‘’Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.’’

GERİ DÖN

Grup Konuşmaları

‘’Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.’’

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 17 Kasım Çarşamba günü TBMM grup toplantısında; Türk Konseyi Liderler Zirvesi’nde alınan kararlara ilişkin; ‘’12 Kasım’da toplanan Türk Konseyi Liderler Zirvesi’nde alınan kararlar çerçevesinde bu başlıklara dönük bazı adımlar atılmış olmasını ve bilhassa sayın Nazarbayev’in teklifi ve diğer üyelerin ortak kararıyla Örgüt’ün Türk Devletleri Teşkilatı adını almasını memnuniyetle karşıladığımızı belirtmek istiyorum. Ancak bununla birlikte 2 gün önce kuruluş yıl dönümünü kutladığımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de bu birlik içerisinde yer almasını tarihin bize ve Türk Dünyası’na yüklediği önemli bir sorumluluk olarak görüyorum. Çünkü inanıyorum ki sadece tek bir tanıma kararı bile Kuzey Kıbrıs Türklüğünün geleceğine ışık tutacaktır.’’ dedi.

Genel Başkanımız bir cani tarafından öldürülen Başak Cengiz’e taziyede bulunurken; ‘’Bu katil daha önce psikolojik tedavi görmüş. Ailesi durumunu biliyor. Bir doktor gözetiminden geçmiş. Doktorlar durumunu biliyor. Resmî işlemler yapılmış. Yani devlet de durumunu biliyor. Yani bir anlamda herkes her şeyi biliyor. Ama bu cani 28 yaşındaki bir evladımızın karşısına çıkıncaya kadar kimse parmağını oynatmıyor ve bu büyük acının belki de en kahredici yanı ne biliyor musunuz? Bu cani Başak’ı savunmasız diye hedef alıyor. ’Ne için Başak’ı öldürdün?’ sorusuna; ‘O savunmasızdı, kendini savunamazdı.’ diyor. Bir psikopatın bile Türkiye’de kadınların durumuyla ilgili vardığı kanaate bakar mısınız?’’ diye konuştu.

Genel Başkanımız Meral Akşener geçtiğimiz hafta inşaatta çalışırken hayatını kaybeden atanamayan Fedai öğretmenimize dair; ‘’Bugün Fedai öğretmenimizi de başarılarıyla anabilirdik. Ama maalesef onu da atanamadığı için çalıştığı inşaatta elektriğe kapılıp hayatını kaybeden bir öğretmenimiz olarak anıyoruz. Şimdi sormak istiyorum. Kendi kızına, oğluna, yeğenine üniversitelerde kadro açanlar; siz Fedai’nin yitip giden hayatından hiç mi sorumlu değilsiniz? 5-10 maaşlı beceriksiz danışmanlar, devletten aldığı ballı ihalelerle rant kovalayan yandaşlar; siz ahirette yakanızı Fedai’nin elinden kurtaracağınızı mı zannediyorsunuz? Peki ya sayın Erdoğan sen tüm bu adaletsiz düzene çanak tutarak Fedai’nin vebalini nasıl ödeyeceksin?’’ dedi.

Genel Başkanımız Meral Akşener, sayın Erdoğan’ın kürsülerden hedef gösteren ve tehdit eden sözlerine ilişkin; ‘’Geçtiğimiz günlerde kendisi bana; ‘Ahlak yoksunu’ demişti. Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip bizi tehdit etti. Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.’’ diye konuştu.

Genel Başkanımız Meral Akşener, ülkemizin sürdürülebilir büyümesi için kırsal kalkınmanın hayati önem taşıdığını tekrar hatırlatırken artık ülkemizde bir millî güvenlik problemi hâline gelen yanlış tarım politikalarına ilişkin; ‘’Bütün bu anlattığım trajik tabloya sadece bakmakla yetinen Tarım Bakanı saçma sapan açıklamalarına devam etti. Âdeta bir fıkranın yardımcı karakteri izlenimi veren Sayın Bakan daha çiftçiyle yetiştirici ve besicinin aynı şey olduğunu bile bilmiyor. Çünkü eğer bilseydi; ‘Zarar eden hiç çiftçimiz yok. Ancak duruma göre fiyatlarda iniş çıkışlar yaşayan yetiştirici ve besicilerimiz var.’ demezdi. Ya da çiftçimize; ‘Önümüzdeki dönem kepek ekin.’ demezdi. Buradan kendisine sormak istiyorum. Söyler misiniz Sayın Bakan, ektiğiniz kepekleri ne zaman biçiyorsunuz acaba?’’ dedi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Gazi Orman Çiftliği’nde yaptıklarına dair görüşlerini paylaşan Genel Başkanımız; ‘’İYİ Parti olarak biz Atatürk’ümüzün mirasına, tarımla ilgili vizyonuna, köylülerimiz için hayal ettiği sosyokültürel gelişim fikrine ve onun toprak, ağaç ve doğa sevgisine sahip çıkmak için Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi projemizi hazırladık. Bu önemli projemiz ile Atatürk Orman Çiftliği’ni şanına ve amacına yakışır şekilde Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi hâline getireceğiz. Akademi’ye mevcut Tarımsal Araştırma Enstitülerini ekleyip teknoparklar ile de bağlantısını sağlayarak bölge coğrafyasının en üst düzey tarımsal araştırma, bilgi ve bilişim merkezini kuracağız.’’ diyerek Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi Projesi’ni tanıttı.

Her hafta dezavantajlı grupların sözcülerini kürsüde misafir eden Genel Başkanımız bu hafta Milletin Kürsüsü’nde sözü; iktidarın tarım politikasındaki beceriksizlikleri yüzünden mağdur olan çiftçilerimizin sesi olmak için Mustafa Boyraz’a verdi.

Grup Konuşmasının Tam Metni:

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, kıymetli basın mensupları;

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Dedikoduların değil, milletimizin gerçeklerinin konuşulduğu grup toplantımıza hoş geldiniz.

