25 Aralık, 2018

Meral Akşener TBMM Grup Toplantısı

Değerli milletvekilleri, kıymetli misafirler, sevgili gençler;

 

İki hafta sonra tekrar bir aradayız. Allah birlikteliğimizi daim kılsın.

Grup toplantımızı ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile eylesin.

Değerli milletvekilleri,

Grup toplantılarımıza bütçe görüşmeleri nedeniyle ara vermiştik.

Bütçe yapmak, meclisin en temel hakkıdır.

Çünkü meclis milletin vekaletini taşır ve bütçe de milletin parasıdır.

Siyasi geleneğimizde, millete saygının bir gereği olarak, bütçe görüşmeleri en üst düzeyde katılımla yapılmıştır.

Ta ki bugünlere kadar. Ancak daha önce tehlikelerine işaret ettiğimiz bu yapı, milletin kendi parasını meclis aracılığıyla korumasını önledi.

Ekonominin E’sinden anlamayan.

Türk ekonomisinin, yani milletin parasının idaresini, Amerikan şirketine teslim etmeye kalkan Damat Berat’ın aklıyla, bütçe görüşmelerini alelacele tamamladılar.

Millet bir yük, milletin meclisi de ayak bağı değildir dedik.

Hatırlayın, ekonomiyi Amerikan şirketine teslim edeceklerdi. İYİ Parti tehlikeyi görüp, uyardı. Ve devreye giren Cumhurbaşkanı, anlaşmayı iptal etti.

Bütçe görüşmelerinde de, Meclisin en çalışkan grubu olan İYİ Parti grubu, uyarılarını yaptı.

Vesileyle milletvekillerimize bir kez daha teşekkür ediyorum.

Aziz milletim,

İktidarın bütçe görüşmelerini küçümsemesinin bir sebebi var.

Bütçeyi, basit bir gelir-gider tablosu olarak düşünmemizi istiyorlar.

Oysa bütçe, bir iktidarın tercihlerini yansıtır. Önceliklerini yansıtır.

Bütçe, öncelikle siyasi bir belgedir.

İktidarın, külfeti kime yüklemek istediğini, nimetleri de kime dağıtmak istediğini ortaya koyar.

Bana deseniz ki, 2019 bütçesini özetle, size bir ayetle özetlerim.

Araf Suresi 31’inci ayetinde der ki;

“Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allâh, isrâf edenleri sevmez.”

İşte 2019 bütçesinin özeti budur.

Allah’ın sevmediğini, biz nasıl sevelim.

Allah’ın onay vermediğine biz nasıl onay verelim.

Nimetler, faize ve israfa ayrılmış, külfetiyse milletin sırtına yüklenmiştir.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Bakın, 2019 bütçesinde faiz ödemeleri için ne kadar ayrıldı biliyor musunuz? Tam 117 milyar lira.

Peki bu bir israf değil mi?

Tercihe bakar mısınız; faize 117 milyar lira, ama yatırıma bunun ancak yarısı ayrılmış.

Bu parayla 780 bin konut yapılarak, 3 milyon vatandaşımız, başını sokacak bir ev sahibi yapılabilirdi.

Ama ne dedim, bütçe bir iktidarın tercihini ortaya koyar.

Bu iktidar, 780 bin aileyi ev sahibi vermek yerine, dış güçlere faiz ödemeyi tercih ediyor.

İsraf bütçesine göre, 81 milyon çalışacak, bir avuç faizci yiyecek.

Bu rakamların anlamı budur.

Peki başka ne var bütçede?

Hazine garantileri var. Ne demek bu?

Yatmayan hastalar için 3,7 milyar lira ödenecek demek.

Ben diyorum ki; 3.7 milyar lirayı, elalemin cebine koyacağına, gel çiftçiye mazot ve gübre desteği verelim.

Köprü ve otoyollardan geçmeyen araçlar için 6,2 milyar TL verilecek.

Ben diyorum ki; 6.2 milyar lirayı kodamanların cebine koyma. Gel, emeklilikte yaşa takılanların sorununu halledelim.

Ya da, gel kaldır asgari ücretten vergiyi. Asgari ücret otomatik olarak 2 bin liranın üzerine çıksın.

