8 Mayıs, 2019

6 Mayıs Sivil Darbesi

31 Mart seçimlerinden sonra, ülkemizde oluşan geleceğe yönelik "umutlar" ve "iyimser beklentiler", maalesef, 6 Mayıs 2019 tarihinde demokrasimize yapılan sivil darbe ile yerini karamsar bir tabloya bırakmıştır. 
6 Mayıs 2019 tarihi, demokrasi tarihimizde "Kara bir gün" olarak anılacaktır. 
Seçimlerde "Eşitlik" ve "Adalet"i gerçekleştirmek üzere oluşturulmuş ve Anayasal bir kurum olarak, yetkilerini Anayasadan alan YSK, iktidarın baskı ve talimatlarıyla siyasi bir karar vermiş, çoğulcu demokrasi anlayışı hançerlenmiştir. 
YSK'da görev yapan hakimler, verdikleri kararla "Hukuk adamı" olduklarını ve yaptıkları "Adalet yemini"ni unutarak, "Siyasi taraf" haline gelmişlerdir.
Hukukun hiçe sayılarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptal edilmesi, demokrasimizin ipinin çekilmesidir. Millî iradenin gaspıdır, hukukun ve demokrasinin yok edilmesidir. 
Bu karar ile seçim güvenliği yok edilmiş, bir kişinin iradesi milletin iradesinin üzerine çıkmıştır. 
Demokrasinin teminatı sandıktır. 
Demokrasilerde meydana gelen herhangi bir problem veya tıkanmaların çözüm yeri de sandıktır. Yani milletin iradesidir. 6 Mayıs’ta verilen bu karar ile, maalesef, sandık ve milletin iradesi yok sayılmıştır. 
"Demokrasi kavramı, seçimler yoluyla iktidarların değiştirilebildiği rejimi anlatır." 
Seçim ve sandık güvenliğinin askıya alındığı, millet iradesinin yok sayıldığı rejimin adı "Demokrasi" olamaz. 
Türk Milleti demokrasiyi sokakta bulmamıştır. 
Demokrasi denen "Nazlı gelin" için ağır bedeller ödemiştir.
Demokrasi mücadelemizde horlanan, aşağılanan, kör kuyulara atılan ve şafak vakitlerinde dar ağaçlarına çekilen demokrasi kahramanlarımız vardır.
Milletimiz 14 Mayısları, 27 Mayısları, 12 Martları, 12 Eylülleri, 28 Şubatları görmüş; canından, malından olmuş ama yine de iradesini yok sayanlara karşı mücadelesinden asla vazgeçmemiştir.
Kendilerini milletin üstünde gören cuntacılara, darbecilere ve onların her türlü baskılarına direnmiş, demokrasi bayrağını yere düşürmemiştir.
Türk Milleti'nin egemenlik mücadelesinde, bu kararlı ve onurlu duruşu sebebiyle, sandığı yok sayarak zorbalıkla iş başına gelenler, orada uzun zaman oturmayı akıllarından bile geçirememişlerdir. 
Demokrasi tarihimiz, millî vicdanda mahkûm olmuş şahsiyetler ve ders alınması gereken hadiseler ile doludur. 
Sandıktan çıkan sonucu tanımayan ve kendi tercihlerini dayatanlar, milletin mahşeri vicdanında ebediyen mahkûm olacaklarını ve bu utancın torunlarına kadar sirayet edeceğini bilmek durumundadırlar.
Bu hadiseler ve kişiler ortada iken 21. yüzyılda milletin iradesine tahakküm etmeye çalışmak tam anlamıyla ilkelliktir. 
31 Mart sonrası, tüm tavsiyelerimize rağmen Ak Parti ve ortağı, seçim sonucunu kabullenmemiş, Büyükşehir Belediyesini kaybetmeyi içine sindirememiş, seçim yargısına baskı yapmaya başlamıştır.
31 Mart’ta sandıkta tecelli eden, 16 milyon İstanbullu’nun iradesine rağmen, YSK kesin sonucu ilan etmek yerine, iktidarın siyasi talimatlarıyla seçimi iptal etmiş, milletin verdiği mührü, kazananın elinden alarak, sivil bir "Darbe" yapmıştır.
Bu kararla neler olmuştur? 
1-  "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" diye adlandırılan, "Tek Adam Rejimi"nin hedefinin, yargı organları dahil tüm kurumları zapturapt altına alarak iktidarını “Ebedileştirmek” istediği ortaya çıkmıştır.
2-  "Partili" Cumhurbaşkanı ile herkesin içine sindirebileceği, eşit ve adil bir seçim yapılamayacağı görülmüştür.
3-  Anayasada yer alan "Seçimlerin bağımsız yargı gözetimi ve denetimi altında yapıldığı" mottosu yıkılmış, YSK'nın siyasi otoritenin talimatlarıyla karar verebildiği tescillenmiştir.
4-  Ak Parti, seçimleri kaybetse de, kendileri istemedikten sonra, iktidarı bırakmayacağının sinyallerini vermiştir. 
5-  Ülkemizde, muhalefet için, seçimlere girmenin "Serbest", ama kazanmanın "Yasak" olduğu, bu karar ile ilan edilmiştir. 
İktidarın siyasi baskıları sonucu, YSK'nın verdiği 6 Mayıs kararıyla, Türkiye karanlık bir eşiğe adım atmıştır.
Bu adım, birçok olumsuz gelişmeyi de beraberinde getirecektir. 