Hamasi nutukların değil, milletimizin dertlerine çözümlerin konuşulduğu grup toplantımıza hoş geldiniz.

Türkiye’yi birbirine düşman etmeye çalışanların değil; zengin, mutlu ve huzurlu bir Türkiye için çalışan iyi ve cesur insanların grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Değerli dava arkadaşlarım;

Sözlerimin başında bizim için büyük önem taşıyan bir dış politika başlığına, Türk Dünyası’ndaki gelişmelere değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi bundan aylar önce geçtiğimiz 3 Mayıs günü Güçlü Türk Dünyası ve Güçlü Türkiye için 9 ilke ve hedef isimli çalışmamızı paylaşmıştım.

İYİ Parti olarak bu çalışmamızla Konsey’in isminin Türk Devletleri İş Birliği Örgütü hâline getirilmesi bir yatırım fonu kurulması, ortak tarih ve ortak coğrafya kitaplarının hazırlanarak tüm okullarımızda okutulması, ortak bir televizyon kurulması, ortak bir turizm paketi hazırlanması ve en önemlisi Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de örgüte dâhil edilmesi çağrısında bulunmuştuk.

12 Kasım’da toplanan Türk Konseyi Liderler Zirvesi’nde alınan kararlar çerçevesinde bu başlıklara dönük bazı adımlar atılmış olmasını ve bilhassa sayın Nazarbayev’in teklifi ve diğer üyelerin ortak kararıyla Örgüt’ün Türk Devletleri Teşkilatı adını almasını memnuniyetle karşıladığımızı belirtmek istiyorum.

Ancak bununla birlikte 2 gün önce kuruluş yıl dönümünü kutladığımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de bu birlik içerisinde yer almasını tarihin bize ve Türk Dünyası’na yüklediği önemli bir sorumluluk olarak görüyorum.

Çünkü inanıyorum ki sadece tek bir tanıma kararı bile Kuzey Kıbrıs Türklüğünün geleceğine ışık tutacaktır.

Değerli milletvekilleri;

Açıkladığımız 9 ilkemizin ilk sırasında yer alan tarihsel kazanımların korunması, egemen eşitlik ve karşılıklı anlayışın esas alınması doğrultusunda bu sahanın siyaset üstü bir anlayışla geleceğe taşınmasını bir zorunluluk olarak görüyoruz.

Dünden bugüne birbiri ardına eklemlenmiş tarihi gelişmeler, bağımsızlık mücadeleleri ve ileri görüşlü devlet adamlarımızın etkili kararları ile kendisini gösteren Türk İş Birliği ideali ayrım yapmadan bir bütün olarak irdelenmek durumundadır.

Huzurlarınızda tüm Türk Dünyası’na ilan etmek isterim ki biz bu projeyi her türlü siyasi hesabın ötesinde sarsılmaz bir süreklilik ekseninde değerlendiriyoruz.

Yaklaşan İYİ Parti iktidarında hiçbir kardeşin bir diğerine üstünlüğünün olmadığı egemen ve eşit devletler olarak kalkınmanın ve demokrasinin taçlandığı bir Türk İş Birliği meydana getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Kardeş ülkelerimizin bugüne kadarki kazanımlarını tümüyle koruyarak bir büyük barış ve refah birliğini hep birlikte el ele vererek hayata geçireceğiz.

Bu çerçevede milletimizden yetkiyi aldığımızda Türkiye’de ivedilikle bir Türk Dünyası Bakanlığı kurarak dağınık ve koordinasyonsuz tüm kurum ve kuruluşları tek çatı altında toplayacağız.

Bu vesileyle özellikle Kazakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı sayın Nursultan Nazarbayev’e teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Kendisi Türk Dünyası Liderler Zirvesi’ne bugüne kadar eksiksiz ve sürekli biçimde katılmış olan tek lider olarak Türk İş Birliği’nin kurumsallaşmasında tarihi bir rol oynadı.

Allah ondan razı olsun.

 

Aziz milletim,

Ülkemizde artık her gün yaşar olduğumuz kadın cinayetleri soluğumuzu kesmeye, yüreğimizi parçalamaya ve öfkemizi perçinlemeye devam ediyor.

İnsan öleceğini bilerek yaşayan bir canlıdır.

Ama maalesef ülkemizde kadınlar öldürüleceklerini bilerek yaşıyor.

Nerede, ne zaman, kim tarafından, ne sebeple öldürülebileceğini düşünerek yaşıyor.

Sevdiği zaman başına geleceklerden, sevmediği birini reddetmekten, tenha sokaklardan gün ortasında bile yalnız yürümekten korkarak yaşıyor.

Her 10 haberin 5’inde dinlediği hikâyelerden, Twitter gündeminde 1’inci sıraya yerleşen isimlerden, Instagram’da siyah beyaz paylaşılan fotoğraflardan biri olabileceği endişesiyle yaşıyor.

Geçtiğimiz hafta bir cani genç bir kadını Başak Cengiz’i aramızdan aldı.

Başımız sağ olsun.

Yüce Allah kederli ailesine ve sevdiklerine sabırlar versin.

O kadar acı ki.

Eğer o psikopatla karşılaşmamış olsaydı, eğer ülkemizde bir kadını öldürmek bu kadar kolay olmasaydı Başak kızımız şimdi aramızda olabilirdi.

O kadar acı ki.

Bu katil daha önce psikolojik tedavi görmüş.

Ailesi durumunu biliyor.

Bir doktor gözetiminden geçmiş.

Doktorlar durumunu biliyor.

Resmî işlemler yapılmış.

Yani devlet de durumunu biliyor.

Yani bir anlamda herkes her şeyi biliyor.

Ama bu cani 28 yaşındaki bir evladımızın karşısına çıkıncaya kadar kimse parmağını oynatmıyor ve bu büyük acının belki de en kahredici yanı ne biliyor musunuz?

Bu cani Başak’ı savunmasız diye hedef alıyor.

Bunu tekrarlamak istiyorum.

