Ortadoğu’daki gelişmeler üzerinden Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen sürece dair soru üzerine Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Bu olaylar hangi bölgede yaşanıyor? Suriye, Irak, İran ve Türkiye’yi kapsıyor değil mi? Şimdi Irak’ta yaşayan Kürtlerin pozisyonuyla, Türkiye’de yaşayan Kürtlerin pozisyonu aynı değil. Suriye’de yaşayanlara vatandaşlık hakkı tanımıyordu Suriye. Irak’ta yaşayan Kürtlere seçmen olma hakkı tanımıyordu Irak. Yani demokratik haklarını vermiyordu. İran’da yaşayan Kürtlere de memur olma hakkı tanınmıyordu. Türkiye bir cumhuriyet. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet’te vatandaşlık tanımıyla hepimiz eşitlenmiş durumdayız. Dolayısıyla burada Türk vatandaşlığı tanımı bir etnik işaretleme değil, bir siyasi tanım olma özelliğiyle kendini hissettiriyor. Dolayısıyla Cumhuriyeti kuran Türkiye halkına etnik kökeni ne olursa olsun Türk milleti denir diye Atatürk tarafından tarihe şerh edilmiş bir ifade var. Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle biz biriz ve beraberiz diye tam 100 yıldır gelmişiz. Son 25 yıldır etnik kökenlerden, 36 ayrı etnik kökenden ve onların imtiyaz beklentilerinden bahsediyoruz. Bu son derece yanlıştır. Bugün İran’da Kürtlerin reva gördüğü muamele, Irak’ta Kürtlerin reva gördüğü muamele, Suriye’de Kürtlerin reva gördüğü muamele Türkiye’de yaşanmış olsaydı ben de belki seninle aynı çizgiye gelmiş olurdum. Ama Türkiye’deki Kürtlerimizin yüzde 60’ından fazlası Ankara’nın batısında yaşıyor. Siz onları Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İsrail’in savaş senaryolarının figüranı yaparsanız asıl tehlike o zaman başlar. Bize düşen şey, Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü, beraberliğini, milli kimliğini muhafaza etmek yolunda çaba sarf etmektir; Amerika ne yapacak diye ona karşı ayrım yapmak suretiyle yeni bir cephe oluşturmak yerine. Ben diyorum ki, Türk ile Kürt kardeştir” ifadesini kullandı.
“Bu plan aslında 100 küsur sene önce reddettiğimiz Sevr planının yeniden yaşama geçirilmesi”
Türkiye’nin 50 yıldan bu yana terör belası ile uğraştığını belirten Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Ermeni terör örgütü ASALA’nın siyasi faaliyetleri noktalandığı andan itibaren pkk denen bela Türkiye’nin başına musallat edilmiştir. Bu bir Kürt hareketi değildir. Eğer bu Kürtlerin hak arama hareketi olmuş olsa, bunun önderi diye tarif edilen eşkıya başı Kürtler için o lafları telaffuz edemez. Ben hayatım boyunca hiçbir yerde bir Kürt kardeşimi incitecek beyanda bulunmadım. Ama abdullah öcalan’ın söylemlerine bir bakın; Kürkleri nasıl aşağılıyor, nasıl farklı farklı tasnif ediyor ve onlara neler yüklüyor bir görün. Bu belayı Türkiye’nin başına tebelleş eden de Batı emperyalizmidir. Bu artık aleni hale gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri başkanı, Türkiye’deki ve bölgedeki Kürtlere silah yardımı yaptığını itiraf etmiştir. Ayrıca, İran’la olan savaşta da ‘Kürtlere veriyoruz ama verdiğimiz silahları kullanmıyor’ demiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başındaki zat Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki Kürtlere 40 bin tır silahı ve mühimmat yardımı yaptığını söylemiştir. Dolayısıyla bize karşı kışkırtılmak istenen, Türkiye’ye karşı kışkırtılmak istenen etnik köken ve mezhepten kaynaklı bir güruhu, bölgedeki dengeleri değiştirme yönünde enstrüman olarak kullanmak isteyen bir emperyal plan var. Bu plan yeni filan değil, bu plan aslında bizim 100 küsur sene önce reddettiğimiz Sevr planının yeniden yaşama geçirilmesi halidir” ifadelerini kullandı.