Al sana 3 kalem. Bak gör, isteyince 780 bin kişi nasıl ev sahibi yapılabiliyor.

Bak gör, Çiftçiye mazot nasıl 1.5 liraya verilebiliyor.

Ve asgari ücret, bak nasıl 2 bin liranın üzerine çıkabiliyor.

İşi ehline teslim edersen bunlar olur. Ama damada teslim edersen, milletin parası çarçur olur.

Para yok değil. Para var. Var da, bu iktidarın o parayı vatandaşına vermeye niyeti yok.

Sonra da çıkıyorlar “Halinize şükredin” diyorlar.

Çok şükür; biz sabrı da şükrü de biliriz.

Rızkın Allah’tan geldiğini de biliriz.

“Rızkımı veren Hüda'dır / kula mihnet eylemem” diyor Nesimi.

Biz hiçbir kula da mihnet eylemeyiz.

Ama iktidarın görevi, bize bunu hatırlatmak değil.

İktidarın görevi, 81 milyonun tamamına aş, iş ve ekmek bulmaktır.

“Halinize şükredin” demek, idarecilere düşmez.

Milletin parasıyla saltanat sürenler, bize, pazardan sebze artığı toplayan milletimize, “Halinize şükredin” diyemez.

Gelinini görümcesini, damadını eniştesini, milletin parasıyla maaşa bağlayanlar, milyonlarca işsizimize, evlenemeyen gencimize, çocuğunu okutamayan annelerimize, “Halinize şükredin” diyemez.

İsraf saltanatıyla, günde 2 trilyon lira yiyenler, milletimize “Halinize şükredin” diyemez.

Di-ye-Mez!

Aziz milletim,

Başka ne var bütçede? Cumhurbaşkanı maaşına yüzde 26 zam var.

Daha önce de söyledim, Türk Milleti Cumhurbaşkanına 100 milyar maaş da öder.

Ancak, ilk ve tek şart, önce milletin hakkını ödemektir.

İtirazımız, asgari ücret görüşmelerinde ayak sürüyenlere, vatandaşa gelince kıstıkça kısanlaradır.

İsyanımız, Millet istediğinde, bütçesinde akrep olanlaradır.

Ne diyorlardı;

 “Türkiye’yi uçuracağız”.

Enflasyon tek haneli olacak.

Peki bugün durum ne? Türkiye değil enflasyon uçtu. Rakam yüzde 22.

1 dolar, 1,9 lira olacaktı. Peki bugün kaç Lira? 5.3 lira. Türkiye değil, dolar uçtu.

Kişi başı gelir, bugünkü kurla yıllık 132 bin 500 lira, aylık 11 bin lira olacaktı.

Şimdi aziz milletimize sormak isterim, hanginizin cebine ayda 11 bin lira giriyor?

Geçtim 11 bin lirayı, 2 bin liralık asgari ücrete bile ayak diriyorlar.

Başka ne dediler? İşsizlik bitecek dediler.

Bırakın bitmesini, her gün binlerce evladımız işsiz kalıyor. Bunu da en iyi milletimiz biliyor.

Amerika, papazı istediğine pişman olacaktı. Bırakın istemeyi, aldı-götürdü.

Avrupa Birliği kıskançlıktan çatlayıp, dağılacaktı. Bırakın kışkançlığı, bizimkileri yeniden masaya oturttu.

Özetle, masal gibi bir ülke olacaktık.

Anlattıkları buydu değil mi? Buydu.

Tekraren söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti, cumhurbaşkanına ayda 75 bin de öder, 100 bin de öder.

Mesele para değil. Mesele, milletin cebinde para olmaması.

Hatırlayın, seçimden önce mitinglerde vatandaşlarımıza soruyordum, cebinde kaç lira var diyordum.

Beni eleştirenler oldu. “Milletin cebindeki paradan sana ne dediler”

Bugün yine söylüyorum;

Siyasetçinin dert etmesi gereken, kendi cebindeki para değil, vatandaşının cebinde para olup olmadığıdır.

Siyaset, milletin cebinde para olsun, refahı yükselsin diye yapılır.

Milletvekili-Bakan olup da, kendi cebini doldurmak için değil.

Mesele pervasızlık. Benim vatandaşım hayat pahalılığından bunalmışken;

 “Önce ben, önce nefsim” demek, milletimizi hiçe saymaktır.

