Grup Konuşmaları
‘’Evlatlarımızın çaresizliğini konuşmaya devam edeceğiz.’’
‘’Evlatlarımızın çaresizliğini konuşmaya devam edeceğiz.’’
Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener partimizin 7 Nisan 2021'de partimizin TBMM Grup toplantısında konuştu. Konuşmasında;
Millet ve demokrasi hesabıyla yürütülen siyaset anlayışına,
Konya’dan Hakkâri’ye esnafımızın derdine, çiftçimizin çilesine, işsizlerin dramına, tavan yapan vaka sayılarına,
Mevsimlik tarım işçilerimizin yaşadığı sorunlara ilişkin görüşlerini paylaştı, çözüm önerilerimizi sundu.
Çin Büyükelçiliği'nin haddini aşan tehdidine;
‘’Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramına susmadık, susmayacağız.’’ diyerek cevap verdi.
‘’Kim ne yazarsa yazsın, biz Hakkârili babalıların feryadını, Konyalı otizmli bir gencin ‘evde ekmek yok’ demesini konuşacağız. O gencin kulağına indim, ‘ne istiyorsun’ dedim. ‘Kuş istiyorum’ dedi. Herkes bunları duysun!
Hem Konya’da hem Hakkari’de aynı yoksulluk, çaresizlik olamaz. Konya’da da küçücük çocukların hem tableti hem interneti yok, Hakkâri’de de. Olamaz bu, olmamalı.’’ dedi.
Milletin Kürsüsü’nde sözü; mevsimlik tarım işçisi Yüksekovalı çiftçi Ali Kaplan’ın oldu.
Grup toplantısının tamamını izlemek için aşağıdaki linke tıklayınız...
https://www.youtube.com/watch?v=wBJ1motvPKo
Grup konuşması tam metni:
Biliyorsunuz geçen hafta 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’ydü ve Milletin Kürsüsü’nde Nevin Aktulga ve oğlu Cemil konuğumuz oldu.
Nevin Hanım’ın şikâyetçi olduğu bir konu vardı. Sigorta şirketlerinin otizmlileri sigorta kapsamına almadığını söyleyip bunun zorluklarından bahsetmişti ve sonra ne oldu biliyor musunuz?
Marka adı vermekte hiçbir sakınca görmüyorum. Çünkü bu kürsü Milletin Kürsüsü ve bu kürsüde dile getirilen problemlerin çözümünde adım atan herkese çok teşekkür ediyoruz.
Çünkü Milletin Kürsüsü görevini yerine getirmiş oluyor. İşte Demir Sigorta’nın saygıdeğer genel müdürü Nevin Hanım’ı arayıp bu uygulamayı onun konuşmasından öğrendiğini söyleyip farkındalık yarattığı için teşekkür ederek şirketin artık otizmli çocukları da sigorta kapsamına alacağını müjdeledi.
Allah onlardan razı olsun. Farkındalık yaratmak işte tam da budur.
Bu vesileyle hem şirket yönetimine hem de Nevin Hanım’a teşekkür ediyor, aynı hassasiyeti diğer sigorta şirketlerimizden de beklediğimi buradan ifade etmek istiyorum.
Siyaset olan biteni iyi okuyabilme, gerçeği görebilme, gösterebilme sanatıdır. Yaşananları doğru analiz etmek yetmez.
Kimi zaman akıntıya karşı kürek çekmeyi de gerektirir. O nedenle siyaset samimiyet ister, dürüstlük ister, kararlılık ister.
İYİ Parti’nin siyaset anlayışı işte budur. Son 3 buçuk yılda yaşadıklarımızı hatırladıkça bize koltuk hesabıyla değil millet hesabıyla, demokrasi hesabıyla siyaset yaptıran; dünya karşımıza dikilse bile haktan, hakikatten ayrılmama cesaretini veren hepimiz adına Cenabı Allah’a şükürler ediyorum.
Biz kutlu millet davasının neferleriyiz. En büyük gücümüz de milletimize asla yalan söylememek, hakikatin izinden asla ayrılmamaktır.
Bu bizim için vazgeçilmez bir ilkedir. Bu bizim için tek seçenektir.
Şahsi menfaat hesaplarıyla değil millet yolunda siyaset yapanlar şartlar ne olursa olsun; hakkı söyler, hakikati söyler, dik dururlar. Nitekim bugün vesayete kafa tutuyormuş gibi yapanlar dün 28 Şubat’ta masaların altına saklandığında da biz yine aynı yerdeydik.
Yine dimdik duruyorduk. Geçtiğimiz hafta sonu yaşadığımız olayda olduğu gibi; ‘’Kim ne der, kim ne düşünür ya da kimi kızdırırız?’’ diye düşünmeden hakkın ve hakikatin yanında durduk.
Son dönemde bir modadır aldı başını gidiyor. Gece vakti ortalığı karıştırma modası.
İstifa eden bakan mı dersiniz, görevden alınan bürokrat mı, feshedilen uluslararası anlaşmalar mı dersiniz. Durdurabilene aşk olsun.