“Türkiye, üniter devlet yapısını tartışamaz”
Türkiye’de problemi olan Türkler gibi problemi bulunan Kürtlerin de olduğunu söyleyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Ama yaşadığımız süreç ve bu süreçte konuşulanlar… Komisyon falan da toplandı ya. O komisyonda konuşulanlar ve komisyon raporu dahil olmak üzere hangi Kürt’ün hangi sorununu çözmüştür? Ne konuşuldu orada? En başından beri ben uyarıyorum; abdullah öcalan’ın yol göstericiliğinde tanzim edilmiş bir süreç ancak Türkiye’nin tartışılmaz değerlerini tartışmaya açar. Türkiye’nin üniter devlet yapısı konuşulmuştur, hala Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşuluyor. Türk vatandaşlığının tanımı konuşulmuştur, hâlâ konuşuluyor. Türkiye’nin federalizme kapı açabilecek demokratik Cumhuriyet oluşumları tartışmaya açılmıştır, hâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşuluyor, yeni dönemde de konuşulmaya devam edecek. Türkiye’nin tartışılmazları bunların eliyle tartışma masasına yatırılacak. 50 sene sonra senin çocuğun, yüksek lisans çalışması yaparken yabancı arşivlere girecek ve bu yaşadığımız dönemlere de bakarak; orada konuşulan komisyon raporu üzerinde değerlendirme yaparken ‘Ya zamanında bunlar Türkiye’de konuşulmuş’ diye batı emperyalizminin iştahını kabartabilecek birtakım argümanları da onlara sunacak. Şimdi bana ‘Müsavat Dervişoğlu sen niye karşı çıkıyorsun? Sen her şeyin konuşulmasından yanasın da bu konunun konuşulmasını niye istemiyorsun?’ diyorlar. Eğer üniter devlet yapımızı konuşur ve tartışmaya açarsak, eğer vatandaşlık tanımımızı konuşur ve tartışmaya açarsak; bölge coğrafyasındaki diğer devletlerin konumuna düşeriz. ‘Suriye’de yaşanan Türkiye’de niye yaşanmadı’ diye soruyorsan, cevabı bellidir; Üniter devlet, milli devlet ve vatandaşlık tanımından kaynaklıdır bu. Ama bu süreci abdullah öcalan arzu ediyor diye, onun mihmandarlığında, yol göstericiliğinde yaşama sokanlar ya da işte o sürece imkân tanıyanlar; bu tartışmalardan uzun vadede beslenme hesabı olan insanlar. Bu tartışmanın Türkiye’ye getireceği bir fayda yoktur. Türkiye, üniter devlet yapısını tartışamaz. Türkiye, anayasanın ilk 4 maddesini tartışamaz. Türkiye, federalizmi tartışamaz. Bu diğer bölge ülkelerinin konumuna düşmemize vesile olur, aynı zamanda da tarihten ders çıkarmadığımız anlamına gelir. Her şey elbette ki konuşulsun, problem değil ama yol göstericisi siz olun. abdullah öcalan denen cani kurucu önder oldu ve şimdi ona statü aranıyor. Komisyon raporundan sonra ne konuşuldu? Teröristler nasıl affedilecek, Abdullah öcalan umut hakkından nasıl yararlanacak, İmralı Adası’ndaki statüsü ne olacak? Siyaset buna karar verebilir mi? Müsavat Dervişoğlu buna karar verebilir mi? Diyelim ki bu ülkenin Cumhurbaşkanıyım, böyle bir şey önüme geldi, buna ben karar verebilir miyim? ‘abdullah öcalan denen caninin, 50 bin Kürt ve Türk’ün katili olan örgütün kurucusu olan bu caninin serbest bırakılmasını istiyor musunuz’ diye gelir size sorarım. Size bir şey soran oldu mu?” şeklinde konuştu.
“’Herkesin payını ayrı ayrı verelim’ dersek, Suriye’den farkımız kalmaz”
Sürece dair karşı duruşunun Kürler için de bir savunma hattı anlamına geldiğine dikkat çeken Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Sanki ben milliyetçi reflekslerle konuşuyorum da doğru bir şey olacakmış onu engelliyormuşum hissiyatı yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlamalarında konuşuyorlar. ‘Demokratik cumhuriyet’ diyor mesela. ‘Biz burayı bir kurduk, bu Cumhuriyetin içerisinde bizim yerimiz de ayrıca belirtilsin’ diyor. Bir arkadaşımız göçmen, dönüyorum öbür tarafa Kürt, dönüyorum bu tarafa Pomak… Bunların hepsiyle bir kurduk bu Cumhuriyeti. Bu vatanı hep beraber vatan kıldık. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok ve bu farklılıkları ortadan kaldırmanın yolu olarak da dedik ki; Türk’ü tanımlayalım. Türk nedir? Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına verilen isimdir. Etnik işaret midir, hayır. Etnik işaret değildir, siyasi bir tanımdır. Bu tanıma göre Kürt de Türk’tür ama etnik olarak kendisinin ne hissedildiğine dair bir sınırlamamız yok bizim. Adam Bulgaristan’dan gelmiştir, Bulgaristan’dan gelmiş ama kökü Türk olan biridir. Adam Balkan göçmenidir, adam Kafkasya göçmenidir. Yurdumuzda Arap asıllı vatandaşlarımız da yaşar. ‘Hadi biz bunu bir demokratik Cumhuriyeti çevirelim, herkesin payını ayrı ayrı verelim’ dersek işte o zaman Suriye’den farkımız kalmaz, o zaman Irak’tan farkımız kalmaz. Bu bütünlüğü muhafaza edebilmenin yolu açık ve net olarak bazı konulara tavır koymaktan geçer” dedi.