Aziz milletimin her ferdine soruyorum; Bunu hangi vicdan kabul eder?

Önce millet deyin. Önce milletin cebini düşünün.

Yoksa, milletin parasıyla yaptığınız bütçe, size zehir olur, zıkkım olur, haram olur.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Biz, “Krizin atlatılması için, her türlü desteği vermeye hazırız. Bütün partiler bir araya gelelim, ve bu işe çözüm bulalım” diyoruz,

Onlar ne diyor? “Biz damatla, Mckinsey’le hallederiz” diyor.

Çözüm önerileri sunuyoruz, “Alın uygulayın” diyoruz.

“Kimse bize ekonomi öğretmeye kalkmasın” diyorlar. Bildikleriyle ekonominin hali ortada.

Biz milletin ekmeğinin derdindeyken, onlar karşılıklı tutturmuşlar bir sarı yelek.

Biri diyor ki “sokağa inin de görelim” diğeri diyor ki “Gelirsem gösteririm”

Biz de diyoruz ki;

Beyler mutfakta yangın var. Sarı yelek muhabbeti işi çözmüyor.

Ve zaten, kimsenin sokağa indiği de yok.

Milleti sokağa davet etmekten vazgeçin.

Çok hevesliyseniz, giyin birer sarı yelek, siz çıkın sokağa.

Ama şunu da not edin;

Biz iyi ve cesur insanlar ayağa kalkarsak, elalemin sarı yeleğiyle değil, Cumhuriyeti kuran irfanın kırmızı beyazıyla ayağa kalkarız.

Yolunuz yol değil. Boşuna nefes tüketmeyin.

Ne söylerseniz söyleyin, biz Ak partili, MHP’li, CHP’li kardeşlerimizle düşman olmayız, olamayız.

Ne yaparsanız yapın, bizi birbirimize düşüremezsin.

Biz sizi değil, Hacı Bektaş-ı Veli’yi dinleriz; incinsek de incitmeyiz.

Ak Partili, CHP’li, MHP’li, Saadet Partili, BBP’li kardeşlerime sesleniyorum;

Siyasi ihtilaflar düşmanlık sebebi değildir.

İhtilaflar bazen rahmet vesilesidir.

Kimsenin gazına gelmeyin, kardeş olduğumuz gerçeğini unutmayın.

Siyasetçiler gelir geçer. Ancak Ülke ve millet bakidir.

Siyasetçiler ancak çözümünü, programını, kadrosunu ortaya koyar. Kararı milletimiz verir.

Milletimizin kararı da başımız gözümüz üstünedir. “Üslub-u beyan, ayniyle insan” demiş atalarımız.

Kim, kendisine hangi dili yakıştırıyorsa, varsın öyle konuşsun.

Biz iyilikten, doğruluktan ve kardeşlikten vazgeçmeyeceğiz.

İyi partinin adayları dedikodu yapmayacaklar. İftira atmayacaklar. Kimsenin onuruna söz etmeyecekler.

Şimdi.

Hazır söz İYİ Parti’nin adaylarına gelmişken, yeni adaylarımızı da milletimizle tanıştıralım.

Türkiye’yi ''İYİ BELEDİYECİLİKLE'' buluşturacak belediye başkan adaylarımızı sizlere takdim etmek isterim.

Sayın Prof. Dr. Sayın Atakan Aksoy - Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayımız.

Sayın Ümit Bahtiyar - Denizli Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız.

Erzurum Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Sayın Mahmut Uykusuz - Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan adayımız.

Eski Çankırı Belediye başkanı, nam-ı diğer “Baba Raif” Sayın Raif Oktay - Çankırı Belediye Başkan Adayımız.

Sayın Mehmet Özkan - Nevşehir Belediye Başkan adayımız.

Sayın Settar Kaya - Kars Belediye Başkan adayımız.

Sayın Mahir Yılmaz - Kırıkkale Belediye Başkan adayımız.

Sayın Muhammed Gür - Uşak Belediye Başkan adayımız.

Sayın Davut Çuhadar - Osmaniye Belediye Başkan adayımız.

Sayın Mustafa Canlı - Gümüşhane Belediye Başkan adayımız.