‘’Ne için Başak’ı öldürdün?’’ sorusuna; ‘’O savunmasızdı, kendini savunamazdı.’’ diyor.

“Kadın kendini savunamaz.” diyor.

O bir kadın ve savunmasız.

Bir psikopatın bile Türkiye’de kadınların durumuyla ilgili vardığı kanaate bakar mısınız?

 

Değerli milletvekilleri;

Bu kafa kendiliğinden ortaya çıkmadı.

Bu kafa kadını her tür saldırıya karşı savunmasız bırakan bir zihniyetin ayak izlerini takip etti.

Bu kafa kadına her tür hakareti edebilenlerden cesaret aldı.

Bu kafa üç beş kendini bilmezin yarım aklına uyup İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede yırtıp atanlardan cesaret aldı.

İstanbul Sözleşmesi’nin yırtılıp atıldığı 31 Mart’tan bu yana 203 Başak’ımızı kaybettik.

Her gün neredeyse 2 kadın cinayete kurban gidiyor.

Her cinayette, arşıâlâ titriyor, melekler ağlıyor.

Ama bunların taşlaşmış kalpleri oralı bile değil.

Söyleyin, kadınlar kendilerini nerede güvenli hissetmeliler?

Evde mi?

Sokakta mı?

İş yerinde mi?

Hiçbir yerde güvenli değiller kardeşim, hiçbir yerde.

Kadınları koruyamıyorsunuz.

Zaten zor olan yaşam mücadelesinde kadınları yalnız bıraktınız.

Kadınların adalete olan inancını da yok ettiniz.

Kürsülerden nutuk atmakla olmuyor sayın Erdoğan.

‘’Şu kadın’’ diyerek beni tehdit etmekle de olmuyor sayın Erdoğan.

Bu zalimlik ne zaman bitecek?

Bu haksızlığa ne zaman dur denecek?

Bu ülkede kadınlar ne zaman huzurla yaşayabilecek?

Ben söyleyeyim.

İlk önce ruh hastalarının gönlünü hoş eden, canilere cesaret veren, kadın hakkında abuk sabuk konuşan, ahlak yoksunu zihniyetten hep birlikte kurtulacağız.

Sonrasında; “Gereği düşünüldü.” denilerek ama düşüncesizce verilen utanç verici tüm kararlara inat İYİ Parti iktidarında gereğini yapacağız.

Kadınların yıllardır süren mücadelelerini bir devlet politikası hâline getireceğiz.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için Anayasa’da gerekli düzenlemeleri yapacağız.

İstanbul Sözleşmesi’ni hızla imzalamakla kalmayıp uygulamaya sokacak, uygulanıp uygulanmadığının da takipçisi olacağız.

Ezcümle İYİ Parti iktidarında kadınları yaşatacağız.

 

Aziz milletim,

Ülkemizde sadece kadınlar değil, geleceğimiz de ölüyor.

Öğrencilerine kavuşamayan öğretmenlerimizi de kaybediyoruz.

Kimi zaman bir intihar notuyla kimi zaman da çalışmak zorunda kaldığı bir inşaatta kaybediyoruz.

Yine geçtiğimiz hafta aslında herkes tarafından bilinen ama kaybetmeden değeri anlaşılmayan bir başka acıya daha şahit olduk.

Gencecik yaşında Fedai öğretmenimizi kaybettik.

Başımız sağ olsun.

Ailesine ve sevdiklerine Cenabıhak’tan sabır diliyorum.

Fedai öğretmenimizden geriye bir inşaattan; “Alın size 83 puanın mükafatı.” diye sitem ederek paylaştığı fotoğrafı kaldı.

“En son neyinizi kaybettiniz?” sorusuna verdiği; “Hayallerimi” cevabı kaldı.

Oysa Fedai öğretmenimiz hayallerine kavuşabilirdi.

Çalışmalarının sonucunda hak ettiği gibi yaşayabilirdi.

KPSS’den aldığı 83 puanla bir öğretmen olarak atanabilirdi.

Bugün Fedai öğretmenimizi de başarılarıyla anabilirdik.

Ama maalesef onu da atanamadığı için çalıştığı inşaatta elektriğe kapılıp hayatını kaybeden bir öğretmenimiz olarak anıyoruz.

Şimdi sormak istiyorum.

Kendi kızına, oğluna, yeğenine üniversitelerde kadro açanlar; siz Fedai’nin yitip giden hayatından hiç mi sorumlu değilsiniz?

5-10 maaşlı beceriksiz danışmanlar, devletten aldığı ballı ihalelerle rant kovalayan yandaşlar; siz ahirette yakanızı Fedai’nin elinden kurtaracağınızı mı zannediyorsunuz?

Peki ya sayın Erdoğan sen tüm bu adaletsiz düzene çanak tutarak Fedai’nin vebalini nasıl ödeyeceksin?

 

Değerli dava arkadaşlarım;

Fedai oğlumuz ve nice atanamayan öğretmen kardeşimiz maalesef sayın Erdoğan’ın gündemi ve öncelikleri arasında değil.

Kendisi bambaşka konularla meşgul.

Mesela son olarak geçen haftaki grup toplantımızda arkadaşlarının ilçe ziyaretlerimize gönderdiği provokatörler için söylediklerimi nedense üstüne alınmış.

Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde kendisi bana; “Ahlak yoksunu” demişti.

Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip bizi tehdit etti.

Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.

Yalnız yapmayın.

Biz saçmalıklara güleriz.

Biz bugüne kadar hiçbir kişiyi yuhlamadık, yuhlatmadık.

O da onların ayıbı.

Yalnız bu sefer, büyük ilerleme var ha; “Bayan” dememiş, “Şu kadın, bu kadın” demiş.

Küçük de olsa en azından bir ilerleme var.

Hanımefendiler yavaş yavaş öğretiyoruz.

Bak sayın Erdoğan unutma, bir gün hepimizin suyu ısınacak, kaynayacak.

Bir gün hepimiz o teneşire uzanacağız.

Biz Allah’ın emri olan o güne hazırlıklıyız.