“Cesaretleri varsa referanduma giderler”
Milliyetçi reflekslerle değil, milli menfaatler için tavır koyduğunu kaydeden Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Tavrımda ısrarlıyım. Açıkça da söylüyorum; öcalan’a eğer bir umut hakkı tanınacaksa bunun kararını siyasiler veremez, millete sorulması lazım. Eğer cesaretleri varsa referanduma giderler. Bu tartışmaların bitmesi de gerekiyor. Herhangi bir sonucu elde edemeyeceklerini görüp şu anda farklı farklı manevra alanları yaratıyorlar. Kimileri yaptıklarından da pişman ve muzdarip görüntüsü sergilemeye çalışıyorlar. Hiç kimse kendine bir şey yapmasın, Türkiye 100 yıldır bu coğrafyada kendi varlığını koruyan bir Cumhuriyet kurdu ve Cumhuriyet hepimizi eşitledi. Hepimize ortak bir kimlik verdi. Bu birliği, bu beraberliği bozmaya kimsenin hakkı yok. Bunun kapısını açarsan, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyükelçisi kendisini bölge valisi gibi hisseder ve ‘Burada demokratik rejimlerden ziyade işte uyumlu monarşiler gereklidir’ deme cesaretini gösterir. Onun için benimki sadece müktesebatımdan kaynaklı bir milliyetçi refleks değil. Hepimizin ortak menfaatini savunabilmek için ortak bir şuur gerekiyor, ben o şuurun temsilcisiyim. Yoksa bu memleket herkesindir. Ama bu memleketin kanunları vardır, kanunları çiğneyenlerin imtiyaz tanınamaz. Şimdi böyle bir imtiyaz arayışı var” ifadelerini kullandı.
“abdullah öcalan 50 bin kişinin katili bir vatan hainidir”
Terör örgütü elebaşı için gündeme getirilen statü tartışmalarına da değinen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “abdullah öcalan’ın statüsü ne olacakmış? abdullah öcalan İmralı’da yatıyor, İmralı’da Türk bayrağı dalgalanıyor. İmralı, üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir adadır. abdullah öcalan da 50 bin kişinin katili bir vatan haini olarak bir hükümlüdür. Asıl tehlike milli birliğimize zarar verecek işlere alet olursak oluşur. Türk milletinin kaya gibi birliğinin muhafaza edilmesi lazım. Onun için hiç tuzaklara düşmeyelim. ‘Biz burada bunu yaptık ama sizin bilmediğiniz işler var, işin aslı bu, biz buradaki terör örgütünü elimize alalım’ Adamlara ‘Silah bırakın’ dediler, bırakmıyorlar işte. Hepinize ayrı ayrı soruyorum; Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahı gelip sana teslim eder mi? Milli İstihbarat Teşkilatımız bakıyormuş da silah bırakma işi arzulandığı hızla devam etmiyormuş. 30 tane tüfek yaktılar mangalda, adı silah bırakma oluyor. Bu devlet eğer teröristlerden silah teslim alıyorsa, milletini bilgilendirsin. Bunlar ne niyetlerinden vazgeçerler ne hedeflerinden vazgeçerler. Benim yapmaya çalıştığım şey de masum Kürt kökenli kardeşlerimi bu suçun içindeymiş gibi göstermelerine izin vermemektir. Onun için kurduğum hattın adını da söylüyorum. Ben aynı zamanda Türk milleti adına Kürt kardeşlerim için bir savunma hattı oluşturuyorum” şeklinde konuştu.