Tüm adaylarımıza başarılar diliyorum. Allah yar ve yardımcıları olsun.

Her biri bugünden itibaren, milletimize gerçekleri anlatacak, daha iyisine layık olduklarını haykıracaklar.

İktidarın korktuğunu yapacak, doğruları konuşacaklar.

Biz geleceğiz, ve her yanından çekiştirilmiş devleti, yerli yerine oturtacağız.

Ne yapacağız? Hazreti Ali’nin dediğini yapacağız ve diyeceğiz ki; “Devletin dini adalettir.”

Adalet yoksa açlık vardır.

Adalet yoksa işsizlik vardır.

Adalet yoksa, adam kayırma vardır.

Adalet yoksa, rüşvet vardır.

Adalet yoksa, yarına güven yoktur.

Biz, ülkemizin evlatlarının yarınlara güvenmesini sağlayacağız.

Devlet milletindir, ve nimetini de milletimize dağıtacağız.

İnsafsızlık ve adaletsizlikle yordular milletimizi.

Yeter artık. Yetti artık.

Millet nefes almak istiyor. Millet huzur istiyor.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Görünen o ki, tüm makyaja rağmen, ekonomik kriz derinleşiyor.

Enflasyon rakamlarıyla oynuyorlar. Buna rağmen yüzde 22’nin altına indiremiyorlar.

Bakın bir örnek vereyim de, enflasyonu nasıl düşük gösterdiler anlayın.

TÜİK’e göre 2017 Kasım’ında 45 lira olan etin kilosu, 2018 Kasım’ında ne olmuş biliyor musunuz? 44 lira.

Git sor bakalım hasan abiye, ayşe ablaya, etin kilosu kaç liraydı, kaç lira olmuş.

Diyorlar ki laboratuvarda tahlil ücreti 23 lira. Gidin bakalım hastane önlerine. Bu rakama tahlil yaptırabilen var mı?

Aziz milletim, bizzat yaşıyorsun. Allah aşkına bu rakamlar gerçekçi mi?

Milletin, çarşıda-pazarda yaşadığın gerçek bize diyor ki;

Küçülme devam edecek. İşsizlik artacak. Hayat daha da zorlaşacak.

Aziz milletimden istirhamımdır; kendinize bir sorun;

Çarşıya pazara çıktığınızda, eliniz eskisinden daha mı rahat?

Pazar arabasını, fileyi doldurabiliyor musunuz?

Yoksa, alışveriş yaparken iki defa düşünüyor musunuz?

Bakın borç bitti diyor ama, 2002’de 135 milyar dolar olan dış borç, bugün 3 katına çıkmış. Lafa bakarsan tek kuruş borç yok.

490 milyar dolar borçlanmış, IMF’ye ödenense sadece 23 milyar. Yani 23 milyarlık borcu 23’e katlamış.

Kriz boyunca koruma altına aldıkları tek kesim, bir avuç para babası.

Şimdi bakın, millete çağrı yapıyorlar, diyorlar ki “Faizleri düşürdük, gelin kredi çekip ev alın”.

Vatandaşımız da sanıyor ki, beğendiği herhangi bir ev için kredi alabilecek.

Oysa banka ne diyor?

“Sadece benim işaret ettiğim firmalardan ev alabilirsin” diyor.

Peki ne oluyor? Para yine milletin cebinden çıkıp, aynı para babaların cebine giriyor.

Bunun adı da hizmet oluyor.

Aziz milletim, kime hizmet, ona da siz karar verin.

Ben size gerçeği söyleyeyim.

Bir film sahnesinde, vicdanlı bir imam diyor ki;

“Komşusu açken tok yatmamak için, zengin mahallerine taşınan uyanıklar bunlar.”

Ak Parti iktidarının öyküsü budur.

Hayatları nasıl değişti bir bakın. Artık o zengin mahallelere taşındılar.

Değerli milletvekilleri, sevgili gençler;

İktidar partisi habire bir şeyler anlatıyor ama, gerçek şu;

1960’tan bu yana işsizlik oranlarında en kötü 10 yıl, Ak Parti iktidarıyla geçen, son 10 yıldır.

Vatandaş borç batağında.

KOBİ’ler borç batağında.

Karşılıksız çek tutarı yüzde 60 artmış.