Gece uykusu kaçan; “Acaba ne yapsam da ortalığı nasıl karıştırsam.” diye iş başına geçiyor. Bedelini ödemek de her defasında maalesef milletimize düşüyor.
Nitekim bu modanın son örneği olarak Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gecenin bir yarısı 104 emekli amiral bir bildiri paylaştılar. Sonuçta ne oldu?
İktidar darbe edebiyatıyla 4 gün daha milletin dertlerini konuşmaktan kurtuldu. Salı günleri partisinin Meclis grubunda konuşacak konu bulmakta zorlanan küçük ortağa öfke krizlerine girerek işleyeceği yeni bir malzeme çıktı.
Hani millet iradesinin gasp edildiği getirdikleri kanun reddedildi ya. Yeniden dünden itibaren görüşmeye açılan o kanunla ilgili tutumlar, konuşmalar, farkındalık ortadan kalktı.
Kanun konuşan var mı? Bunun bir millî irade gaspı olduğunu; bu konuda bir ortaklaşma, paydaşlaşma yaratmak için atılacak adımların, atılmış adımların bir kıymetabiyesi kaldı mı?
Hayır.
Yine esnafın derdi konuşulmadı. Yine çiftçinin çilesi konuşulmadı. Yine işsizlerin dramı konuşulmadı. Yine aşı sırası bekleyen insanlarımız, tavan yapan vaka sayıları konuşulmadı.
Yine milletimiz kaybetti, yine Türkiye kaybetti.
Son 60 yılda 9 defa darbe, post modern darbe, muhtıra ve e-muhtıra görmüş bir millet olarak elbette bazı hassasiyetlerimiz var.
Bu yüzden Türkiye’ye dair endişeleri olanların bu endişeleri usulünce zamanını ve zeminini doğru ayarlayarak dile getirmeleri çok önemlidir. Hele de ülkesine yıllarca hizmet etmiş, çok kritik makam ve mevkilerde bulunmuş olanların bu konuda çok daha sorumlu davranmaları gerekir.
Bu kadar basittir. Meseleyi maalesef her itiraz edeni hainlikle, teröristlikle, darbecilikle suçlayıp buradan siyaset devşirmeye çalışmayı alışkanlık hâline getirmiş bir zihniyet yönetiyor.
Bu çarpık zihniyet işler istediği gibi gitmeyince Anayasa Mahkemesi’ni kapatmaya yeltenecek kadar şımarık; koltuğu tehlikeye girince Cumhuriyet’in kurucu değerlerini tartışmaya açacak kadar şuursuz, iktidarını korumak için milletini birbirine düşürmeye kalkışacak kadar da zalim bir zihniyet.
Dolayısıyla Türkiye’yi ve Türk milletini düşünen herkesin bu durumun bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmesi gerekir ve bu bir şarttır.
Türkiye’nin bunca sorunu varken iktidar kendi ikbalinin hesabına düşüp milletimize sırtını dönmüşken, milletimiz siyasetçilerden sorunlarına çözüm üretmesini açıkça talep ediyorken ve Cumhur İttifakı’nın oyları her ay düşerken; kimsenin çıkıp da iktidarın değirmenine su taşımasına, milletinden tamamen kopmuş bitik siyasetine can suyu vermesine müsaade edemeyiz.
Etmeyeceğiz. Kimse de kusura bakmasın. Bu işler böyle yapılmaz.
Ülkeye dair endişeleri, kaygıları olanlar bireysel olarak her platformda veya bir sivil toplum kuruluşunun şemsiyesi altında, basında, yayında görüş ve önerilerini elbette açıklayabilirler.
Ancak bunu gizemli gece yarısı bildirileriyle yapamazlar. Yapanlar da karşılarında önce bizi bulurlar.
Çünkü biz; “Söz de karar da milletindir.” diyenleriz.
Hak yolunda, hakikat yolunda yılmadan yürüyenleriz.
Dün 28 Şubat karanlığında da bu böyleydi, 27 Nisan gecesi de bu böyleydi, bugün de bu böyle.
Vesayetin üniformalısına da, cübbelisine de, lacivert takımlısına da her zaman karşı durduk.
Durmaya da devam edeceğiz. Çünkü biz hürriyetin ve istikbalin partisiyiz.
Çünkü biz milletin partisiyiz!
Biliyorsunuz geçen hafta Konya’da, geçtiğimiz hafta sonu da Hakkâri’deydik. Milletimize gittik; seslerine kulak verdik, dertlerini dinledik.
İktidardakiler sarayda sefaya dalıp milletimizin feryadına kulaklarını, insanlarımızın çilesine gönüllerini kapasalar da biz il il, ilçe ilçe milletimizle buluşmaya devam ediyoruz.
Hakkari’de kapanan sınır kapıları yüzünden ticaret durmuş, vatandaş şikâyet ediyor. İş bulamadığı için oğullarımızın, kızlarımızın gençliği heba olmuş.
Ak Parti’ye oy verenin durumu da aynı, muhalefet partilerine oy verenin de durumu aynı.
Bir eczacı kardeşime sordum; “Askıda mama kampanyası burada da var mı?” dedim. “Var.” dedi. Veresiye defterini uzattı.