Çünkü biz ecelin ne bir nefes evvel ne de bir nefes sonra olduğuna iman edenlerdeniz.

Ama sen kendine yazık ettin.

Bu hâllere düşmemeliydin.

Nereden nereye..

Dün Fırat’ın kenarında kaybolan kuzudan bile sorumlu olacağına inanan Tayyip Erdoğan nerede?

Bugün rakibinin suyunu kaynatmakla tehdit eden Tayyip Erdoğan nerede?

Yazıklar olsun be.

Yazıklar olsun.

Düştüğün bu ibretlik durumda artık sen bize ahlak konusunda ahkâm kesecek durumda değilsin.

Çünkü senin kendine hayrın yok.

Elindeki patlak ampülle aklın sıra güneşi aydınlatmaya çalışıyorsun.

Ama madem öyle, madem bizim için teneşiri hazır etmişsin.

Haydi o zaman gel, sen ve arkadaşlarının karnesine birlikte bakalım.

Sayın Erdoğan asıl ahlak yoksunu kimdir biliyor musun?

Gerçek olmadığını bile bile bir kişiye iftira atan ve bu iftiraları yaymak için karanlık odalarda trol besleyendir.

Asıl ahlak yoksunu sarayına yılda 3 milyar lira masraf ederken şehit ve gazilere sadece 18 milyon lira bütçe ayırandır.

Asıl ahlak yoksunu bir yandan dindar pozları takınırken; diğer yandan milletin hakkını, hukukunu, ayaklar altına alan ve kul hakkı yiyip kıs kıs gülendir.

Asıl ahlak yoksunu terörist başının mektubunu okutup kardeşini de devletin televizyonuna çıkartan ve ondan sonra da pişkin pişkin önüne geleni terörist ilan edendir.

Asıl ahlak yoksunu yüce Türk Milleti’ne küfredenin vergi borcunu silip bir de üstüne ihale üstüne ihale verendir.

Asıl ahlak yoksunu onlarca belgeli, bilgili, yolsuzluk varken savcılara; “Soruşturma yapmayın.” diye baskı yapandır.

Asıl ahlak yoksunu yandaşlarına yüzlerce milyarlık ödeme yaparken öğretmene, emekliye, ETY’liye gelince; “Kaynak yok.” diyendir.

Asıl ahlak yoksunu yabancı devlet başkanlarının hakaretlerini sineye çekip havuz medyası eliyle kendini kahraman ilan ettirendir.

Sayın Erdoğan asıl ahlak yoksunu; ülkenin yarısı açlık sınırı içinde, açlık sınırı altında yaşarken dolar 10 lira, ben gelirken baktığımda 10.43’tü, olmuşken utanmadan, sıkılmadan, yüzü bile kızarmadan ekonominin kitabını yazdığını söyleyebilendir.

Biz ahlakı kadim tarihimizden, şanlı ecdadımızdan ve bizden önce bu kutlu yola çıkıp; “Önce millet önce memleket!” diyerek dimdik yürümüş nice büyüklerimizden öğrendik.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

İşte o yüzden bizim sen ve yandaşların gibi ülkenin başına bela olmuşlardan, milletin zenginliğine bitler gibi dadanmışlardan, memleketi güve gibi kemirenlerden alacağımız en küçük ahlak dersi olamaz.

Aynaya bakın, aynaya.

Orada gördüklerinizden mideniz bulanacak.

Eminim kusacaksınız.

Değerli dava arkadaşlarım; sayın Erdoğan bir yandan kürsülerden ahlak tiratları atarken diğer yandan da akıl dışı teorilerini 83 milyonun rızkıyla test ediyor.

Şimdiye kadarki tüm testler başarısız oldu ve her testin sonucunda milletimiz daha da fakirleşti.

Ama ilginçtir, bu testlerin sonuçları hiçbir zaman sayın Erdoğan’ın yanına, yöresine uğramadı.

Kendisi bir kez bile; “Ben 83 milyonu fakirleştirdim. Bari bu yıl maaşıma zam yapmayayım.” demedi.

Kendisi bir kez bile; “Millet işsizlikten kırılıyor. Bari şu 5 maaş alanların maaşını keseyim.” demedi.

Kendisi bir kez bile; “Hem ekonomiyi batırdım hem de 500 milyon dolarlık uçakla geziyorum.

Böyle olmaz, ayıptır.” demedi.

Tam tersine; “Asrın lideriyim.” pozlarıyla ortalıkta gezip dolar 10 lira 36 kuruş olsa da zerre tasarruf etmedi.

Dolar 10 lira 36 kuruş olsa da yandaşlarının ihale paralarını tıkır tıkır ödemeye devam etti.

Olan da her zamanki gibi yine milletimize oldu.

Ülkemizin içinde bulunduğu bu acı tablo içerisinde asrın hatası sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca çıkmış; “Biz ekonominin kitabını yazdık.” diyor.

Elhak doğru.

Şimdiye kadar ekonominin nasıl yönetileceğine dair binlerce kitap yazıldı.

Ama ekonominin nasıl batırılacağına dair hiçbir kitap yazılmamıştı.

Onu yazmak da sana nasip oldu sayın Erdoğan.

Hayırlı olsun, uğurlu olsun.

Literatürdeki bu büyük boşluğu doldurduğun için seni tebrik ediyorum.

 

Ama sen ve beceriksiz yönetiminin bu ülkenin tarihine yazdığınız başka kitaplar da var.

Onlardan bahsetmeden gösterdiğin bu üstün performansın hakkını veremeyiz.

Mesela bileğinin hakkıyla sınav kazananları değil, dayısının kartıyla sınav kazananları işe sokarak; liyakatsizliğin, haksızlığın ve hukuksuzluğun kitabını yazdınız.

Mesela 3 liralık işi 33 liraya yaptırarak yandaşı zengin etmenin, devletin ve milletin malına çökmenin kitabını yazdınız.