Dolar 3,7’den 5,3’e çıkmış.

Para bulmak için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı satışa çıkarılmış.

Markette poşeti bile parayla satar olmuşlar. Hatta size bir sır vereyim, o 25 kuruşun 15 kuruşunu da Bakanlık alıyor.

Nereye el atsan elinde kalıyor.

Bu böyle gitmez. Milletimiz nefes alsın diye;

“Tarımı teşvik edin. Saman ithal etmekten hayvancılığın beli büküldü” diyoruz.

“Paramız var ki ithal ediyoruz” diyorlar.

“Soğan bile alamaz hale geldik. Tarımı bitirdiniz.” diyoruz.

“Gerekirse soğan da ithal ederiz” diyorlar.

Çiftçinin düşmanı mısınız?

Borç ve ithalattan başka bir yol bilmez misiniz?

Keşke akıl ve vicdan da parayla satılsaydı da, ondan da biraz ithal etseydiniz.

Ama maalesef onların ithali yok. Çünkü akıl ve vicdan fıtrat işidir.

O da sizin fıtratınız da yok.

Değerli milletvekilleri, sevgili gençler;

Biliyorsunuz yakın zamanda askerlikle ilgili bir düzenleme yaptılar.

Acil para bulmak için apar topar işe giriştiklerinden, hala herkesin kafası karışık.

Bakın buradan ilan ediyorum;

Biz gençlerimizin askerlik sorununu çözeceğiz.

Nasıl yapacağız?

Mecliste kanun teklifimiz var. Ayrım yapmadan, Tek Tip askerlik öneriyoruz.

Biz diyoruz ki, gelin “3 artı 6 ay” formülüyle meseleyi halledelim.

Her Türk genci, 3 ay temel askerlik eğitimi alacak.

Kalan 6 aylık süredeyse, askerlerimize asgari ücret ödenecek.

Şartları uygun olmayanlarsa, 6 aylık asgari ücreti devlete ödeyerek, askerliğini tamamlamış olacak.

Şimdi hemen sorarlar, kaynağı nereden bulacaksın?

Faiz lobisine ödediklerinizi, vatan evlatlarına ödeyeceğiz.

Aziz Milletim,

Ekonomideki bu perişanlık, dış politikada da devam ediyor.

Papazı uçakla yollayarak Amerika’ya boyun eğenler, Çin’e karşı da suskunluğunu koruyor.

Tüm dünya, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı zulme karşı sesini yükseltiyor.

Ama İYİ Parti dışında kimse tek bir cümle söylemiyor.

Doğu Türkistan’da camiler yıkılıyor. İsyan ediyorum.

Doğu Türkistan’da, Türk ailelerin yanına zorla, Çinli erkekler yerleştiriliyor. Feryat ediyorum.

Milyonlarca Türk, arındırma kamplarında, Türk ve İslam karşıtı propagandaya maruz kalıyor. Her gün dua ediyorum.

Ama devletimizi yönetenlerden ses yok.

O çocuklar bizim çocuklarımız. O kızlar bizim namusumuz. O annelerin, o babaların gözyaşları, bizim kanayan yaramız.

İşte, 11 Uygur Türk’ü, iki aydır havalimanında bekletiliyor.

İYİ Parti bunu dile getirince de, “Pasaport kontrolü yapıyoruz, soruşturuyoruz” diye bahane üretiyorlar.

İki aydır neyi soruşturuyorsunuz? Mazluma pasaport mu sorulur?

4 milyon Suriyeliyi, Türkiye’ye pasaportla mı aldınız? Araştırarak, soruşturarak mı aldınız?

Mültecilere 200 katrilyon harcayacaksın. Ama 11 Türk’ü yük sayacaksın. Sizin milliliğiniz bu mu?

Milli duruş, milli şuur ister.

İşte bir başka örnek. Yunanistan’dan gelen tehdide sessiz kalan, milli duruştan bahsedemez.

Yunan genelkurmay başkanı, yürek yemiş gibi Türkiye’yi tehdit etmeye başladı.

Haddini bildiren yok.

Senin Turizm Bakanın, işgal altındaki o adalara, Yunan adası diye tur düzenliyorsa ve senden tek bir laf çıkmıyorsa, o hadsiz Genelkurmay Başkanının ağzını kim büzecek?