“Bahçeli’yi birçok konuda muhatap almaya değer bulmuyorum”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik geçmiş dönemdeki yaklaşımı ile şimdiki tavrı arasındaki fark sorulan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Devlet Bey üniversite yıllarımdan benim hocamdır. Kendisini 1978 yılından bu yana tanırım. Geçmişte ayrıldığım partinin de 10 yıl il başkanlığını yapmış biriyim. Benim insani alanda herkese duyduğum saygının bir benzerini ona göstermek, benden beklenen bir şeydir. Ben sana da saygıda kusur etmem. Bu durum benim beşerî münasebetler noktasında takip ettiğim, aile terbiyemden kaynaklanan da bir şey. Memleketin ve milletin beklentisinin hilafına, devletin bekasına zarar verecek söylemleri ifade ettiği andan itibaren de elbette ki benim ona karşı olan söylemlerim sertleşecektir. Ama bu tartışma gündeme gelince, partisinin içinden ayrılıp yeni parti kurmuş, kurulan o partiye de genel başkan olmuş birisi olarak kelimelerimi özenle seçmek zorunda hissediyorum. Merakını giderecek ise söyleyeyim, birçok konuda Devlet Bahçeli’yi muhatap almaya bile değer bulmuyorum. Bir de şöyle bir şey var. Siz bana her şeyi soruyorsunuz. Devlet Bey’e ve Sayın Erdoğan’a basın mensubu arkadaşlar bile bir şey soramıyor. Kendilerini cevap verilemeyecek bir zırhın içine almışlar. Bir yönden bakarsan, seni temsil eden Müsavat Dervişoğlu’nun, o büyüyü bozduğunu da gözlemlemiş olursun. Bu memlekette ‘Bunlara bir şey söylenemez’ denen kim varsa, onlara karşı söylenmesi gereken her şeyi sizin adınıza söylemenin onurunu yaşıyorum. Ama onlarla bir siyasi polemiğe girmek istemiyorum. Başka bir şey daha var. Büyükler ne yaparsa yapsın, insanlardan beklenen belli bir saygı limiti vardır. Her şeyi hak eder ama birileri sizin ahlakınıza güvenerek ‘Ya bu Ulaş’a yakışmadı’ der. Ben, bana yakışan yerde kalmayı tercih ediyorum. O şahıslar üzerinden bir tartışmanın odağına çekilmek de çok işime gelmiyor. Şöyle bir şey düşünün, yanlış anlaşılır mı bilmiyorum. Ailenin içinde, aile servetini işrette harcayan büyüklerin olabilir. O kişiler senin ailenin büyüğü olmaktan çıkar mı? Çıkmaz. Ama ben bazı kişilere, ‘Aile servetimizi harcayamazsınız’ deme cesareti gösteren biriyim. Yani ailenin servetini tarumar eden kişiye gösterilmesi gereken tavrı gösteren kişiyim” şeklinde konuştu.
“Türkiye masada yemek olmak yerine; masada aktör olmayı becerebilmelidir”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’na yöneltilen bir başka soruda, 5 Mart’taki grup toplantısında sarf ettiği “Mollaların alternatifi kuklalar olamaz.” sözleri hatırlatılarak İran’da olası bir istikrarsızlığın Suriye benzeri bir terör koridoru ve göç dalgası riski doğurup doğurmayacağı soruldu. Ayrıca Türkiye’nin jeopolitik konumunun yarattığı risklere dikkat çekilerek, İYİ Parti iktidarında sınır güvenliğini sağlamak için batılı müttefiklerle çizilecek diplomatik kırmızı hattın çerçevesinin ne olacağı da yöneltildi.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; ‘’Grup konuşmasına atıfta bulunarak söylediğin için söyleyeyim, birbirine alternatif olan sistemlerin, eksiklikleri üzerinden metaforik benzetmeler de zaman zaman yapma ihtiyacı söz konusu oluyor. Türkiye çok zor bir coğrafyada kurulmuştur, hatta Dündar Taşer; ‘Biz çadırımızı sırtlanların geçiş yolu üzerine kurmuşuz.’ diye tarif eder. Bu coğrafyada devlet kurmuşsanız şayet, yaşadığınız jeopolitik risklerin farkında olacaksınız. Türkiye bu zamana kadar bu jeopolitik riskleri, özellikle dış siyaset alanında aktif ama ihtiyatlı politikalar uygulayarak geçiştirmiştir. Güney komşularımız, hep cihan harplerinin sonunda oluşmuş ülkelerdir. Yani bir tarihi, bir kültür birikiminin üzerine inşa edilmiş bir devlet olma vasfıyla kendilerini göstermez. Irak ve Suriye’yi kastediyorum. Onların daha da güneyinde olan ama daha doğuda İran, gelenekleri olan bir ülkedir. Hangi rejimle idare edilirse edilsin devlete, devletin yönetim biçimine nüfuz etmiş gelenekler orada hâlâ hakimiyetini sürdürmeye devam eder. Şimdi bu bölge enerji yollarının üzerindedir, yeni ticaret yollarının üzerindedir, yeni enerji hatlarının üzerindedir; petrol zenginidir, karbon zenginidir, Doğu Akdeniz’de uygulanan birtakım işler ve stratejiler esas itibariyle Kıbrıs’ın da, Kıbrıs adasının da jeopolitik önemini arttıran farklılıklar bunlardan kaynaklanmaktadır. Ama Türkiye burada bu jeopolitik riskleri yani dezavantajları avantaja dönüştürebilecek politikaların da müsebbibi olabilir, uygulayıcısı olabilir. Bunu yapabilmesi için masada, menüde yemek olmak yerine; masada aktör olmayı becerebilmesidir.’’ dedi.
