lira işte öylesine büyük bir kaynak.

Artagan bu 300 milyar liranın yanında finansal sisteme de 500 milyar liranın üzerinde bir mevduat hacmi sağlayacak.

Bunun sonucunda Türkiye’de faizler ilk kez gelişmiş ülkelerin seviyelerine gerileyecek.

Kira öder gibi ev satın almak mümkün olacak.

Bir asgari ücretli bile araba sahibi olabilecek.

Tüm şirketlerimizin faiz giderleri, vergi giderleri azalacak.

Yatırım iştahı artacak ve Türkiye’den kaçan yerli ve yabancı sermaye geri dönecek.

Ona buna çökme devri artık sona erecek.

Dava arkadaşlarım;

Artagan’ın yapısı İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in omurgasını oluşturan kuvvetler ayrılığına dayanıyor.

Yani insan eliyle bozulamayacak kadar sağlam, adaletli bir ekosistem oluşturmayı hedefliyoruz.

Bu sebeple Artagan’ı özerk bir kurum olarak tasarladık.

Artagan siyasetin bile el süremeyeceği, kimsenin emrine girmeyecek tarafsız bir kurum olacak.

Bu çerçevede özellikle milletimizin yeni sisteme güvenmesini sağlayacağız.

Kimsenin aklında; “Acaba izleniyor muyum?” diye bir şüphe olmayacak.

Kimsenin aklında; “Birileri çıkıp bu verilerle oynar mı?” diye bir şüphe kalmayacak.

Artagan bu şüphelerin tamamını ortadan kaldıran benzersiz bir teknolojiyle kurgulandı.

Bu özelliğiyle nakitsiz toplumun çok daha ötesinde bir değere sahip.

Bu güveni sağlamak için Artagan’da yer alan tüm veriler kişisel veri gizliliği esas alınarak şifreli olarak korunacak.

Artagan’ın yapay zekâsı haricinde hiç kimse bu verilere erişemeyecek.

Yapay zekanın işleyişiyse farklı kurumlara dağıtılacak anahtarlarla sağlanacak.

Böylece hiçbir kişi ya da kurum Artagan’ı milletin ortak çıkarları dışında kullanamayacak.

Aziz milletim, Artagan bambaşka bir Türkiye vadediyor.

Sayın Erdoğan ömrünü tüm gücü kendinde toplamak için harcadı.

Biz o gücü yeniden millete teslim etmek için çalışıyoruz.

Artagan bu ülkeye bırakacağımız en önemli mirastır.

Bundan 3 buçuk yıl önce bu topraklara yeni bir siyasi anlayışın tohumlarını ektik.

İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem işte bu tohumların meyvesidir.

Artagan yine bu tohumların meyvesidir ve o tohumlar daha nice meyveler verecek.

Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Dava arkadaşlarım;

O kutlu gün geliyor, İYİ Parti iktidara yürüyor.

Memleketin dört bir yanından haberler geliyor; Millet Bizi Çağırıyor!

Varsın onlar dedikodu siyaseti yapsınlar.

Varsın onlar koltuk siyaseti yapsınlar.

Varsın onlar saray sefası sürmeye devam etsinler.

Biz somut çözümler sunmaya, milletimize umut olmaya devam edeceğiz.

Milletimiz için çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz.

Çünkü bizim yolumuz hak yoludur, hakikat yoludur, millet yoludur.

İktidarın suyu artık ısındı.

Bunu artık kendileri de kabul ediyor.

O sandık elbet gelecek, milletimiz İYİ Parti diyecek.

Milletimiz yetkiyi verecek.

Biz de Türkiye’yi düze çıkaracağız.

Hak ettiğimiz güçlü, mutlu ve zengin bir Türkiye’yi milletimizle el ele inşa edeceğiz.

Bu kutlu yolda, Allah, yar ve yardımcımız olsun.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.