Liste uzadıkça uzuyor.
Bir ayakkabıcı kardeşim; “İşimiz hiç yok. Şu saate kadar siftah yapmadım. 20 yılda kazandığımızı 2 yılda erittik. Artık dayanacak gücümüz kalmadı.” dedi. Bir beyaz eşya bayisi kardeşim; “5. kuşak esnafım.’’
Tam 5 kuşaktır aynı işi yapan bir esnaf kardeşim; ‘’Ama artık bu mesleği bırakmak üzereyiz. Varsa gidip ya taş taşıyacağız ya çimento taşıyacağız.’’ dedi. ‘’Başka çaremiz kalmadı Meral Hanım.” dedi.
Bu insanlarımızın sesini duyan yok. Derdine çare sunan yok. Bu durumun artık şakası yok.
Bakın yokluk içinde yitip giden hayatlardan bahsediyorum. Herkesin bir şeyi artık çok iyi anlaması lazım.
“Darbe olur mu, olmaz mı?” tartışması bebek mamasını askıdan indirmiyor.
“Amirallerin rütbeleri sökülsün mü, sökülmesin mi?” polemiği çaresiz gençlerimize iş bulmuyor.
Yanlışlara itiraz eden herkesi hain ilan eden bu çarpık zihniyet tencereleri kaynatmıyor.
Sayın Erdoğan böyle devlet yönetilmez. Anlamsız polemiklerle uğraşacağına git Hakkâri’ye Piraye’yi ve Hasan’ı dinle.
Mağdur edebiyatından siyaset devşirmeye çalışacağına; “Bugün, yarın dükkânı kapatacağım.” diyen Hasan kardeşimi dinle.
Koltuğun için her türlü dolambaçlı yolu deneyeceğine kelle koltukta görev yapan korucu kardeşlerimi dinle ki maaşlarından ortaya koyduğu şikâyeti her bir adımda duyduk.
Yaşlısı ağladı, genci yüzü sapsarı. Aldığı parayı kelle koltukta bu vatan için çarpışan Hakkâri’deki, Yüksekova’daki bu koruculardan bahsediyorum.
Canları cebinde bu insanlardan bahsediyorum ve bulundukları şartları gençler sapsarı bir yüzle, yaşlılar ağlayarak anlattılar.
İki yumruk arasına sıkıştırılmış çaresiz vatandaşlarımızı dinle.
Dinle de milletimizin gerçeklerini anla.
Anla ki empati yoksunu, gerçeklikten kopuk hamasi konuşmalar yerine milletin derdini çözecek işler yap.
Millet seni oraya sarayda sefa sür diye oturtmadı. Allah aşkına ya. Bir kez olsun eşin, dostun, yandaşın yerine milletimize bir faydan dokunsun. Yazıktır, günahtır.
Milletimiz geçim derdinde kıvranırken bunlar 4 gündür hâlâ; “Darbe mi değil mi? Darbeci mi, değil mi?” bunu konuşturuyorlar.
Buna sebep olanları da bunu fırsat bilenleri de kınıyorum.
Aziz milletimizin çaresizliğini perdeleyen her sözü, her tavrı reddediyorum. Kim ne yazarsa yazsın, kim neyi konuşursa konuşsun.
Biz Hakkârili babaların feryadını konuşacağız.
Biz Konyalı otizmli bir gencin annesinin; ‘’Evde bırakın yemeği ekmek yok Meral Hanım. Ekmek yok.’’ demesini konuşacağız. O gencin kulağına eğildim; ‘’Ne istiyorsun?’’ dedim.
‘’Kuş istiyorum.’’ dedi, kuş. Bunları duyun be. Bunları duyun. Herkes bunları duysun. Yazıktır, günahtır. Yazıktır.
Hem Konya’da hem Hakkâri’de aynı yoksulluk olamaz arkadaşlar.
Aynı yoksulluk olamaz. Aynı çaresizlik olamaz.
Konya’da da küçücük çocukların hem interneti yok hem tableti yok.
Yüksekova’da da Hakkâri’de de küçücük çocukların hem tableti yok hem interneti yok.
Olamaz bu. Olamaz, olmamalı.
Sayın Erdoğan o sarayda gece nasıl uyuyorsun sen?
Nasıl uyuyorsun sen? Bunları çözme makamı sizsiniz.
İnterneti olmadığı için derslere katılamayan evlatlarımızın çaresizliğini konuşmaya devam edeceğiz.
Onların dertlerini kamuoyuyla paylaşmaya, gündemin tek konusu yapmaya devam edeceğiz.
Sabah 8’de açtığı dükkânında öğleden sonra saat 4 olduğu hâlde hâlâ siftah yapamamış esnafımızın durumunu konuşacağız. İnsanlarımız iş yerlerini kapatmak zorunda bırakılırken utanmadan yapılan şarkılı, türkülü lebalep kongreleri konuşmaya devam edeceğiz.
50 bine vurmuş günlük vaka sayılarını, ülkemizi dünyada birinci yapan beceriksiz yönetim anlayışını konuşacağız.