“Türkiye dış politika alanında millî menfaatlerle değil, şahsi ilişkilerle yol haritası tanzim ediyor”
Türkiye’nin dış politikasının şahsi ilişkilerle yürütüldüğünü vurgulayan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; ‘’Türkiye uzun zamandan beri dış politika alanında millî menfaatlerle değil, şahsi ilişkilerle yol haritası tanzim ediyor. Mesela Esad vardı. Cumhurbaşkanı’nın dostu değil miydi başbakanken? ‘Dostum Esad’ idi, beraber tatile gidiyorlardı. Ama öyle bir zaman oldu ki ‘hain Esed’e dönüştü. Cumhurbaşkanı’nın birtakım resmî temasları oluyor. Bunları devletin menfaatleri ve milletin beklentilerine uygun yapılıp yapılmadığı hususundaki kayıtlara ulaşabilmemiz bile mümkün olmuyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu olan bir siyasi partinin Genel Başkanıyım ama bakanlara bu konuyla ilgili biz herhangi bir soru sorduğumuzda; iki satırlık bir cevabın muhatabı oluyoruz. Dolayısıyla sorduğumuz sorunun cevabını da alamıyoruz. Mesela Amerika Birleşik Devletleri Başkanıyla masaya oturuyor benim Cumhurbaşkanım. Boeing alıyor, taahhütlerde bulunuyor ve onun ağzından çıkan her şey bizim hepimiz açısından bağlayıcı oluyor. Ama o masada Trump vermiş olduğu herhangi bir sözü geçerli kılabilmek için kongrenin ona karar vermesi gerekiyor. Burada da yine keyfiliğe ve tek adamlığa atıfta bulunacağım. Onun için devlet geleneklerinin muhafaza edilmesi lazım. Biz NATO üyesiyiz. NATO’nun 4. büyük ordusuyuz. Şu anda bizim pozisyonumuz itibariyle güvenlik riski taşıyan Avrupa ülkeleri açısından bizim kurmamız gereken birtakım ince ilişkiler söz konusu olabilir. Türkiye’nin bu alanlarda önemli ve belirleyici aktör olmasını temin edecek hamlelere ihtiyacı vardır.’’ dedi.
“Bizi tarih sahnesinde gözüne kestiren herkes bunun bedelini ağır ödemiştir’’
Sınır güvenliğine dikkat çeken Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; “‘Sınırlarımızı nasıl koruyacağız?’ Türkiye öyle kolay uğraşılabilecek bir ülke değildir. Hani diyorlar ya ‘İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek’ falan. Öyle Türkiye’ye kolay kolay gelmez sıra. Biz öyle bir millet değiliz. Bizi tarih sahnesinde gözüne kestiren herkes bunun ağır bedelini ödemiştir. Türkiye’nin bu alanda yeni kırmızı çizgiler aramaya ihtiyacı yoktur. Devlet geleneklerini muhafaza eder, ihtiyatlı ve aktif politikaya dönerse sorun kendiliğinden çözülür. Ama bu temaslar, şahsi ilişkiler boyutunda sürdürülme eğilimi sergiler ise o zaman birileri Amerika’dan buraya büyükelçi olarak gönderilir. Kendini bölge valisi zanneder, rejimine de karışır ilişkilerine de karışır, güvenlik stratejine de karışır. Hatta Doğu Akdeniz’deki haklarına karışır, Kıbrıs’taki tarihi bağlarına karışır. Hiç duyuyor musun, adam bunu diyeli neredeyse bir hafta oldu. ‘Türkiye gibi, bu bölgeye demokrasi fazla geliyor’ demeye getiren cümleler kurdu ve monarşi önerdi. Dışişleri Bakanı bir açıklama yaptı mı? Cumhurbaşkanı bir açıklama yaptı mı? Hükûmet sözcüsü açıklama yaptı mı? AK Parti sözcüsü herhangi bir açıklama yaptı mı? Bunlara dikkat etmek lazım. Kırmızı çizgimiz var zaten. Jeopolitik riskler, dezavantaj olarak görülür ama doğru yönetilirse avantaja çevrilir. Türkiye’ye yaşadığımız coğrafyada bunun defalarca örneğini sergilemiştir.’’ dedi.
