8 Ekim, 2019

İYİ Parti TBMM Grubu Toplantısı

Aziz milletim, değerli milletvekilleri, sevgili gençler, değerli basın mensupları;

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yeni yasama yılına başlayan yüce meclisimizin çatısı altında, huzurunuzda olmaktan mutluyum.

Bizi yeniden buluşturan Allah’a hamdolsun.

Konuşmamın başında, geçtiğimiz hafta meydana gelen trafik kazasında şehit olan askerlerimize, Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Allah peygamber efendimize komşu olmayı nasip etsin.

Ruhları şad olsun.

Değerli dava arkadaşlarım,

Başımıza musallat edilen terörle mücadele, parti farkı gözetmeksizin, hepimizin ortak hedefi olmalıdır.

Bu mücadele sadece yurt içinde değil, tehdidin şekil ve kaynağına göre, yurt dışında da sürdürülmelidir.

Evet biliyoruz ki, iktidar Türkiye’nin meselelerini gereken ciddiyetle, doğru biçimde yönetemiyor.

Ancak, dün ülkemizin muhatap kılındığı küstahlık, farklılıklarımızı ve iç siyasette yaşadığımız tüm tartışmaları bir yana bırakmayı gerektiriyor.

Gün, böyle bir gündür.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın, Türkiye’nin Suriye’de planladığı “Güvenli Bölge Operasyonu”yla ilgili, dün akşam yaptığı açıklama, her şeyden önce “Devlet ciddiyetiyle” bağdaşmaz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomisini ve Türk Milleti’ni tehdit etmek, açık söylüyorum, diplomatik bir rezalettir.

Bu tür bir yaklaşım ve özellikle ekonomik tehditler karşısında “dostluk ve müttefiklik” kavramları ağır bir yara almıştır.

Açık ve net söylüyorum;

İç politikada, milletimize en iyi hizmeti vermek için siyaseten rekabet etmeye devam edeceğiz.

Birbirimizi en sert şekilde de eleştireceğiz.

Ama bugün, bu tehditler karşısında, tek bir partimiz vardır, o da “Al Bayrak Partisi”dir.

Çukurova’dan Trakya’ya, Kars’tan Edirne’ye, Samsun’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Mersin’e kadar, aziz vatanın her karışındaki aziz milletimize sesleniyorum;

Hiç kimse telaş etmesin.

Türkiye bu coğrafyaya yeni taşınmadı, devlet olmayı da Harvard’da öğrenmedi.

Türkiye’nin devlet geleneği, dünya ülkeleriyle ilişkilerini başarıyla yürütecek güçtedir.

Türkiye, ABD ile ilişkilerini de başarıyla yürütecek güce sahiptir.

Türkiye ve Türkiye’nin dostları, Donald Trump’a ve ABD yönetimine bu tehditlerin manasız ve sonuçsuz kalacağını anlatacak yeterliliktedir.

Bu anlayıştan yoksun olanlar, sadece bugünün değil, geleceğin de vebalini üstlenmek durumunda kalacaklardır.

Buradan, büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün ders niteliğindeki sözüyle, Sayın Trump’a sesleniyorum;

“Yarın yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır.”

Bu hep böyle olmuştur.

Suyu çıkmış arkadaşlık ilişkileri, bu gerçeği değiştiremez.

Sayın Erdoğan’a da bir çağrı yapıyorum;

Bu hadsizliğe en net ve en uygun cevap, Fırat’ın doğusuna girip, terör koridorunu yarmaktır.

Milletimizin de, bizim de beklentimiz budur.

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, sevgili gençler;

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta Damat Bakan, sadece temennilerden oluşan yeni bir ekonomi programı açıkladı.

Bana “yeni programı tek bir kelimeyle eleştirin” derseniz, “tutarsız” derim.

“İki kelimeyle eleştirin” derseniz de, “çok tutarsız” derim.

Belli ki Damat Bakan, Türkiye’nin ekonomik dengelerinin farkında değil.

Ak Parti iktidarının bizzat inşa ettiği bu ekonomik düzende, ekonomik büyümeyi enflasyon ve cari açığı arttırmadan sağlamak maalesef mümkün değil.

Bunun da sebebi basit:

Üretimi dışa bağlı hâle getirdiler.

Yani ne zaman büyümek istesek, ithalatımız artıyor ve dış ticaret açığı veriyoruz.

Şimdi Damat Bakan diyor ki;

“Artık geçmiş geride kaldı ve biz bir anda hem yüksek büyüme, hem düşük enflasyon, hem de sıfır cari açığı beraber sağlayacağız.”