Mesela dış politikada 1 alıp 3 vererek, aynı anda bütün ülkelerle kavga ederek 100 yıllık düşmanları bile Türkiye’ye karşı birleştirmenin kitabını yazdınız.

Mesela 10 yılda 10 milyon sığınmacıyı sınırlardan içeri alarak nüfus mühendisliğinin kitabını yazdınız.

Mesela her sene eğitimde reform naraları atıp Millî Eğitim Sistemi’ni kevgire çevirmenin kitabını yazdınız.

Mesela; ‘’Millî irade’’ diyerek çıktığınız yolda bir kişinin iradesi dışında hiçbir irade tanımayarak devletin işleyişini, kurumlarını ve geleneklerini, yerle yeksan etmenin kitabını yazdınız.

Sayın Erdoğan siz öyle şeylerin kitabını yazdınız ki inan kütüphanelere sığmaz.

Ama artık devriniz bitti.

İstesen de istemesen de milletimiz artık mutlu yarınları konuşuyor.

Kalkınmış, zengin ve mutlu bir Türkiye’yi konuşuyor ve o güzel yarınlarda sen yoksun.

Sen ve devri iktidarın tarih kitaplarındaki keyifsiz bir bölümden başka bir şey olamayacaksınız.

Bu gerçeği artık kabul et.

Milletin kutlu iradesinden gelen bu kesin kararı inkâr ettikçe hem kendine hem de ülkemize zarar veriyorsun.

Artık gerçeklerle yüzleşmenin zamanı geldi de çattı.

Senin artık Türkiye’ye verecek bir şeyin milletimize edecek tek bir sözün bile kalmadı.

3 yılda Türk lirasını pul ettin.

Faizi ve enflasyonu yeniden hortlattın.

Bu saatten sonra çıkıp; “İstikrar için bana oy verin.” diyecek hâlin yok.

Hiçbir sözünü yerine getirmedin.

Bu saatten sonra çıkıp 3600 ek gösterge için, EYT’lilerin dertlerini çözmek için, öğretmen atamaları için oy isteyecek hâlin yok.

Her gün yeni bir kadın cinayeti işleniyor.

Onları koruyacak İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatmayı beceremediğin yetmezmiş gibi bir de utanmadan yırtıp attın.

Bu saatten sonra çıkıp kadınları yaşatmak için oy isteyecek hâlin yok.

Türkiye’yi yolsuzlukta bir dünya markası yaptın.

Milletin anasına sövenleri ihale manyağı ettin.

Beş para etmez adamlara beş maaş bağladın.

Bu saatten sonra çıkıp; “Yolsuzluğu bitirmek için bana oy verin” diyecek hâlin yok.

Yargının üzerine çökmek için yapmadığın kalmadı.

Memlekette haksızlık, hukuksuzluk almış başını gidiyor.

Bu saatten sonra çıkıp; “Adalet için bana oy verin.” diyecek hâlin de yok.

İşte tam da bu nedenle artık milletinin karşısına çıkıp hesap verecek yüzün olmadığı için sıkıştıkça dönüp bize sarıyorsun.

Teşkilatların, dertli esnafın kapısının önünden geçemediği için bizim ziyaretlerimize adam yolluyorsun.

Ama olmuyor.

Kimse bu rezilliklere prim vermiyor.

İşte o nedenle İYİ Parti her geçen gün büyürken sen tıpış tıpış gidiyorsun.

Ezcümle sayın Erdoğan sen artık Türkiye’nin geleceğinde yoksun.

Maalesef henüz farkında değilsin.

Değerli dava arkadaşlarım, bizim artık siyaseten var olmayan bir adamın fiktif gündemleriyle kaybedecek zamanımız yok.

O istediği kadar hedef göstersin.

Biz dün de korkmadık, bugün de korkmayacağız.

O istediği kadar tehdit etsin.

Biz yolumuzdan dönmeyeceğiz.

O istediği kötülüğü yapsın, istediği hakareti etsin, istediği iftirayı atsın.

Biz milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Ne diyor Abdurrahim Karakoç;

“Ben milletim uğruna adamışım kendimi.

Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.

Zulüm Azrail olsa hep Hakk’ı tutacağım.

Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.”

 

 

Aziz milletim,

Partimizi kurduğumuz günden bu yana ısrarla, Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için kırsal kalkınmanın hayati önem taşıdığını vurguluyoruz.

Tarımdaki çözümlerimizi her fırsatta paylaşıyoruz.

Çiftçimizin, köylümüzün içine düştüğü durumu bizzat kendilerine bu kürsüyü açarak dile getiriyoruz.

Ama maalesef bizim bütün bu uyarılarımıza rağmen çiftçimizi görmezden gelen yanlış tarım politikaları ve Tarım Bakanı’nın bizzat kendisi ülkemiz için bir kalkınma ve millî güvenlik problemi hâline geldi.

Neden mi?

Çünkü son 16 yılda 4.2 milyon hektar tarım arazimiz tarım dışına çıktı.

Yani Konya’nın tarım arazisine eş değer bir alanı kaybettik.

Son 10 yılda tarımın istihdamdaki payı %23’ten %17’ye geriledi.

Bunun sonucu olarak da tarımdaki kadın istihdamı dörtte bir oranında azaldı.

Yine son 10 yılda tarımın millî gelire katkısı 70 milyar dolardan 48 milyar dolara düştü.

Litresi 1.1 lira olan mazot 8 katına çıktı.

Tonu 237 lira olan üre gübresi 38 katına çıktı.

Süt ve besi yeminin kilosu 6 katına çıktı.

Kanunda en az %1 olarak taahhüt edilen tarım desteği oranı yarı yarıya düştü.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de bütün akarsu ve derelere HES yapılmasına müsaade edildiği için çiftçimizin tarlasını sulaması baraj sahibinin inisiyatifine kaldı.

Hatta bir DEDAŞ yetkilisi; “Borçlu olan çiftçiler boşuna ekim yapmasınlar. Biz onlara elektrik vermeyeceğiz.” diyecek kadar ileri gitti.

Ama iktidarın çıtı çıkmadı.