Yılan hikâyesine döndürülen aşı tedariğini, aşı sırası bekleyen insanlarımızı konuşacağız. Onlar neyi istiyorlarsa onu konuşsunlar. Biz inatla bunları konuşacağız.
Milletimizin sesi yükseldikçe iktidar daha çok korkuyor.
Biz o kirli yüzlerine ayna tuttukça muhteremler de milletin, memleketin gerçeğiyle yüzleşiyor.
Bize kızanlar olabilir. Söylenenler olabilir.
Hatta hakaret edenler olabilir.
Duruşumuzu anlayamayanlar ya da anlamak istemeyenler, anladığı takdirde işine gelmeyenler de olabilir. Hatta ortağını kıskanıp bize saldıranlar bile olabilir.
Varsın olsun.
Biz biliyoruz ki millet iradesine sahip çıkmak öyle lafla, hamasi nutuklarla olmaz. Mesela milletin Meclisi’ni yok sayarak millet iradesine sahip çıkılmaz.
Mesela milletin ortak değerleriyle kavga ederek de sahip çıkılmaz.
Mesela sandık gelince; ‘’Milletim… Milletime hizmetkârım.’’ diyenlerin bu edebiyatı yapıp seçimden sonra milleti maraba yerine koyarak hiç sahip çıkılmaz. Siyasetinin merkezine milleti koyarak, millete inanarak sahip çıkılır.
Hani; ‘’Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz.’’ diyen valilerin bakış açısı maalesef bugünkü iktidarın yönetim anlaşışının merkezinde var.
Her şartta amasız, fakatsız milletin yanında durarak sahip çıkılır.
Millet iradesine el uzatanların karşısında dimdik durarak sahip çıkılır. Bizim pusulamız bellidir ve daima şaşmadan milletimizi gösterir.
Milletimiz kimin nerede durduğunu, kimin doğru durduğunu, kimin millet iradesine sahip çıktığını gayet iyi biliyor.
Kimsenin endişesi olmasın. Allah bizi milletimize karşı utandırmasın.
Nedense bu bildiriyle ilgili duruşumuza Ak Parti değil küçük ortağı daha çok bozulmuş.
Sayın Erdoğan teşekkür etti diye olsa gerek küçük ortak dünkü grup konuşmasında köpürdükçe köpürdü. Anayasa Mahkemesi’nden sonra hızını alamayıp yakında Deniz Kuvvetleri’nin de kapatılmasını isterse şaşırmayın.
Allah Sayın Erdoğan’a sabır versin. Samimiyetle bu duayı çok içtenlikle ve kalpten yapıyorum.
Allah Sayın Erdoğan’a sabır versin. Dün ‘’şerefsiz’’ dediğine bugün “mübarek” deyip, dün mektup yazıp; “İktidarı uyarın.” diye yalvardıklarına da bugün “şerefsiz” diyebilen tutarsız duruş ve söylemleriyle ülkeyi germekten başka bir fonksiyonu bulunmayan birinin üstünde gereğinden fazla durmak istemiyorum.
Ama bu vesileyle Sayın Erdoğan’ı uyarmak zorundayım.
Sakın ola çok ciddi bir öfke kontrol problemi olan küçük ortağının dolduruşuna gelip bildiriyi yazanlara abuk sabuk cezalar verdirmeye kalkma. Buradaki anahtar kelime; ‘’Verdirme.’’
Sorumsuzluktan darbecilik devşirmeye çalışıp da ülkeye daha fazla zarar verme.
Sağduyuyla yürüttüğünü zannettiğimiz bu süreci böyle şaibeli bir yola sokup da memleketi daha fazla huzursuz etme.
Dün küçük ortağın haftalık öfke nöbetinin hemen sonrasında çok enteresan bir şey oldu. Çin Büyükelçiliği Twitter’dan beni ve Sayın Mansur Yavaş’ı tehdit etti.
Çin Merkez Komitesi Türkiye Komiseri, fahri Çinli Cinping Perinçek’in gayretleri yetmemiş olacak bizzat Çin Devleti’nin kendisi devreye girmiş.
Neden? Çünkü bir süredir iktidar ve küçük ortağını Perinçek ve Çin’in esaretinden kurtararak Uygur kardeşlerimiz için adım atmalarını sağlamaya çalışıyoruz.
Çünkü Türkistan’da yaşanan insanlık dramına susmadık, susmayacağız.
Sosyal medyadan bir paylaşım yapmışlar. Damat gibi söyleyeyim burası çok önemli.
Demişler ki; “Çin tarafı’’ Yani Çin devleti oluyor. ‘’Herhangi bir kişi veya gücün…’’
O güç biz oluyoruz. Biz ve Mansur Bey birlikte. ‘’Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne herhangi bir şekilde meydan okumasına kararlılıkla karşı çıkmakta ve bunu şiddetle kınamaktadır.’’ Eyvallah.
‘’Çin tarafı haklı…’’ Bakın burası da mühim; ‘’Çin tarafı haklı karşılık verme hakkını saklı tutmaktadır.”
Birader bunun anlamı ne? Çin tarafı haklı tavrını saklı tutuyor.
Buyur buradan yak. Birader buyur bekleriz.