“Alçak valiyi değil, sistemi konuşmamız gerek”
Gülistan Doku soruşturması kapsamında dönemin valisi Tuncay Sonel hakkında ortaya atılan iddialar hatırlatılan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Vatandaşlar adalete nasıl güvenecek?” sorusu üzerin şu cevabı verdi:
“Olup bitenlerin tamamının kaynağı tek adam rejimidir. En başından beri uyarıyoruz. Şimdi bu rejim öyle bir rejimdir ki; bir tek adam nereye bir adam atarsa, o adam da kendini tek adam gibi hisseder. Dolayısıyla tek adamlığın gereğine bağlı olarak da suçu, kendi aklına ve vicdanına göre tanımlar. Himayeyi yine kendi aklına ve vicdanına göre tanımlar. Gülistan Doku hadisesine devlet elinin bulaşmasının tek şeyi, tek adamın gücü ve cüretini gösterme iradesine sahip olduklarına inanmış olmaları halidir. Yoksa devletin valisi, bunu nasıl yapar? Bırakın bunu yapması, bunu aklından bile geçirebilmesi mümkün değildir. Ama rejim ona, o imkânı veriyor. Çünkü tek adamlıkla birlikte eş zamanlı tek adamcıklar da oluşuyor. Devletin valisinin devleti düşürdüğü durumdur bu. Ve doğrudan doğruya sistemden kaynaklıdır. Siz sadece valiyi değil il emniyet müdürünü de koysanız, tarım il müdürünü de koysanız o da kendini bu sistemde tek adamlardan biri addeder. Dolayısıyla orada yaşanan durum devlet açısından tarihe şer edilmiş bir utanç vesikasıdır. Devletin valisinin oğlunu koruyabilmek için işe devleti alet etmeye kalkması, yargılamayı ona göre tanzim etmesi, soruşturmayı ona göre yönlendirmesi, araya sahte deliller serpiştirmesi ve bu yolda işte şahitler üretmesi gibi ne varsa aslında bunu yapanların hepsini devlete kafa tutar hale getiren rejimin ürünü insanlar olarak görmek durumundayız. Onun için bu alanda vereceğimiz mücadelenin, kişilere karşı değil sisteme karşı verilmesi gereken bir mücadele olarak tanımlanması gerekiyor. Kişileri konuşmak önemli değil. Vali daha önce kaymakamlık yapmış, benzer görevlerde bulunmuş olabilir ama sistem değişikliğinden sonra yaptıklarına baktığınızda önceden yaptıklarıyla mukayese edilemeyecek aymazlıkların içinde olduğunu görüyorsun. Onun için oradaki alçak valiyi değil; onu o hale getiren sistemi konuşmamız gerekir”
“İktidar olduğumuzda İstanbul Sözleşmesi’ne geri döneceğiz”
İYİ Parti iktidarında kadınların nasıl korunacağının sorulması üzerine Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “İktidara geldiğimiz gün, gelir gelmez yapacağımız en önemli icraatlardan birisi İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek; kadınların ve çocukların hakkını, hukukunu, güvenliğini teminat altına almak olacak” yanıtını verdi.
Kendisinin de kız babası olduğunu hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Ben ona teslim aldığım gibi bir dünya bırakamıyorum. Ben ona bir gelecek inşa edemiyorum. Bunun mahcubiyeti yetiyor bana. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bunu söyledim; genç nesillere karşı mahcubum ama bunun sorumlusu ben değilim. Bunun sorumlusu bu ülkeyi yönetenler. Çocuğuma belirsizliği miras bırakıyorum. Bu, bu ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır. Ama bunu düzeltmek sizin elinizdedir. Onun için meseleyi sahip çıkmak mecburiyetindesiniz. Ben sadece sizin doğrularınızı, sizin doğrularınızı seslendiriyorum” diye ekledi.
“Doğru olan neyimiz varsa, bu beylerin ayağının altında kaldı”
Toplumsal güvenliğin yeniden nasıl tesis edileceğine dair soru üzerine Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Bu iktidar 100 yıllık Cumhuriyet’in son 25 yılında bizi yönetiyor. Ama dikkat ederseniz hiçbir sorumluluğu üstüne almıyor. Bu iktidar Cumhuriyet tarihimizin en muhafazakâr iktidarıdır, doğru mu? Vatandaş tanımına göre, en dindar iktidarıdır. Bu da doğru mu? Partisinin adında adalet vardır, doğru mu? Kalkınma vardır, doğru mu? Haksızlığa, hukuksuzluğa, usulsüzlüğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, yozlaşmaya karşı kurulduğunu iddia edip iktidar olmuş bir partidir, doğru mu? Peki, hukuk adına, adalet adına, muhafazakarlık adına, dindarlık adına, yozlaşma adına bu iktidarın sakatlamadığı, yok etmediği ne var? İmam Hatip Lisesi mezunlarındaki deistlik oranı ya da ateistlik oranı sorduğun sorunun cevabını veriyor. Bir toplumsal çürüme ile maalesef karşı karşıya bırakıldık. Asıl durdurmamız gereken şey toplumsal çürümedir zaten. Biz, Türkiye’nin ekonomik kaynaklarının, imkanlarının, potansiyelinin, üretim gücünün ne olduğunu biliyoruz. Bunu siz benden çok daha iyi biliyorsunuz. Türkiye gerçekten büyük bir ülke, büyük bir potansiyel. Türkiye bugün karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunlarını rahatlıkla çözebilir ama o bahsettiğiniz çürümeyi ortadan kaldırmak çok zor. Umudunu kesme. Çok zor derken bile, yüreğindeki acını yüzüne yansıtıyorsun. Olup biten olayların tamamı toplumsal çürümeden kaynaklı. Hiç kimseye nasip olmamıştır, 25 yılını tek başına bunlar yönetti. Vallahi ve billahi siyasi gerekçelerle söylemiyorum. Bir muhalefet eleştirisi olarak almayın ama Türkiye’ye verilen en büyük zarar odur. El birliğiyle o çürümeyi ortadan kaldırabilecek, yeniden vicdanı hâkim hâle getirebilecek bir Türkiye yaratmak mecburiyetindeyiz. Anlatırken doğru anlatacağız, dinlerken doğru dinleyeceğiz. Strateji oluştururken de doğru oluşturacağız. Çünkü doğru olan neyimiz varsa, bu beylerin ayağının altında kaldı. Doğrularımızı, onların ayaklarının altından alacağız. Kendi geleceğimizi de kendimiz kuracağız. Çocuğuma emanet edebileceğim güzel bir Türkiye’yi yaratmayı beceremedim. Becerebilsem size emanet ederdim. Sizi birbirinize emanet etmemin de sebebi o. O Türkiye’yi beraber kuracağız. Siz kuracaksınız, ben de sizin peşinizden geleceğim. O çürümeyi ortadan kaldıracağız” yanıtını verdi.