• Çağdaş dünyadan gelen ilk tepkiler değerlendirildiğinde, dış ilişkilerimizde bundan sonra göreceğimiz muamele, maalesef, eşit ve serbest seçimleri bile yapamayan, demokrasiyi işletemeyen geri kalmış anti-demokratik ülkelere yapılan muamele olacaktır. 
• Önünü göremeyen, borç sarmalına girmiş, günü kurtarmaya çalışan Türk ekonomisinde yaşanan kriz, bu kararla daha da derinleşecektir. 
• Yargı kurumları, haklının yanında değil de, güçlünün yanında olduğunu göstererek, millet nezdindeki güvenilirliğini tamamen yitirecektir.
• Hükümetlerin geçici, herkese eşit mesafede olduğuna inanılan "Devlet"in ebedi olduğu yönündeki tarihsel anlayışımız büyük bir tahribatla karşı karşıya kalacaktır. 
Kısaca YSK’nın bu kararıyla Türk Devleti ve Türk demokrasisi onulmaz yaralar alacak, kan kaybetmeye devam edecektir.
Neden böyle bir yanlışa tevessül edilmiştir?
"Hizmet kapısı" değil, "Rant kapısı" olarak gördükleri İstanbul Belediyesi’nin imkânlarını bırakmamak ve böylece Ak Parti iktidarını sürekli kılmak için...
Bu "Çıkarcı" anlayış, hiç kimseye hatta muhataplarına da hayır getirmeyecektir. 
"Korkunun ecele faydası yoktur!" 
Millet iradesini ve demokratik teammülleri yok sayan bu karar, Ak Parti için "Sonun başlangıcı"dır.
Türk Milletinin iradesini görmezden gelenler, milletin feraset ve basiretini hafife alanlar, yolun sonunda, yanıldıklarını anlayacaklar, ayaklar altına aldıkları adaletten medet umar hâle geleceklerdir. 
"Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir" diye bir atasözümüz vardır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesine "Hayır" deyişimizin haklılığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. 
Bu sistem sürekli problem üreten bir yapıya dönüşmüştür. Türkiye bu ucube sistemi daha fazla taşıyamaz.
"Denge" ve "denetim" den uzak, adı ne olursa olsun bir kişinin iki dudağının arasına sıkışmış bir rejimin gideceği yer, varacağı nokta bundan farklı değildir. 
Hukukun bile sınırlandıramadığı bu kişinin bir müddet sonra "Tek adam"lığa yöneleceği kaçınılmazdır.  Ve nitekim öyle olmuştur.
Tek adam;
Söylediği her şeyin "Hak" olduğunun kabul edilmesini istemiş, farklı sesleri ve muhalif duruşları ihanetle suçlamıştır. 
Kendisini milletin üzerinde görerek, muhalefetin ve Anayasal kurumların hesap sormasını kabullenememiştir.
İnsanlar fakr u zaruret içinde yaşarken, lüksü ve ihtişamı "Doğuştan hak" olarak görmüş, mevki ve makamları, kamu kaynaklarını ehliyetsiz ve liyakatsiz kişilere ve yandaşlarına peşkeş çekmiştir. 
"Üstünlerin hukuku"nu, "Hukukun üstünlüğü"ne tercih ederek, adaleti kendi siyasetinin emrine tahsis etmiş, mahkemelere bile talimat vermekten geri durmamıştır. 
Tüm bunlar hiçbir demokratik rejimde görülmeyen, rastlanmayan "Arızalar"dır. 
Bu rejim olsa olsa, en hafif tanımıyla, üstü şal ile örtülmeye çalışılan "Dikta rejimi" dir. 
Bu arızalardan kurtulmanın ilk adımı, dünyada eşi benzeri görülmeyen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nden kurtulmak, Demokratik Parlamenter Sistem'e geri dönmekten geçmektedir.
Kurulduğu günden bu yana önüne çıkarılan birçok zorlukları, milletinin iradesini baş tacı yaparak aşan İYİ Parti, demokrasimizi lekeleyen, Cumhuriyetimize itibar kaybettiren "6 Mayıs Sivil Darbesi" ni şiddetle ve nefretle kınamaktadır. 
Partimiz, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, demokratik rejimin ve millet iradesinin arkasında dimdik durmaya devam edecek, demokrasimizi 6 Mayıs ayıbından kurtarmak için verdiğimiz mücadele kararlılıkla sürdürülecektir.
Aziz Milletimizden istirhamımız şudur;
Demokrasimize ve Cumhuriyetimize olan inancınızı yitirmeyin! 
Ülkemizin güzel geleceğinden ümidinizi kesmeyin!
Çünkü, artık haklının, doğrunun, iyinin, güzelin yanında İYİ Parti vardır. 
28 Şubat darbesinde muktedirlere karşı tek başına örnek bir demokrasi mücadelesi vermiş Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener ve O'na, O'nun davasına yürekten inanmış İYİ Parti kadroları vardır. 
Yarın İYİ olacak.
Her şey güzel olacak.


Cihan Paçacı
Genel Sekreter