Bak sen hele…
Aslında benim büyüdüğüm şehirde ‘’bilader’’ derler ya. Hadi ben yine de kibar olayım. Birader buyur bekleriz. Adresimiz bellidir.
Perinçek’in patronu da aynı küçük ortak gibi çok kızmış.
Perinçek’le iş tutanların hepsi aynı durumda demek ki.
Herkes bize kızıyor.
Öncelikle belirtmek isterim ki bizim herhangi bir ülkenin egemenliğiyle ilgili bir sorunumuz yok.
Ama bizim Çin’in egemenlik adı altında Uygur kardeşlerimize yaptığı zulümle ilgili çok büyük bir sorunumuz var.
Biz “insan hakları’’ diyoruz, ‘’adalet.” diyoruz.
Biz “Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk’ün namusuna uzanan eli, mabedine değen o eli çekin.” diyoruz.
Biz; “Uygur kardeşlerimize uygulanan soykırımını durdurun!” diyoruz.
Bu kürsüden diyoruz ki; ‘’Uygur kardeşlerimize yaptığınız soykırımı durdurun.’’ diyoruz. Hadi buna da itiraz edin de göreyim.
Bu kadar basit. Bizim yaptığımız bu kadar basit.
Biz bu meseleyi sadece soydaşlarımız olduğu için de değil aynı zamanda bir insanlık sorunu olduğu için önemsiyoruz.
O nedenle bu kürsü Doğu Türkistanlı bir evladımızın tüm dünyaya gerçeği haykırabildiği tek kürsüdür. Bu kürsü hakkın, hakikatin gür bir sesle dillendirildiği kürsüdür.
Bu kürsü Milletin Kürsüsü’dür!
Bizi saraydaki muhataplarınızla karıştırmayın.
Cıvık cıvık sizinle çak yapacağımızı zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bu tehditler bize sökmez.
Biz bu meseleyi bugün Türkiye’de bu kürsüden veririz ve bu kürsüden canlı tutarız.
Yarın gün gelip de iktidar olduğumuzda uluslararası toplumu karşınıza diker öyle bu mücadeleyi veririz. Ama bu mücadeleden asla vazgeçmeyiz ve o pis elinizi Uygur’un sinesinden çekene kadar da mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bunu da böyle bilesiniz.
Bizim uyduruk senaryolarla yazılmış, abuk sabuk yapay gündemlerle işimiz yok.
Biz nasıl daha çok üretiriz? Nasıl daha çok kazanırız?
Nasıl daha huzurlu ve refah içinde yaşarız? Onun hesabındayız.
Pandemi her birimize bir gerçeği bir kez daha hatırlattı.
Tarım ülkelerin en büyük zenginliği. Sağlıklı ve yeterli gıdaya ulaşabilmek önümüzdeki yıllarda çok daha değerli bir hâle gelecek.
İşte o nedenle biz bugünden o zamanların hesabını yapıyoruz.
Dün ne kadar üretiyorduk? Bugün ne kadar üretebiliyoruz ve yarın bu üretimi nasıl artırabiliriz?
Bunlar üzerine çalışıyoruz. Ak Parti iktidarları maalesef son 19 yıldır ülkemiz için kritik önemi olan bu konuyu ihmal etti.
Önce insana yatırım yapmaları gerektiğini bir türlü anlayamadılar.
Fevkalade verimli topraklar üzerinde yaşıyoruz. Ama ne yeterince üretebiliyor ne de üreten vatandaşımızı mutlu edebiliyoruz.
İşte size bu konudaki en önemli örneklerden biri mevsimlik tarım işçilerimizin durumu.
Yevmiyeci, konargöçer, yıl boyunca oradan oraya çalışmaya giden emekçi kardeşlerimiz.
En fazla 180-200 lira yevmiye almak için aylarca evinden barkından uzakta kalan garip ve gariban emekçilerimiz.
Onlar sigortasız, kayıtsız, güvencesiz, işverenin ve başlarındaki çavuşların, dayıbaşıların insafına terk edilen vatandaşlarımız.
Onlar bu ülkenin en mağdur, en yoksun; ‘’yoksul’’ demiyorum, en yoksun gruplarından biri.
Soframızdaki yemeğimizde alın teri olan bu emekçilerimizin tam sayısını bile bilmiyoruz.
1 buçuk milyon kişi olduklarını ancak tahmin ediyoruz. Kalkınma Atölyesi Kooperatifi’nin verilerine göre her ailede ortalama 7 çocuk var.
Yani yaklaşık 200 bin aile.
Çocukların çoğu okul çağında ama maalesef okula gitmiyor, gidemiyor.
14-15 yaşındaki çocuklarımız tarlada çalışıyor. Peki temel insan hakkı olan içme suyuna, temiz suya erişimleri var mı?
Hayır yok. Barınma hakkı, banyo, tuvalet, hijyen imkânları var mı?
İnsana yakışır durumda mı?
Hayır yok. Su tankerlerden, plastik depolardan, bidonlardan sağlanıyor.
Barınma naylon, bez ve branda çadır ile sağlanıyor.
Neredeyse tamamı böyle.