“Bu doğrudan doğruya dijital sansürdür”
Geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen sosyal medya yasa teklifine karşı görüşleri sorulan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; “Yasa kanunlaştı. Bu doğrudan doğruya uygulanan bir dijital sansürdür. Ayrıca Türkiye’de bu kişisel verilerin muhafaza edilmesi noktasında karşı karşıya bulunduğumuz birtakım zorluklar var. Sağlık Bakanlığının verilerini koruyamayan bir siber güvensizlik ortamı var. İnternet alanındaki bu hızlı gelişme sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde de yasalar hazırlanmadan birtakım olumsuzlukları beraberinde getirdi. Olumsuzlukları gördükçe ülkeler buna karşı yasalar hazırlıyor. Ama burada yapılan şey doğrudan doğruya dijital sansür. Ebeveynlerin dijital okuryazarlığının da burada çok önemli olduğu kanaatini taşıyorum. Annem bilmiyor, babam bilmiyor; dolayısıyla çocukla ilgili elbette ki birtakım istifhamlar söz konusu olabiliyor. Girdiğiniz oyunlar. Burada mesele şu. Oyun uluslararası bir zeminde oyun oynuyorsunuz. Oynadığın oyunla ilgili bir tartışma yaşanıyor. Onun ötesinde oyunu oynarken, oyun oynadığın kişilerle girdiğin diyaloglar kayda geçiyor. Yani sadece sizin doğum tarihiniz falan değil. Ama bana sorarsan, denetlenmesi gereken bir alan mı? Evet, denetlenmesi gereken bir alan. Ama bu denetimin dijital bir sansür zemini yaratmaması icap eder.” dedi.
“Gençlerin sesini kısan iktidar, şimdi de dijital alanlarda bunu yapmaya tevessül ediyor’’
Sosyal medyadaki trol hesaplara dikkat çeken Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; “Adam bir müstear isim koymuş. Oradan bana hakaret ediyor. Arıyorum adamı bulamıyorum. Ben bulamıyorum ama İzmir’in Karabağlar semtinde bir çocuk Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili sahte bir hesaptan bir şey yaptığında onu hemen buluyorlar. Biz buna karşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde direnç gösterdik. Bu kanunun bir dijital sansür niteliği taşıdığını söyledik. Bunun, beraberinde yeni krizleri de getireceğini ifade ettik. Ama bu kanun Perşembe günü yasalaştı. Düzenleme kılıfı adı altında bence bir dijital sansür mekanizması hazırlandı. Üniversitede, sokakta, meydanlarda gençlerin sesini kısan iktidar, şimdi de bu dijital alanlarda bunu yapmaya tevessül ediyor.’’ diye konuştu.
“Düzenlemenin çok daha dikkatli bir biçimde yeniden ele alınacağı kanaatini taşıyorum’’
Sosyal medya düzenlemelerinin ekonomik boyutlarına da vurgu yapan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; ‘’Bunun başka boyutları da var. Bu alanlarda bulunan gençlerin sınırlanması hâli, aslında Türkiye’nin ekonomik kayıplar vermesine de gerekçe oluşturacak. Bu alanda biz çok nitelikli oyunlar yaratıp ihraç ediyoruz. Bunun ekonomideki karşılığı yani milyarlarca dolar. Yani şimdi bu tarz kısıtlamalar, o alanlardaki gelişmelerin de önünü kesecek mahiyette. Dolayısıyla yasal anlamda düzenlemenin çok daha dikkatli bir biçimde yeniden ele alınacağı kanaatini taşıyorum. İki dönemdir bu Meclis kanun çıkarmıyor. Bir kanun çıkarıyorsun, üç ay sonra yeni bir kanun teklifi geliyor; bugün çıkarmış olduğunuz kanunu revize etmenizi istiyorlar. Bu sayı 27. Dönem parlamentosunda sekseninin üzerindeydi. Bu da o kanunlara dahil olacak diye düşünüyorum. Bu kanun bu hâliyle kalmaz. Bu kanunun eksiklikleri, yetersizlikleri mutlak surette yeniden ele alınacaktır ve çok da uzun sürmeyecektir.” şeklinde konuştu.