Bütün bu anlattığım trajik tabloya sadece bakmakla yetinen Tarım Bakanı ise saçma sapan açıklamalarına devam etti.

Âdeta bir fıkranın yardımcı karakteri izlenimi veren Sayın Bakan daha çiftçiyle yetiştirici ve besicinin aynı şey olduğunu bile bilmiyor.

Çünkü eğer bilseydi; “Zarar eden hiç çiftçimiz yok. Ancak duruma göre fiyatlarda iniş çıkışlar yaşayan yetiştirici ve besicilerimiz var.” demezdi.

Ya da çiftçimize; “Önümüzdeki dönem kepek ekin.”

Evet, yanlış duymadınız; “Kepek ekin” demezdi.

Siz de bizi izleyenler de muhtemelen şaka yaptığımızı zannetti.

Aynen böyle dedi.

Buradan kendisine sormak istiyorum.

Söyler misiniz Sayın Bakan, ektiğiniz kepekleri ne zaman biçiyorsunuz acaba?

Eğer kepeklerinizi hasat ettiyseniz çiftçilerimize de bir an önce dağıtın.

Çünkü memleketimizin her yanında inek kesimleri son sürat devam ediyor.

Değerli dava arkadaşlarım;

Biz bunları söyleyince kızıyorlar.

O nedenle bu hafta Milletin Kürsüsü’nde, Adıyaman’dan bir çiftçi kardeşimizi ağırlıyoruz.

Mustafa Boyraz aramızda.

Her hafta olduğu gibi bu hafta da milletimizin içinde bulunduğu durumu, bizzat milletimizden dinleyeceğiz.

Tarım Bakanı’na da aynısını yapmasını tavsiye ediyorum.

Buyurun Mustafa Bey, söz de, kürsü de sizindir.

Teşekkür ederim Mustafa Bey.

Aziz milletim;

Bu beceriksiz yönetime baktığımda bir yandan tarımın artık bir millî güvenlik problemi hâline gelmiş olmasına üzülüyorum.

Diğer yandan da Cumhuriyetimiz kurulurken başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere o günün bakanlarının, o günün bürokratlarının verdikleri olağanüstü mücadeleye gösterdikleri kararlılığa ve inşa ettikleri kurumlara sahip çıkılmamasına üzülüyorum.

Biliyorsunuz geçen hafta Ata’mızın aramızdan ayrılışının 83’üncü yıl dönümüydü.

Ben de bugün onun aziz hatırasını anmak ve gösterdiği yolda tarım vizyonumuzdan bir kesit sunmak için size bir projemizi anlatmak istiyorum.

Aziz milletim; gelin şimdi biraz geriye, 1913 yılına gidelim.

Mustafa Kemal Atatürk Sofya’da genelde diplomatik misyonun gittiği bir pastanede kahvaltı yaparken içeriye bir köylü girer.

Köylü bohçasını masanın yanına bırakır ve oturur.

Bir garson gelir.

Köylü süt ve kek ister.

Garson ise köylüye; “Burası senin için değil, alamam seni.” diyerek pastaneden çıkartmaya çalışır.

Köylü itiraz eder.

Ardından birkaç garson daha gelir.

Onlar da köylüyü dışarı çıkartmaya çalışır.

Sonunda köylü öfkelenir. Bağırarak; “Senin sattığın sütü ben üretiyorum. Senin sattığın pasta, börek, çöreğin ununu ben üretiyorum. Peynirini, yoğurdunu ben üretiyorum.

Pastaneye koyduğun meyveyi ben üretiyorum.

Sen benim ürettiklerimi bana vermiyorsun öyle mi?

Hayır, çıkmıyorum. Kahvaltımı burada yapacağım.” der.

Herkes suspus olur.

Köylünün istedikleri masasına gelir, kahvaltısını yapar.

Bitirince bir miktar parayı masaya fırlatarak fırlatır ve çıkar, gider.

Tüm bu olanları izleyen Mustafa Kemal Atatürk küçük kareli not defterine şu notu düşer; “Bir gün benim köylüm de bu köylü gibi olursa millet olduk demektir.”

O gün defterine; “Köylü milletin efendisidir.” diye yazar.

Atatürk aynı defterine yazdığı gibi Türk Milleti’nin kendi kendisinin efendisi olmasını ve birer birey olarak muasır medeniyetler seviyesine koşar adım gitmesini hedefliyordu.

Fakat koşullar çok zorluydu.

İşte böyle bir dönemde bir gün yanına henüz genç bir Ziraat Mühendisi olan Tahsin Bey’i çağırır.

Birlikte bataklık, sivrisinek ve hayvan leşlerinin olduğu kötü bir yere giderler.

Tahsin Bey’in; “Paşam hayrola?” sorusu üzerine Atatürk; “Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum.” der.

Tahsin Bey; “Paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı.

Neden verimli topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?” diye sorunca da Atatürk; “Ben en zor olanı yapayım da siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.” cevabını verir.

Daha sonrasında Tahsin Bey o bölgede hiçbir şeyin yetişmeyeceğini, boşuna uğraşılmaması gerektiğini bir rapor olarak sunar.

Atatürk raporu okur ve belgenin altına aynen şunları yazar; “Burası vatan toprağıdır. Kaderine terk edilemez.”

Mustafa Kemal Atatürk işte bu düşünceler içerisinde Gazi Orman Çiftliği’ni kurdu.

Çiftlikte bir taraftan araziyi ıslah ederken diğer taraftan da ağaçlar, fidanlar dikiyordu.

Yurt dışından getirdiği damızlık düvelerle yerli sığır ırklarımızın ıslahına çalışırken aynı zamanda verimi yüksek tavuk ırklarının yetiştirilmesine gayret ediyordu.

Aynı şekilde getirdiği traktörler ve makineler ile tarımda mekanizasyonu başlatıyordu.

Bununla da yetinmeyip Ziraat Mühendisi Ali Numan Kıraç’ı kurak koşullarda yetişebilen tahılların geliştirilmesi için Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderiyordu.