Çadırların yarısında elektrik yok. Gaz lambası veya fenerle aydınlatılıyor.
Bazıları yılda 3-4 yere birden gidiyor. 1 buçuk, 2 ay sonra tekrar başka bir yere gidiyorlar.
Toplam çalıştıkları süre yılda 200 günü geçmiyor.
Peki ne kazanıyorlar? Yevmiye yetişkin için 80 lira, çocuklar için 40 ila 60 lira arasında.
Ailenin günlük geliri 200 lira civarında.
Yani yıllık gelirleri aile başına 40 bin lira.
1 yılda 40 bin lira. Kişi başına da 4.500, 5.000 lira. Dikkat edin bu para aylık değil yıllık. Yani kişi başına günlük 13-14 lira düşüyor.
Yani bu vatandaşlarımız Birleşmiş Milletler’in bütün dünyada yoksulluk sınırı saydığı günlük 2 doların bile altında kazanıyorlar.
Bu sözler ve bu gördüğünüz resimler bir filmden, bir film sahnesinden değil.
Bunlar Ali kardeşimin ailesinin yaşadığı bizzat kendine ait o çadırlardan çekilmiş fotoğraflar ve gerçek hayattan.
İktidara soruyorum. Bu ülkenin tarım emekçisinin, Afrika ülkelerinden bile daha az gelire sahip olmasını nasıl oluyor da içinize sindiriyorsunuz?
Yazıktır, günahtır. Çocuklarının okuma hakkı var, eğitim hakkı var.
İnsanca yaşama hakkı var. Kitap okuma, tedavi olma hakkı var.
Sinemaya, tiyatroya, konserlere gitme hakkı var. Sosyal medyayı takip etme, dünyayı öğrenme hakkı var.
Siz nasıl oluyor da onlara böyle bir yoksunluğu reva görüyorsunuz? Yazıklar olsun kardeşim size.
Değerli kardeşlerim, değerli tarım işçisi kardeşlerim size buradan söz veriyorum.
İYİ Parti olarak iktidara geldiğimizde mevsimlik tarım işçilerimizi de unutmayacağız.
Bütün sorunlarınızla birer birer ilgileneceğiz. Çavuşlar ve dayı başları dâhil olmak üzere mevsimlik tarım işçilerini sigorta kapsamına alacağız.
5 yıl boyunca sigorta primlerinizi biz ödeyeceğiz.
Geçmiş çalışmalarınızı belgelemeniz hâlinde geriye doğru borçlanma imkânı sağlayacağız.
Borçlanma süreleriniz kadar faizsiz olarak vadelendireceğiz.
Kırsal hizmetler kapsamında mobil ve sabit konteyner barınma istasyonları kuracağız. Bu istasyonları istenirse belli sürelerde aynı ailelere tahsis edeceğiz.
Her haneye mutlaka temiz içme suyu sağlayacağız.
Elektrik enerjinizi imkân varsa mobil yenilenebilir enerji istasyonları üzerinden, imkân yoksa ortak elektrik şebekesi üzerinden sağlayacağız.
İlkokul ve okul öncesi için mobil okullar açacağız.
Ortaokul ve lise eğitimi için taşımalı eğitim imkânı sağlayacağız.
Her konteyner istasyonu için geçici Aile Planlaması ve Sağlık İstasyonları açacağız. Ev ekonomisi eğitimleri vereceğiz.
Gezici sinema, kütüphane ve kültür evleri hizmetleri sağlayacağız. Çalışma yerlerine gidiş gelişleriniz ve uzun yol seyahatleriniz için TARSİM üzerinden tarımsal risk ve kaza sigortanızı yapacağız.
Kısacası sizleri sefaletin ve yoksunluğun boyunduruğundan kurtaracağız.
Kendinizi yalnız ve çaresiz hissetmenize engel olacağız. Kazançlarınızı aile başına en az asgari ücret düzeyine çıkaracağız.
Eksik kalan günleriniz olursa Tarım Bakanlığı’ndaki benzer işlerde tamamlama imkânı sağlayacağız. Kısacası soframıza getirdiğiniz gıdalar için sizlerden helallik alacağız.
İYİ Parti iktidarında kimseyi sahipsiz, aç ve açıkta bırakmayacağız. Bundan emin olun.
Mevsimlik tarım işçilerimizin şartları böyle.
Peki çiftçilerimizin durumu nasıl?
Ne dedi Ali kardeşim? ‘’O kadar emek verip ürettiğimiz mahsul tarlada kalıyor.’’ dedi.
‘’O kalıştan da mağdur biz oluyoruz.’’ dedi. Yüzde yüz haklı.
Bir dokun, bin ah işit. Toprağı işleyip karnımızı doyuran çiftçimiz borç batağında.
Üç yıldır anlatıyoruz; “Çiftçiler borç batağına sürükleniyor, ödeyemez hâle geliyor.” diyoruz.
Ne ekim, dikim yapacak parası var ne de hayvanına verecek yemi var.
Yem, mazot, ilaç, gübre, elektrik, tohum, besilik dana, düve fiyatları tavan yaparken çiftçinin bunlara verecek parası yok.