“Üniversiteli gençler, eğitim yıllarındayken gelecek kaygısına kapılıyor”
Türkiye’de liyakatsizlik sorununa dikkat çeken bir gencin “Siz de üniversite döneminde haksızlığa maruz kalmış bir siyasetçisiniz. Böyle durumlarda içinizdeki motivasyonu nasıl korudunuz?” sorusu üzerine Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Üniversite öğrencisiyken devlet memuruydum. Eğitimimi sürdürebilmek için memur olmuştum. Sağlık Bakanlığı bünyesinde gece memurluğu yapıyordum. Benim için çok büyük bir şanstı. Devlet, benim pozisyonumda olan birçok kişiye tahsil hayatlarını sürdürebilmeleri açısından imkân tanıyordu. Bunu bugün söyleyebilmek mümkün değil. Üniversiteli genç arkadaşlarımız, daha eğitim yıllarındayken gelecek kaygısına kapılıyor. Ayrıca bilgisi, birikimi, tecrübesi, kabiliyeti ne kadar yüksek olursa olsun; acaba mülakat zincirlerini kırabilecek mi, devlet kendisine bir imkânı sunabilecek mi endişesiyle yaşamını sürdürüyor. Bizim o dönemlerdeki büyüklerimiz, kariyer planlamasını şahsımıza bırakmıyordu. Üniversitede hocalar, kabiliyetiyle temayüz etmiş öğrencileri, akademisyen olarak tutmanın yollarını arıyordu. Devlet ileriye dönük istifade edebileceği yeterlikteki öğrencilerle alakalı olarak üniversitelerde tespitler gerçekleştiriyordu” dedi.
“Teslim olmayın kardeşim”
Sistemin sonucu olarak bu imkanların şimdiki gençlere sunulamadığına işaret eden Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Bunun mahcubiyeti içerisinde olduğumu ifade etmek isterim. Kariyerimi içinde bulunduğum toplum belirledi. Ben de o çerçevede kalarak üstüne bir şeyler koymaya çaba sarf ettim. Peki motivasyon için size ne söyleyebilirim? Teslim olmayın kardeşim. Bu günlerin mutlak surette geçeceğini, hedefleriniz ve ideallerimiz çerçevesinde size bir yol açılabileceğini asla aklınızdan uzak tutmayın. Bütün bunları hem gençler açısından hem de burayı yaşanmaz görüp mezun olduktan sonra kendisine yurt dışında imkân yaratmak için çaba sarf eden arkadaşlarınız açısından söylüyorum. Sistemden kaynaklı bu liyakatsizliğin zaten doğal olarak ortaya çıkaran bu düzenin nihayete ereceğini aklınızdan uzak tutmayın. Onun için meseleye sıkı sıkıya sarılın” değerlendirmesin yaptı.
“Sizin adınıza konuşanlarla değil sizin gibi konuşanlarla diyaloğunuzu arttırın”
Geçmişten farklı olarak bu dönemdeki gençlerin hayata dair tercihlerini kendilerinin belirleyebilme imkanına sahip olduğuna işaret eden Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Birçok sorunla karşı karşıyasınız. Siyasetten uzak durmamayı tavsiye ederken de her zaman şunu söyledim. Muhatabı olduğunuz sorunların çözümü siyasetin içinde. Dolayısıyla sizin adınıza konuşan değil, sizin gibi konuşanlarla diyaloglarınızı arttırın. Genç arkadaşlarımızla sohbet ederken, benim bir şeyleri anlatmamı bekliyorlar. Oysa ben, bu tür sohbetlerde sizlerden çok fazla şey öğreniyorum. Siz bizlere göre daha özgür düşünebiliyorsunuz. Siz bizlere göre bilgiye daha çabuk ulaşabiliyorsunuz. Sizin değerlendirme kabiliyetiniz, bizim yaşadığımız şartlara oranla daha yüksek. Dolayısıyla benim o dönemki motivasyonumla, senin bu dönemki motivasyonunun farklı mutlaka var. Ancak bir yönü ortak. Bu da duygu yönü. Daha hazırlık sınıfındayken devlete ve millete hizmet etmek için devlet kadrolarında yer arıyorsan, sen benden on adım ileridesin. Bize düşen şey, beklentilerinize cevap verecek düzenlemeleri yaşama geçirmek olmalı.” ifadelerini kullandı.