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Bir başka adres de Suriye.

Suriye’nin kuzeyine bir kara harekatı yapılması gerektiğini, başından beri savunuyoruz. 

Amerika Birleşik Devletleri’nin, yanı başımızdan silahlı unsurlarını çekiyor olmasına üzülecek değiliz. Elbette çeksin gitsin.

Fakat bayram değil seyran değilken, Trump'ın Türkiye'yi işaret etmesine şüpheyle bakıyoruz.

Trump, dün yaptığı açıklamada da, “Sayın Erdoğan’dan IŞİD’le mücadelede garanti aldığı” mesajını verdi.

Şimdi, şunu bir düşünün isterim. ABD Başkanı Trump, “IŞİD’i yendik, çekiliyoruz” dedi mi? Dedi.

Peki dün ne dedi? “Erdoğan IŞİD’i bitirecek.”

Bu iki açıklama arasındaki fark, kafamızı karıştırıyor. Amerika bu örgüt bitti diye mi çekiliyor, yoksa Türkiye işin taşeronu mu oluyor?

Türk Devleti, sonu meçhul işlere girişmemeli.

Türkiye, Suriye'de karanlık işlerin içine çekilmek isteniyorsa, dikkat edilmeli.

IŞİD’le mücadele, yalnızca Türkiye'nin omuzlayacağı bir yük olamaz. Sığınmacı sorununu tek başımıza üstlendiğimiz gibi, öngörülemez bir maceraya atılmayalım.

Bunun yanında, Amerika'ya da seslenmek isterim;

Gidiyorsunuz, güle güle. Fakat giderken, YPG/PKK’ya verdiğiniz ağır silahları, tırlar dolusu mühimmat ve askeri malzemenizi de alıp gidin. Aksi bize düşmanlıktır.

Sözün özü, Amerika çekilse de çekilmese de, operasyondan vazgeçilmemeli, ve Suriye’nin kuzeyinde bir oldu bittiye, müsaade edilmemelidir.

Biliyorsunuz, her seçimden önce “Kandil’e girdik giriyoruz”, “Eteğindeyiz, yamacındayız” diye rüzgâr estiriyorlar, ama devamı gelmiyor.

Bir gece ansızın gelebiliriz diyorlar, sonra da ABD’ye dönüp, müsait misiniz diye soruyorlar?

Ansızın deyip, 5 gün sonra operasyona başlayacağız diye, tarih veriyorlar.

Sonra, “Bu hafta meşgulüz, müsaitseniz daha sonra gelelim” diyorlar.

Konuyu bilmesen misafirliğe gidecek sanırsın.

Artık ciddi olun.

Türk devleti gireceğim derse, girer.

Seçim malzemesi üretmeyi bırakın da, gereğini yapın. Gereği de bellidir;

Kandilse kandil, Suriye’yse Suriye, Irak’sa Irak.

Ordumuz girsin ve temizlesin!

Aziz milletim,

Asıl beka meselelerinde yerinde sayan iktidar, yaklaşan yerel seçimleri beka meselesi gibi takdim ediyor.

Şunu söyleyeyim ki, 31 Mart’taki seçimlerin, ülke bekasıyla bir ilgisi yoktur.

Meseleyi abartmanın da bir anlamı yoktur.

Yerel yöneticilerimizi seçeceğiz. Durum bundan ibarettir.

Nifak için fırsat kolluyorlar.

Kıymetli bir sanatçımızın, bir televizyon ekranındaki yorumundan, “Beni asacaklar” gibi bir sonuç çıkarıp, nifak üretmek, devlet yönetenlere yakışmaz.

Bir Cumhurbaşkanı, kendini eleştirenlerin de Cumhurbaşkanıdır.

Bir Cumhurbaşkanı, ülkesinin gazetecisini, sanatçısını hedef göstermez.

Savcılık soruşturma açmadan 5 saat önce, “Bakın şimdi yargıda hesap veriyorlar” diyerek, açık edip, adaleti rencide etmez.

Cumhurbaşkanı, Milleti birleştirir.

Sizden beklenen de budur, göreviniz de budur.