Bütün bunları da çiftçilerin öğrenmesini sağlamak için yapıyordu.

Aslında Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde yaptıklarıyla Ak Parti iktidarının bugün dahi anlamını kavrayamadığı tarımın ne demek olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini bizlere anlatıyordu.

Sözden ari davranış, tutum ortaya koyarak.

Çiftçilerin kendilerinin, işletmelerinin, çiftliklerinin, tarımsal ticaretin efendisi olmasını istiyor; böylelikle hem kendilerinin hem de milletimizin ekonomik bağımsızlığını elde etmesini hayal ediyordu.

Vizyona bakar mısınız?

Allah gani gani rahmet eylesin.

PARTİ

Peki, biz şimdiye kadar Ata’mızın bu mirasını koruyup onun bu eşsiz vizyonuna sahip çıkabildik mi?

Maalesef hayır.

Hazineye şartlı olarak devredilen 102 bin dekarlık çiftlik arazisi Ak Parti iktidarında 33 bin 891 dekara düştü ve ranta teslim oldu.

Peki, kaybolan Atatürk Orman Çiftliği arazisinin yerine ne yapıldı dersiniz?

Sayın Erdoğan’ın kışlık sarayı ile Dinozorpark.

Gerçek bir rezalet.

İşte o nedenle İYİ Parti olarak biz Atatürk’ümüzün mirasına, tarımla ilgili vizyonuna, köylülerimiz için hayal ettiği sosyokültürel gelişim fikrine ve onun toprak, ağaç ve doğa sevgisine sahip çıkmak için Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi projemizi hazırladık.

Bu önemli projemiz ile Atatürk Orman Çiftliği’ni şanına ve amacına yakışır şekilde Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi hâline getireceğiz.

Akademi’ye mevcut Tarımsal Araştırma Enstitülerini ekleyip teknoparklar ile de bağlantısını sağlayarak bölge coğrafyasının en üst düzey tarımsal araştırma, bilgi ve bilişim merkezini kuracağız.

Akademi’yle ilgili çalışmaları 5 yıl içinde tamamlayarak gelecekteki gıda güvenliğimizi güvence altına alacağız.

Yani Akademi’yi bir millî güvenlik unsuru olarak göreceğiz.

Bunun yanında ülkemizde hâlihazırda tarımsal alanda bulunmayan büyük veri altyapısını Tarım Bilimleri Akademisi bünyesinde oluşturacağız.

Bu büyük veri sistemi Artagan Projesi’nin tarımla ilgili ekosistemi olacak.

Böylece tarımsal büyük veriyi sektörün ve ilgili paydaşların hizmetine sunacağız.

Akademi aynı zamanda tarım alanındaki Ar-Ge çalışmalarına da yön verecek.

Ak Parti iktidarında tarımda Ar-Ge çalışmaları için harcanan para 2020 yılında 845 milyon lirayken 2021’de 761 milyon liraya düştü.

2020 verilerine göre ülkemizde makine ve teçhizat sanayisinde yer alan 174 Ar-Ge merkezinin içinde tarımla ilgili Ar-Ge merkezi yoktur.

Oysa sadece tarım makineleri sektöründeki Ar-Ge çalışmalarına hız verdiğimizde bile dünya ticaretinden aldığımız payı 10 milyar doların üstüne çıkarmamız mümkün.

2018 yılında tarım Ar-Ge’sine harcanan miktar; Amerika Birleşik Devletleri’nde 3 milyar dolara, Avrupa Birliği toplamındaysa 10 milyar avroya ulaştı.

Yani Türkiye’nin harcadığının tam 150 katı.

İşte size Ak Parti’nin tarım ve teknoloji vizyonu.

İşte o nedenle biz iktidarın Türkiye’yi tarımda dışa bağımlı yapan bu çapsız Ar-Ge anlayışını da değiştireceğiz.

Akademi ile ülkemizi sadece ham madde ve düşük katma değerli ürün ihraç eden ülkeler liginden hızla çıkaracağız.

Değerli dava arkadaşlarım, Tarım Bilimleri Akademisi’nde Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Biyoçeşitlilik Merkezi de yer alacak.

Ülkemiz 14 bin civarında bir biyoçeşitliliğe sahip.

Bu tüm Avrupa’dakinden daha fazla.

Üstelik ülkemizde bulunan bitki biyoçeşitliliğinin üçte biri de endemik.

Mesela Svalbard Küresel Tohum Deposu’nda Türkiye’ye ait 23 bin örnek bulunuyor.

Bu örnekler milyarlarca dolarlık bir ticaret potansiyeline işaret ediyor.

Uluslararası tohum firmalarının Anadolu’muza ait tohumları kendi adlarına tescil ettirdiklerini ve bunlar üzerinden milyarlarca dolar para kazandığını biliyoruz.

Dünyadaki yıllık tohum ticaretinin 50 milyar doların üzerinde olduğu günümüzde ülkemizin bu değerden sadece 162 milyon dolar pay alması akılla izah edilebilecek bir durum değildir.

Oysa gerek bir şekliyle yurt dışına götürülmüş veya kaçırılmış gerekse de küresel tohum bankasında saklanmakta olan genetik kaynaklarımızın geri alınabilmesi mümkün.

Ülkemizin yakın gelecekteki en büyük mücadele alanlarından birisi gen kaynaklarımızın korunması ve geriye dönüşlerinin sağlanması olacak.

Uluslararası anlaşmalar bu kaynakların ait olduğu coğrafyanın ispatlanması durumunda menşeine iadesini zorunlu kılıyor.

İşte o nedenle Tarım Bilimleri Akademisi bizim için tam da bu ihtiyacı karşılayan uluslararası bir kurum olacak.

Atatürk Orman Çiftliği hedeflediğimiz gibi bir akademi hâline geldiğinde 50 milyar dolarlık dünya tohum ticaretinden en az 10 milyar dolarlık bir pay alacağız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım;

Mevcut durumda ülkemizde tarımda yapay zekâ kullanımı neredeyse yok denecek kadar az.