Peki bu hangi politikalarla olacak?

Onun cevabını vermiyor.

Damat Bakan yine diyor ki;

“Önümüzdeki üç sene sonunda özel sektör yatırımları yüzde 30 artacak.”

Hangi özel sektör?

Bu sene yatırımları daralan özel sektör.

Elde ettiği üç kuruş kârını faiz borcuna, döviz borcuna ödemek zorunda kalan özel sektör.

Ak Parti iktidarında büyüyemeyen, büyüyemediği için de istihdam sağlayamayan özel sektör.

Damat Bakan diyor ki;

“Bu özel sektör, önümüzdeki üç senede şahlanacak ve yatırım üstüne yatırım yapacak.”

Peki hangi politikalarla olacak?

Damat Bey onun da cevabını vermiyor.

Yani, ortada “tozpembe” hayallerden, temennilerden oluşan bir metin var ama adına program denemez.

Program olması için kendi içinde tutarlı hedefleri ve bu hedeflere nasıl ulaşılacağının yol haritasının olması lazım.

Bu var mı? Yok.

Geçen sene Damat Bey’in açıkladığı programda var mıydı? Yine yoktu.

Bir de dalga geçer gibi sözde programın sloganını “Değişim başlıyor!” koymuşlar.

Damat Bey;

Değişim çoktan başladı!

O başlayan değişimi ben sana anlatayım:

Ülkemizde “Ekonomik kriz bizi etkiledi” diyen ailelerin oranı %72’ye çıktı Damat Bey, görüyor musun?

“Harcamalarımızı kısmaz isem, borcum döndürülemez hâle gelir.” diyenlerin oranı %67’ye çıktı Damat Bey, duyuyor musun?

İşimi kaybetme korkusu yaşıyorum diyenlerin oranı %44 olmuş Damat Bey, biliyor musun?

Ben sana ekonominin en büyük mağdurlarını anlatayım.

Kent yoksulluğu aldı başını gitti. Ocaktaki tencere artık kaynamıyor.

Ev kadınları, evin tüm aylık gıdasını 450-600 TL arasında bir para ile almak zorunda.

Nasıl alsın? O tencere nasıl kaynasın?

Ekonomik krizin en derinden vurduğu bir diğer kesim, gençlerimiz.

Mağdur gençlerimiz!

TÜİK verilerine göre 2019 yılında yolda gördüğün her dört gençten biri işsiz!

OECD ülkeleri arasında genç işsizliğinde en tepedeyiz. 

Türkiye’de son beş yılda yaklaşık 1 milyon öğrenci maddi imkânsızlıklar nedeniyle okullarını terk etmek zorunda kalmış.

Yani yarım kalmış 1 milyon hikâye!

Bunlar, her yerin okul dolduğu bir dönemde, okullarını terk etmek zorunda kalan gençler.

Bir tarafta üniversiteler hızla artıyor, diğer tarafta oto sanayiden başka bir seçenek gösterilmeyen gençler!

Evet, hayat onlara çok haksız geliyor, adaletsiz geliyor.

Şimdi soruyorum sana Damat Bey! “Yeni Ekonomi Programın” kurtaracak mı bu gençleri?

Ya emeklilerimiz?

Ekonomik şartlarından dolayı evlerine hapsolmuş emeklilerimiz.

Alzheimer’a mahkûm edilen emeklilerimiz.

Emekli maaşının ne olduğu belli; bu aileler nasıl geçinecek?

Alzheimer’la mücadele etmek için evin dışına çıkmak, aktif yaşamak gerek.

Bu insanlar nasıl çıkacak?

Soruyorum Damat Bey, soruyorum!

Bu insanları biliyor musun?

Bilmiyorsun, duymuyorsun, görmüyorsun!

Çünkü, her yere saray yaptırınca, herkesi de saraydaki gibi yaşıyor sanıyorsunuz.

Uçak filoları, lüks otomobiller, şatafat içinde geçen bir hayat…

E tabi vatandaş ne çekiyor; duymaz, bilmez, görmezsiniz.

Çünkü, mağdur gelip, mağrur oldunuz.

Geçmişte Süleyman Soylu’nun dediği gibi, Numan Kurtulmuş’un dediği gibi; “Harun gibi gelip, Karun gibi zengin oldunuz.”

Milletten koptunuz.

Millete kulaklarınızı tıkadınız.

Ne diyordu o meşhur oyunun şarkısında;

“Lüküs hayat, lüküs hayat

bak keyfine, yan gel de yat

ne güzel şey, oh ne rahat

yoktur eşin lüküs hayat.”