Kendi kaynağıyla işletmesini çevirecek parası yok.
Yıllardır bunları borçla döndürüyor.
Çiftçimiz borç sarmalında boğulurken iktidar ithalat lobilerine teslim olmuş hatta esir olmuş.
Türkiye’de tarım bitsin diye elinden gelen her şeyi yapıyor.
Çiftçilerimizin sadece bankalara olan borcu Ocak ayı itibarıyla 143 milyar lira.
Tarım Kredi Kooperatifleri’ne de 12 milyar lira borçları var.
Buna piyasaya olan yani bayilere ve esnafa olan en az 50 milyar lira borcu da ekleyin.
Çiftçimizin toplam borcu 200 milyar lirayı aşıyor.
Buradan önce Tarım Bakanı’na sesleniyorum.
Çiftçi bu hâldeyken ortalıkta bakanım diye gezmeye utanmıyor musun kardeşim sen?
Bu çifti böyle bir beceriksizliği, böyle bir iş bilmezliği hak etmiyor.
Tarımla alakası olmayan böyle vasıfsız bir yönetim anlayışını hak etmiyor.
Ayıptır, günahtır. Arkadaşlarım diyor ki; ‘’Senin bakan olmadan önce yönetim kurulunda yer aldığın şirkette 100 bin Euro yani neredeyse 1 milyon lira huzur hakkı alınıyormuş.’’
Huzura bakar mısınız?
Bir an önce git, Sayın Erdoğan’dan rica et.
Seni yeniden huzura kavuştursun kardeşim.
Sen de huzura kavuş, çiftçi de huzura kavuşsun, tarım emekçileri de huzura kavuşsun ve çiftçimizin de huzuru daha fazla kaçmasın.
Meclise bir torba yasa getirdiler.
İçine çiftçilerimizin Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçları için de bir madde eklemişler.
Eklemişler eklemesine ama tam bir kurnaz tilki hikâyesi.
“Borç yapılandırıyoruz.” diye ambalajlıyorlar.
Ama faizi %11’den %18’e çıkarıyorlar.
Ayrıca nedense torbada bankalara olan borçlar yok.
Bankalara olan takipteki 5,5 milyarlık borç ne olacak?
Bankalar, traktörlere, ineklere, tarlalara el koymaya devam mı edecek?
Bunun cevabı yok.
Böyle çiftçi desteklenmez. Çiftçimiz bu borçları ödeyemez.
Bu kafayla gidilirse ya ürün azalır ya da üretimden çıkmak zorunda kalır.
Her iki durumda da Türkiye açısından felaket olur.
Buradan çiftçilerimize seslenmek istiyorum.
İYİ Parti olarak ilk önce Meclis’te bankaların takibindeki çiftçi borçlarının da torba yasaya dâhil edilmesi için mücadele edeceğiz.
Bundan emin olabilirsiniz.
İlk sandıkta milletimiz yetkiyi bize verdiğinde ise ilk iş olarak çiftçilerin banka ve kredi kuruluşlarında takibe düşen borçlarını ilk aldıkları koşullar içinde sübvansiyon haklarını kaybetmeden tasfiye edeceğiz. Faizlerini dosya ve takip giderlerini sileceğiz.
İlk şartları neyse o şartlarla bir yıl ödemesiz, ertesi yıl faiz ödemeli, 5 yıl eşit taksitler hâlinde tahsil edeceğiz.
Tek şartımız olacak. O da bu süre zarfında üretime devam etmek.
Çiftçilerimizin sadece takipteki borçlarının değil yaklaşık 35 milyar liralık işletme sermayesi borçlarının da tasfiyesini kısa vadede gerçekleştireceğiz.
Bunun için Türkiye Tarımsal Ürünler Düzenleme Kurulu üzerinden üstleneceğimiz dengeleyici piyasa aktörlüğü rolümüzü tercihen borçlu çiftçilerden ürün alarak yerine getireceğiz.
Böylelikle çiftçilerimizin kısa vadeli borçlarını 5 ila 7 yıl içerisinde sürdürülebilir bir seviyeye çekmelerini sağlayacağız.
Bunları yapacağız.
Çünkü biz tarafız.
Çünkü tarımı bir millî güvenlik meselesi ve millî beka meselesi ve kalkınmanın lokomotifi olarak gördüğümüz için çiftçimizden yana tarafız.
Çünkü ucuz ve kaliteli gıdaya erişimin en doğal hakkı olması gereken vatandaşımızdan yana tarafız.
Çünkü haktan yana, haklıdan yana tarafız.
Biz yapacaklarımızı söyleyince ilk sözleri hep aynı; ‘’Kaynak nerede?’’
Türkiye’nin kaynağı var.
Sorun şu; Ak Parti iktidarı ve Sayın Erdoğan memlekette üreten, istihdam sağlayan kim varsa hepsine düşman.
Varsa yoksa eş, dost, yandaş.
Türkiye’nin kaynakları o beş müteahhidin ayaklarına seriliyor.
Bu kifayetsiz yönetim anlayışının ve müteahhit aşkının sonunda ekonomide oluşan hasar ortada. Pandeminin etkisiyle de artık her sektör dertli.