Değerli milletvekilleri, aziz milletim;

Mahalli bir meselede, illa da genel gündemle illiyet bağı kuracaklarsa, söylenecek olan şudur:

24 hazirandan sonra, hayatınız iyiye mi gitti, kötüye mi gitti? Milletimize bunu soracağız.

Kriz yok diyorlar. Var mı yok mu diye, milletimize soracağız.

Sayıştay raporlarına rağmen, yolsuzluk yok diyorlar. Var mı yok mu diye, milletimize soracağız.

“İstanbul’a ihanet ettik” diyorlar. “İhanet artık bitmesin mi?” diye, milletimize soracağız.

Milletimizin arasına nifak sokmaya çalışanlara karşı, şunun altını çizmek isterim;

Cumhur ittifakı, bizim düşmanımız değildir.

CHP’yle yaptığımız sınırlı güç birliği, toplumsal ayrışmaya karşı bir tedbirdir.

Tekraren söylüyorum; Bizim yaptığımız güçbirliği toplumsal ayrışmaya karşı alınmış bir tedbirdir.

Bunların üzerinden gerilim üretilmesine izin vermeyiz.

Kim ne derse desin, biz “kardeşlik” demeye devam edeceğiz.

Eflatun diyor ki;

“Kötülüğün yolu yakındır. Ona kolay ulaşılır.”

İyilik yolunun başındaysa, alın teri ve vicdan vardır.

İyi partinin yolu, işte o alın terinin ve vicdanın yoludur.

Yani, üretim ve adaletin yoludur.

Yani, helal kazancın, Allah’ın bereketine olan inancın yoludur.

Bakın ne diyor Şirazlı Sadi:

“Üç şeyde süreklilik olmaz; ticaretsiz mal, tekrarsız bilgi, ve cesaretsiz iktidar.”

Cesaret, zor olana talip olmaktır.

Cesaret, kolay para dururken, üretim odaklı bir ekonomiye geçmektir.

Devletin gücünü arkana alıp, insanları tehdit etmek kolaydır.

Zor olan, siyasi nezaket içinde kalarak, farklı seslere tahammül etmektir.

Cesaret, papaz olayında Trump'a, Kaşıkçı olayında Suud'a, “Dur bakalım” diyebilmektir.

Cesur olamayanlar, korkaklar, hiç kimseye özgürlük hakkı tanımazlar.

Yine o vicdanlı imamın dediği gibi;

“Bütün korkaklar kendini özgür sanır. Oysa bilmezler, bütün korkaklar, hakikatin esiridir.”

Korkaklar her şeyden kaçabilirler. Ama hakikatten asla kaçamazlar.

Bu dünyada ya da ruz-u mahşerde, hakikat mutlaka, ama mutlaka yakalarına yapışacaktır.

Bizim cesaretimizin kaynağı da, işte bu imandır.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki;

İyi olmaktır, cesaret.

Türk'üm diyebilmektir, cesaret.

Türk Milleti diyebilmektir, cesaret.

İyi parti, işte bu yüzden cesurlar hareketidir.

Bu zorlukların hepsine talibiz.

Sorumluluğumuzu bilerek, iktidara talibiz.

Buradan tüm teşkilatımıza sesleniyorum;

Önce millet diyecek ve her şeyden önce, milletimize karşı dürüst olacağız.

Her türlü entrikaya başvuracaklar.

Ama biz, imanımızın ve fıtratımızın gereğini yapacak, gerçeğin sözcüsü olacağız.

BÜTÜN ADAYLARIMIZA SESLENİYORUM;

ŞUNU ASLA AKLINIZDAN ÇIKARMAYIN,

SİZ BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN, HAYIRLI EVLATLARISINIZ.

ALLAHIN RAZI OLMAYACAĞI YÖNTEMLERE, ASLA TEVESSÜL ETMEYİN.

BURAYI DİKKATLE DİNLEYİN VE HERYERE YAZIN;

SİZE, “YEZİD GİBİ KAZANMAKTANSA, HÜSEYİN GİBİ KAYBEDİN” DİYORUM.

Bu zorlu yolda, önce Allah’a, sonra da milletimize güveniyoruz.

Biliyoruz ve inanıyoruz ki, “Her zorlukla birlikte, bir kolaylık vardır.”

Millete hizmet yolunda, Allah yardımcımız olsun.

Allah’a emanet olun.