Ey Damat Bakan!

Şimdi çıkmışsın karşımıza Yeni Ekonomi Programı diyorsun!

2018’in son çeyreğinden beri baş aşağı giden ekonomiyi “Düze çıkartacağım.” diye açıkladığın dokuzuncu paket bu, dokuzuncu!

Peki sonuç ne?

Sonucun ne olduğu, pazardaki tezgahlarda, marketteki raflarda, kasapta, manavda, hastanede, okulda, benzin istasyonlarında!

Sonucun ne olduğu ortada Damat Bey, ortada!

Sen “Değişim başlıyor!” diye anlatadur, değişim çoktan başladı!

Çok değerli dava arkadaşlarım,

Türkiye’de başlayan bu değişimin adresi İYİ Parti’dir.

Çünkü biz inanıyoruz ki; güçlü Türkiye için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Bu, bizim Türkiye’ye bakışımız,

Bu, bizim Türkiye’ye olan imanımız,

siyasette duruşumuz, siyasette yürüyüşümüzdür.

İstikametimiz budur.

Bizim güçlü bir Türkiye için hedeflerimiz var.

Güçlü bir Türkiye vizyonumuz, bu yönde planlarımız, projelerimiz var.

Üreten!

Ürettiğinin karşılığını alan;

sokakta, çarşıda, pazarda,

devletine, adaletine güven duyan;

gelecek kaygısı olmaksızın, kendinden emin yaşayan,

mutlu bir Türkiye!

Umutlu bir Türkiye!

Güçlü bir Türkiye!

Güçlü bir Türkiye’nin temeli, hukukun üstünlüğüdür.

Türk Milleti, tarih sahnesinde yol almaya başladığı günden bu yana hukukun üstünlüğüne riayet etmiş bir millettir.

Hukukun üstünlüğü olmadığı yerde üstünlerin hukuku başlar.

Zulüm budur.

Afet budur.

İllet de budur, zillet de budur.

Nice kudretli kavmi helak eden musibet de budur.

Hukukun üstünlüğü, her medeniyetin, her devletin, her toplumun ayakta kalabilmesinin temel şartıdır.

Hukukun üstün olmadığı yerde,

Millet, devlet, aile ve insandan söz edilemez.

Hukukun üstün olmadığı yerde;

Ne kimse üretir, ne de kimse ürettiğinin karşılığını alabilir.

Hukukun üstün olmadığı yerde, şairin dediği gibi; “Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” düşer.

Hukukun üstün olmadığı yerde, kanuna uygun ihale değil, ihaleye uydurulmuş kanun olur.

Hukukun üstün olmadığı yerde, terörist başı TRT’ye çıkar, selam yollar, şehit anasının bağrı yanar.

İşte bu nedenle İyi Parti iktidarında ilk ele alınacak konu hukukun üstünlüğüdür.

Sistemimizin merkezine liyakati koyacağız.

Hiç kimse saraydaki tanıdığı üzerinden makamlara sahip olamayacak.

Türkiye’de toplumsal düzeni liyakat üzerine inşa edeceğiz.

Liyakat, adalettir.

Liyakat, bu milleti, yüzyıllardır Anadolu topraklarına hâkim kılmıştır.

Liyakat, Türk Medeniyeti’nin temelidir.

Anadolu insanını makama,

Hak ettiği refaha,

Hak ettiği servete eriştirecek ilkedir.

Aziz milletim;

İYİ Parti iktidarının pusulası bilim olacak.

Bilim, yeryüzünün insanlığa hizmet etme şeklidir.

Bilim, insanlığın gelişme ve zenginleşme yoludur.

Geride kalmakla güçlü olmak arasındaki farkı belirleyen yegâne unsur; bilimde aldığınız mesafedir.

Türkiye’de, özellikle son dönemde, maalesef başka bir rüzgâr estiğine şahit oluyoruz.

Bilimden, bireysel rekabetten, liyakatten yana olanlar; günbegün Türkiye’de yaşama arzusundan kopuyor.

Bugün birçok bilim adamı, akademisyen ve mühendis Türkiye dışında yaşamanın yollarını arıyor.

Türkiye’de bilim yapma arzusu, Türkiye’de teknoloji geliştirme arzusu hızla ortadan kayboluyor.

Üniversiteler siyasetin peşinde bölüm başkanlığı, dekanlık, rektörlük kapma yeri hâline dönüşüyor.

Türkiye artık kendi bilim adamını, aydınını yetiştirme zeminini kaybetmek üzere.