Peki durum böyleyken; “Üreteni, istihdam yaratanı koruyayım, kollayayım.” demesi gereken iktidar ne yapıyor?
Kurumlar vergisini artırıyor.
Yani iş dünyasına destek olacağına sırtına yeni bir yük daha getiriyor.
Kurumlar vergisini 2020 yılı için %23’e, 2021 için de %25’e çıkarmaya hazırlanıyor.
İşte size Ak Parti’nin olağanüstü ekonomi vizyonu.
“Özel sektör nasıl küstürülür? Temalı bir kanunu çıkarın.’’ deseler ortaya ancak böyle bir kanun çıkar.
Allah aşkına siz bu ülkenin çalışanından, üreteninden ne istiyorsunuz?
Hakkıyla, helaliyle kazanmaya çalışana neden gıcık oluyorsunuz?
Böyle iş bilmez bir ekonomi yönetimi olabilir mi?
Böyle ahmaklık olabilir mi?
Bu akıl dışı adımlar yetmiyormuş gibi bir de üstüne utanmadan kısa çalışma ödeneğini kaldırdılar.
Neymiş, İşsizlik Sigortası Fonu’na çok yüklenmişler.
Yahu, o fon sanki babanızın malı.
Şubat 2021’de 1 milyon 296 bin kişi kısa çalışma ödeneği aldı.
Bu çalışanlarımıza yapılan ödeme ortalama 1.588 lira.
Bu parayı kesince ne olacak?
İşveren o işçileri çıkaracak. Peki o zaman devlet ne yapacak?
Ortalama 1.360 lira işsizlik maaşı ödeyecek.
Yani o fondan neredeyse aynı para çıkacak.
Bir de üstüne eğer 1 buçuk milyon kardeşimiz işsiz kalırsa yani üretimden çıkarsa en az 45 milyar liralık bir millî gelir kaybıyla karşı karşıya kalacağız.
Sayın Erdoğan;
Anladık, devlet yönetmeyi bilmiyorsun. Anladık, ekonomiden de anlamıyorsun. Allah aşkına matematik de mi bilmiyorsun? Böyle bir hesap kitap kabiliyetiyle ülke mi yönetilir?
Allah akıl fikir versin!
Türkiye’nin aşılamayacak sorunu yok.
Liyakatli kadrolar ve akılcı bir yönetimle Türkiye’nin üstesinden gelinemeyecek sorunu yok.
Yeter ki devlet ciddiyetle yönetilsin.
Yeter ki devleti yönetenler; ‘’Önce millet, önce memleket.’’ diyebilsin.
Bu iktidar kendilerini her makama getiren milletini unuttu. Unutmakla kalmadı.
Sadece kendi ikballerini sağlamak için bir de ucube sistem icat etti ve bu ucube sistemin Türkiye’yi 3 yılda getirdiği yer ortada…
Gelişmiş ülkelerde %1’i bulmayan gelişmekte olan ülkelerde ise %4’lerdeki enflasyon Türkiye’de %16.
Gelişmiş bazı ülkelerde faizler ekside, en yükseği %1, %1 buçuk.
Türkiye’deyse faizler %19 oldu.
Paramız pula döndü.
İşsizlik rakamları ortada.
Tarımdan sanayiye her sektörde üretim düşmeye devam ediyor.
Yani millet olarak gelirimiz azalıyor. Fakirleşiyoruz. İşsiz kalıyoruz.
Gençlerimizin hayalleri, yarınları çalınıyor.
Bu düzen böyle gitmez. Bu düzen böyle gitmiyor.
Gittiğimiz her yerde kulaklarımızla duyuyoruz Millet Bizi Çağırıyor!
O kutlu çağrıyı duyuyoruz ve büyüyerek iktidara yürüyoruz.
İYİ Parti iktidarında İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi inşa edeceğiz.
Demokrasi işleyecek, hukuk işleyecek, adalet olacak.
Bunlar olunca yatırım gelecek.
Her işi ehline verip Türkiye’nin potansiyelini yeniden harekete geçireceğiz.
‘’Yapamazsınız’’ diyenlere, “Kaynak nerede?” diye söylenenlere tek cevabım var; yapacağız.
Biz yapacağız. Siz de kıskançlıkla izleyeceksiniz.
Kurduğunuz bezirgân saltanatına nasıl son verdiğimizi, milletin parasının millete nasıl harcandığını; yokluğa mahkûm ettiğiniz bu aziz milleti nasıl zengin, mutlu ve huzurlu kıldığımızı izleyeceksiniz.
Değerli dava arkadaşlarım, hazır olun.
Vakit yaklaşıyor.
Türkiye makus talihini bir kez daha yenmek için gün sayıyor.
İyi ve cesur insanlar geliyor.
Bir kâbusun ardından ülkemiz ve milletimiz için yeniden güneş doğuyor.
Sokak sokak, kapı kapı dolaşacağız.
Hakikati milletimize anlatacağız.
Yorulmaksa yorulacağız.
Ama yılmayacağız.
Milletimizi de ülkemizi de bu cendereden mutlaka çıkaracağız.