9 Ekim, 2018

Genel Başkanımız Meral Akşener Partimizin TBMM Grup Toplantısında Konuştu

Aziz Türk Milleti, İYİ Parti’nin kıymetli milletvekilleri, değerli misafirler, ve basın mensupları,

Sizleri saygıyla selamlıyorum.

İYİ Parti Grup Toplantılarının, siyasetin yeni ağırlık merkezi olacağı inancıyla, size, teşkilatlarımıza ve iyilik gönüllülerine teşekkürlerimi sunuyorum.

Geçtiğimiz haftaki çalışmalarınızla, önergelerinizle ve duruşunuzla, bu yüce meclisin en çalışkan grubu olacağınızı, bir kez daha ispat ettiniz. Sizleri kutluyorum.

Ülkemizin çok önemli sorunları var. Biz bu sorunlarla, ve çözümleriyle uğraşacağız.

Ancak, konforundan vazgeçmek istemeyenler, bizi bambaşka işlerle meşgul etmeye çalışıyor.

O yüzden, geçtiğimiz hafta, evimin önüne kadar uzanan hadiseye kısaca değinip, gerçek gündemimize dönmek istiyorum.

Yaşadığımız onca şeye rağmen, artık daha beteri olmaz, diyorduk ama,

Sayın Bahçeli, yine yaptı yapacağını.

Ve Türk siyasetine, kara bir leke çaldı.

Ne Türkiye, ne de Türk milliyetçiliği için bir gelecek vadetmediğini, açıkça ortaya koydu.

Boş yere dememişler:

”Kendi ayıbını örtmek isteyen, başkalarının yüzüne kara çalar.” diye.

Sayın Bahçeli;

Sen, Cumhuriyetin kurucu iradesinin, Türk milliyetçiliğinin bayrağını düşürdün.

Sen onu, saray kapısına serecektin ki, biz razı olmadık.

Milliyetçilik, 1100 odalı saray bahçelerinde kök salmaz Sayın Bahçeli.

Kongrede karşıma çıkacak cesaretin yok.

Kendi seçtiğin delegenin önüne çıkacak cesaretin yok.

İstanbul’da aday gösterecek cesaretin yok.

Benim cesaretimi sınamaya kalkıyorsun.

Biz demirden doğduk;

Ne ateşlerde yanarız, ne de eğilir bükülürüz.

Baykuştan pervamız yok, biz şahinler sürüsüyüz.

Türk milletine hakaret edenler, halen ihale almaya devam ediyor.

Millete küfredenler, iktidardan aldığı milyarlık ihalelerin parasıyla, Londra’da koca sokağı satın alanlar,

hayasızca ortalıkta geziniyor.

Kapalı kapılar ardında bile olsa, Erdoğan bile tavır koyuyor, senden ses yok.

Milliyetçiler, iktidardan bugün hesap sormayacak da, ne zaman soracak?

Dolar bir buçuk lirayken, veryansın ediyordun.

Dolar 6 lira oldu, enflasyon %25’e dayandı, şimdi mi susuyorsun?

Sayın Bahçeli;

Türkiye seninle yeterince zaman kaybetti.

Ben de seninle daha fazla vakit kaybedecek değilim.

Sanma ki söyleyecek söz bitti, sanma ki bu cesur yürekler, seni affetti.

Ama memleketin senden büyük sorunları,

İYİ Parti’nin büyük hedefleri var.

Sen geç köşeye otur, biz memleket meselesi konuşalım.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

İYİ PARTİ; peşin kabul ile toptan ret arasında çoraklaştırılan siyasete, yeniden canlılık kattı.

İYİ PARTİ önüne ne gelirse ‘evet efendim’ diyenlerden olmayacak.

Hiç bakmadan ‘olmaz efendim’ diyenlerden de olmayacak.

Eğriye eğri, doğruya doğru dememiz, millet vicdanında karşılık buluyor.

Kamplaşmanın konforunu sürenler, bu yüzden rahatsız.

Mesele çözmek, ve Türkiye’ye omuz vermek yerine, işi kamplar arası nüfus sayımına çevirerek, koltuklarını müdafaa edenler rahatsız oldular.

Bilinsin isterim ki;

İYİ PARTİ, Türkiye’yi kısır döngüye mahkum eden bu düzene, çomak sokmaya devam edecek.

Siyaseti, gerçek gündemiyle, yani milletle ve milletin dertleriyle buluşturacağız.

Türk siyasetinin, saray tiyatrosu olmasına da, ağız dalaşına dönmesine de müsaade etmeyeceğiz.

Büyük büyük laflara odaklanıp, milletimizin dertlerini ihmal ederek siyaset yapamayız. Detaylara boğulup, büyük resmi kaçırarak, doğru siyaset yapamayız.

Zamanın ruhunu ıskalarsak, hakkıyla siyaset yapamayız.

Siyasetin önceliği ve görevi, arşivden kavga devşirmek değil, insanımızın gerçek ve güncel meselelerini çözmektir.