Bunu kabul edemeyiz.

Buradan bu gençlerimize sesleniyorum:

Hepinize ihtiyacımız var.

Türkiye hepinizin elleri üzerinde yükselmek zorunda.

Bunun başka bir yolu yok.

Hep beraber Türk Devleti’ni ve Türk Milleti’ni güçlü kılmak mecburiyetindeyiz.

Bunu birlikte başaracağız.

Göreceksiniz ki, çok kısa sürede, yeni bir sabahın şafağı sökmüş olacak.

Üç yıllık bir çıkış planı çerçevesinde; hepimizin arzuladığı bir ortamı Türkiye’ye hâkim kılacağız.

Değerli dava arkadaşlarım;

Güçlü Türkiye elbette ki, zengin bir Türkiye demektir.

Güçlü Türkiye elbette ki, gücünü milletinin zenginliğinden alan bir Türkiye’dir.

Şunu açıkça ifade etmemiz gerek:

Türkiye, varlık içinde yokluk çekiyor.

Çünkü Türkiye üretemiyor!

Yıllardır uygulanan yönsüz, ufuksuz, vizyonsuz, plansız ekonomi politikalarının sonucu olarak Türkiye artık üretemiyor!

İYİ Parti iktidarında üreten Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Tarımda, sanayide, teknolojide üreten Türkiye’yi milletimizle el ele inşa edeceğiz.

Bugün Türkiye’de işlenebilir tarımsal arazi 28 milyon hektar.

Bu arazilerin ancak 21 milyon hektarlık kısmını ekebiliyoruz.

Verimlilik açısından baktığımızda, arazilerimizin yarısını kullanamıyoruz.

Mesela Muş;

80 km boyunda ova.

Bir buçuk milyon dönümden fazla bir alan.

Karpuz yetişiyor, kavun yetişiyor, üzüm yetişiyor.

Hayvancılık için her şey var.

Fırat’ın kolları Murat ve Karasu burada.

Ama buna rağmen Muş, kişi başı gelir bakımından sondan üçüncü.

Varlık içinde yokluk derken işte tam olarak bunu kastediyorum.

Bu durumu sadece Muş’un meselesi olarak görmüyoruz.

“Buradaki üretimin katkısından Türkiye olarak yoksun kalıyoruz.” diye bakıyoruz.

“Muş kalkınırsa, Türkiye kalkınır.” diye bakıyoruz.

Aynı şekilde, 82 milyonluk ülkemizde 22 milyonu kayıtlı, 28 milyon kişi çalışabiliyor.

Almanya ve Kore ile karşılaştırdığımızda, Türkiye’nin hedefi 40 milyonun üzerinde insanını ekonomiye katmak olmalı.

Eğer güçlü bir Türkiye yaratacaksak, 12 milyon insanımızın üretim gücünden yararlanmama gibi bir seçeneğimiz yok.

Eğer bugün Türkiye, yeni bir hikâye yazacaksa, bu hikâyenin başladığı yer burasıdır.

Ekonomide atıl durumda bulunan kapasitemizi üretime yönlendirecek, gençlerimizi ekonomiye dâhil edecek projelerimizle, kısa süre içerisinde sonuç alacağız.

Ortaya koyacağımız bütüncül kalkınma stratejimiz ile ekonominin tüm sektörlerinde katma değer ve istihdam yaratılmasını sağlayacağız.

2008’den bu yana Türkiye ortalamasının altında kalan ekonomik işleyişi, yönetim anlayışından başlayarak değiştireceğiz.

Türkiye, beş yıl büyüyen, on yıl yerinde sayan bir ülkeden, sürekli büyüyen, tüm politikaların merkezine bu sürekli büyüme hedefini koyan bir ülke olmak zorunda.

Olacağız.

Bizim inancımız şudur:

Defalarca önünü açmayı, önündeki sisi, pusu dağıtmayı başaran Türk Milleti,

Yine, iyi bir çıkış yakalayacaktır.

Zenginliği artırarak yaygınlaştırmak yerine,

var olanı yağmalamak üzerine kurulmuş bir siyasi anlayışın,

çok hızlı bir şekilde tasfiye edildiğini inşallah hep beraber göreceğiz.

Teknoloji odaklı bir sanayi politikasına geçmek zorundayız.

Geçeceğiz.

Bugün dünya bilgi yoğun yatırımları konuşuyor.

Türkiye’nin bunlara bigâne olması;

70’li yılların sanayi alanlarının tartışılıyor olması;

Türkiye’yi yönetenlerin zamanın ne kadar gerisinde olduğunu gösteriyor.