Tarım 4.0’a geçen işletme sayısı ise hemen hemen hiç yok.

Bizim hem mevcut tarım işletmelerimizi tarım teknolojileriyle buluşturmamız hem de tarım teknolojilerini kullanan yeni işletmeler kurmamız gerekiyor.

İşte bu nedenle ülkemizin Tarım 4.0’a geçmesini kolaylaştırmak için Akademi içinde bir de Bilişim Merkezi kuracağız.

Bu merkez ilk 5 yıl içinde kuracağımız Tarım 4.0 ile uyumlu 25 bin orta ve büyük ölçekli yeni işletmenin ve Gönüllü Toplu Tarım Projemiz ile ölçek büyüklüğüne ulaştıracağımız 40 bin tarım işletmesinin teknolojik teminatı olacak.

25 bin yeni işletme ve 40 bin Gönüllü Tarım İşletmesi hedeflerimizi hayata geçirdiğimizde tarımdaki yıllık brüt hasılamıza yaklaşık 120 milyar lira ve %22 civarında ek katkı sağlamış olacağız.

Aziz milletim, ayrıca Atatürk’ümüzün hazineye bağışladığı tek çiftlik, Atatürk Orman Çiftliği değildir.

Bağışladığı tek arazi de Atatürk Orman Çiftliği arazisi değildir.

Toplamda tam 154 bin 729 dönüm yani 154.7 kilometrekare arazi var.

Yalova Millet Çiftliği, Yalova Baltacı Çiftliği, Silifke Tekir Çiftliği, Silifke Şövalye Çiftliği, Tarsus Piloğlu Çiftliği, Dörtyol Karabasamak Çiftliği ve Dörtyol Portakal Bahçesi’yle birlikte toplam 8 çiftlikten bahsediyoruz.

Her çiftliğin de birbirinden değerli hikâyesi var.

Hele bir de Dilucu Sınır Kapısı var ki gerçek bir dış politika başarısı.

15 km uzunluğundaki bu arazi bizi Azerbaycan’a bağlıyor.

Atatürk bu araziyi İran şahından parasını cebinden vererek satın almış.

İşte biz bu çiftlikleri de bu çiftliklere çökmeye çalışanları da unutmayacağız.

Atatürk’ün o büyük vizyonuna uygun hâle gelmeleri için ne gerekiyorsa yapacak ve her birini ülkemizde tarımı şaha kaldıracak bilim ve teknoloji merkezleri hâline getireceğiz.

Aziz milletim, Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi projemizi hayata geçirirken aynı zamanda; “Yaparak, yaşayarak ve deneyimleyerek öğrenme” yaklaşımıyla 50 tarım meslek lisesi açacağız.

Çiftçi çocuklarına pozitif ayrımcılık yaparak bu okullarda okumaları için ek kontenjan ve ek puan vereceğiz.

Bu liseleri Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlarken uygulama ve yönetim açısından sorumluluğu ise Tarım ve Orman Bakanlığı’na vereceğiz.

Böylece bu liselerden mezun olacak her gencimize iş imkânı sağlarken tarım sektörünün şiddetle ihtiyaç duyduğu öğretici uygulayıcı teknik eleman açığını da gidermiş olacağız.

Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi Projemiz milletimize ve memleketimize hayırlı olsun.

Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

 

 

 

Değerli dava arkadaşlarım,

Bugün mertlikten, sadakatten, dürüstlükten, vicdandan ve ahlaktan dem vuranların gerçekte ne olup ne olmadıklarını en iyi biz biliyoruz.

Biz onların mertliğini; milletin sesinden, memleketin gerçeklerinden kaçıp saraya kapandıklarında gördük.

Biz onların milletimize olan sadakatini saray danışmanlarına 5-10 maaş verirken gençlerimizin işsiz ve çaresiz gezmesine göz yumduklarında gördük.

Yandaşlarını ranta doyururken emekliyi, çiftçiyi, esnafı borca boğduklarında gördük.

Biz onların dürüstlüğünü; koltuklarını kaybetme korkusuyla sığındıkları iftiralarda, milletimizi kandırmak için anlattıkları masallarda gördük.

Biz onların vicdanını; evi yanan, çaresiz kalan; ‘’Açım’’ diyen vatandaşa çay fırlatırken, tarlasına incir ağacı diktikleri çiftçileri, yurtsuz bıraktıkları gençleri terörist ilan ederken gördük.

Ama merak etmeyin.

Bu gerçekleri milletimiz de görüyor.

Onların tek başlarına adım bile atamadıkları bizim ise karış karış gezdiğimiz Anadolu’nun sokaklarından bir ses yükseliyor.

Hayal kırıklığına uğrayan insanlarımızdan bir ses yükseliyor.

Esnaftan, çiftçiden, emekliden, öğrenciden, kadınlardan, gençlerden topyekûn milletimizden bir ses yükseliyor.

Milletimiz bu beceriksiz yönetime; “Artık yeter.” diyor.

Artık Millet Bizi Çağırıyor!

Milletimiz artık bizi, İYİ Parti’yi iktidara çağırıyor.

Herkes içini ferah tutsun.

Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu yoktur.

Vizyonumuzla, çözümlerimizle, projelerimizle geliyoruz.

Arkamızda milletimizin desteği; omuzlarımızda zengin, mutlu ve huzurlu bir Türkiye’yi inşa etmenin büyük sorumluluğuyla geliyoruz.

Az kaldı.

Sandık her geçen gün daha da yaklaşıyor.

O kutlu gün gelecek ve Allah’ın izniyle bu çile bitecek.

Milletimiz yetkiyi verecek ve İYİ Parti iktidarında söz yeniden milletin olacak.

Çünkü bizim yolumuzmhak yoludur, hakikat yoludur, adalet yoludur.

Bizim yolumuz millet yoludur.

Bizim yolumuz Ömer’in yoludur.

Bu kutlu yolda Allah yar ve yardımcımız olsun.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.