Hiç kimse endişe etmesin.

Bilginin bu denli erişilebilir olduğu bugünün dünyasında,

Türkiye’yi aşan firmalar, Türkiye’yi aşan markalar oluşturmak çok zor değil.

Türkiye’nin hızlı bir şekilde yeni sanayiyi kucaklamasını sağlayacağız.

Milletimiz de çok hızlı bir şekilde bu modelin nasıl bir zenginleşme yarattığına şahit olacak.

Biz insanımıza güveniyoruz.

Sorun, ülkeyi yöneten siyasi kadroların vizyonsuzluğu ve ahlak noksanlığıdır.

Bugün ülkenin başındaki ekibin birikimi ve kalitesi, Türkiye’nin entelektüel sermayesini kavramaktan çok uzak…

Yaşadığımız savrulmanın nedeni budur.

Aziz milletim;

Güçlü bölge, daha güçlü Türkiye demektir.

Güçlü Irak, güçlü Suriye, daha güçlü Türkiye demektir.

Güçlü İran, güçlü Rusya, daha güçlü Türkiye demektir.

Türkiye’nin bölgesel kalkınma sorunu, Türkiye’nin bölgesindeki kalkınma sorunuyla paraleldir.

Bölgede istikrarın sağlanması, Türkiye’nin geri kalmış tüm bölgelerinde refahı, sanılandan çok daha hızlı şekilde artıracaktır.

Yetkiyi elimize aldığımızda, üç yılın sonunda, bölgesel istikrar konusunda çok ciddi mesafe almış olacağız.

Türkiye’deki mülteci sayısını kesinlikle 500 bine indireceğiz.

Herkes vatanında mutlu olsun.

Biz de bu kardeşlerimizin vatanlarında mutlu mesut yaşayabilmeleri için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

Böyle bir istikrarlı bölgede Türk Lirası en çok dolaşan para olacaktır.

Türkiye’nin komşuları olarak tanımlanabilecek, kuşatıcı ekonomik coğrafyasının değeri 7 trilyon dolar.

Bölge istikrar kavuştuğunda bu rakamın 10 trilyon doların üzerine çıkması mümkün.

Bölgemize yakın ekonomik coğrafyamız olan Avrupa Birliği ve Türk coğrafyasını da eklediğimizde 27 trilyon dolarlık bir alandan bahsediyoruz.

Türkiye bu zenginliğin merkezindedir.

Bu zenginliği kullanabilecek bir sistem inşa etmek mecburiyetindeyiz.

Edeceğiz.

Teknoloji odaklı sanayi politikalarımızı,

tarımda endüstriyel yaklaşımımızı,

yüksek getirili şehir turizmi modellerimizi,

dijital endüstrilere bakışımızı,

güçlü bölge, güçlü Türkiye stratejimizi ortaya koyacağız.

Biz Dadaloğlu soyuyuz.

Merkez medya onlarınsa, Türk Milleti bizimdir.

Kent kent, kapı kapı gezerek planlarımızı, projelerimizi tüm milletimizle paylaşacağız.

16 Ekim’de Muş’tan başlıyoruz.

Aziz milletim,

Çok değerli dava arkadaşlarım,

Medeniyet inşa etmek, Türkler için tarihin emridir.

İnsanlığa hizmet etme yolunda bu emri çeşitli defalar gerçekleştirmiş olan bu millet,

bir defa daha bir çıkış, bir yükseliş yolunun başına yürümektedir.

Cenab-ı Allah’tan niyazım, bizlere bu yola hizmet etme imkanı vermesidir.

Cenab-ı Allah’tan niyazım, cesur İYİ Partililerin bu yola liderlik yapmaları, bu aziz yola hizmetkar olmalıdır.

Sözümüz budur.

Vaadimiz budur.

İşte bu yüzden;

Gittiğiniz her yerde haykırın ki;

“Ey vatan, gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.”

Biz bambaşka hayallerin, bambaşka bir vizyonun takipçisiyiz.

O yüzden de adımız İYİ Parti.

Türk Milleti,

İYİ eğitim görmeye,

İYİ kazanmaya,

İYİ yaşamaya layıktır.

Düşün peşimize;

Biz o müreffeh ve güzel ülkeye yürüyoruz.

Çünkü, milletimiz bunu hak ediyor.

Yolumuz, bahtımız açık, Allah yar ve yardımcımız olsun.

Allah’a emanet olun.


Meral Akşener

İYİ Parti Genel Başkanı