Türk milletini mutlu, Türk devletini güçlü kılmanın yolu, budur.

Bu yolu tutkuyla, cesaretle ve kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.

Üstlendiğimiz sorumluluk, 81 milyonuyla bütün Türkiye’dir.

Yükümüz ağır, yolumuz çetin. Allah güç kuvvet versin. Allah yardımcımız olsun.

Değerli Milletvekilleri,

Unutmayalım ki, bu salonlarda rahatça konuşabilelim diye kanını sebil eden ana kuzuları, vatan evlatları var.

Onlar, analarının kuzuları ama Türk yurdunun da fedaileridir. Onlar şehittir ve şehitler diridir.

Allah, milletimize sabır versin. Allah, devletimize zeval vermesin. Bu topraklarda, her şehit babasının dilinden o iki kelime düşer; Vatan sağ olsun.

Ve o kahramanların, gözü yaşlı anaları… Siz yalnızca birer ana değil, birer ocaksınız. O ocağı tüttüreceğiz. Düşmanı güldürmeyeceğiz.

Herkes peşini bıraksa bile, andımız olsun ki, bu davayı kıyamete kadar güdeceğiz!

Allah’ın laneti PKK’nın üzerine olsun.

Askerimize, polisimize, korucularımıza selam olsun. Allah, ayaklarını taşa değdirmesin. Attıkları boşa gitmesin.

İstismarda sınır tanımayarak, her şehit cenazesinde ‘idam meclisten gelirse onaylarım’ diyen ve ‘candan beslenen’ sayın Erdoğan’a sesleniyorum;

Parti senin, milletvekilleri de senin partinin.

Adım atmıyorsun ama, habire laf atıyorsun. Artık milleti idamla kandırmaktan vazgeç..

Değerli Milletvekilleri;

Düne kadar ‘idam’ diyerek siyasi rant peşinde koşanlar, bugün aynı şeyi ‘af’ diyerek yapmaya çalışıyorlar.

Biliyorsunuz, iktidarın küçük ortağı bir af teklifi hazırladı. Peşinden iktidar, ‘devlete karşı işlenen’ suçları gündeme getirdi.

Milletin tansiyonunu ölçmek, ve kulakları alıştırmak için, ucu açık, belirsiz bir takım demeçler veriyorlar. İktidarın bu konudaki duruşunu henüz anlayamadık.

Bu oyalama-alıştırma taktikleri, asıl maksatlarının ne olduğuna dair şüpheler uyandırıyor.

Mesela;

İşi getirip, Anayasa Mahkemesi eliyle, Fetö’nün kodamanlarının salıverilmesine mi bağlayacaklar?

Ya da, açılım sürecinde rol almış bir takım isimleri, güvence altına mı alacaklar?

Buralar şimdilik belirsiz. Ama teklif ettikleri şu:

Terörü finanse eden uyuşturucu kaçakçılarını affedelim diyorlar.

Zimmetçileri, rüşvetçileri, yağmacıları affedelim diyorlar.

Hırsızları, dolandırıcıları, ihale fesatlarını affedelim diyorlar.

Şantajcıları affedelim diyorlar.

Bunlar yeterince utanç vermiyormuş gibi,

Türklüğe hakaret edenleri de affedelim diyorlar.

Kuru bir inatla, “tekeden süt sağmaya” çalışıyorlar.

Gerekçe olarak da diyorlar ki;

Kurduğumuz Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi şerefine, bunları affediyoruz.

Seçim meydanlarında ‘Bu sistem Türkiye’yi uçuracak’ diyorlardı.

Elbirliğiyle kurdukları tek adam sistemi daha 100 gün dolmadan, Türkiye’yi uçuruma sürükledi.

Sormak isterim;

Bu beceriksizliğin şerefine mi, 50 bin torbacıyı serbest bırakmak istiyorsunuz?

Gelecek tepkileri, eleştirileri iftira ile bastırmak için, ‘Bu cezaları Fetöcü hakimler vermişti’ diyorlar.

Af kapsamına almak istediğiniz 160 bin kişinin tamamını, Fetöcü hakimler mi mahkum etmiş?

Elbette, o ihanet şebekesinin kurbanı olmuş binlerce insanımız var..

Ama sen devletsin.. Bu ayrımı yapacak hafızan da, gücün de var..

Devletin istihbarat kurumlarını, sosyal medyada kendinle ilgili paylaşımların peşine düşüreceğine, çalıştır. Mağduriyetleri ortaya çıkar.

Bu durumda olan mahkum sayısı kaç? Bunların cevabı yok.

Maksat gerçekten, Fetöcü hakimlerin oluşturduğu mağduriyetleri gidermekse, yeniden yargılama yolunu açın.

‘Kader mahkumu’ diyerek, işin kolayına kaçmayın. Milletin, adalet duygusunu ve devlete güvenini zedelemeyin.

Türk siyasetinin son 16 yılında, birbirlerini karşıt-mış gibi pazarlayan, ama aslında ‘Koltuğu muhafaza’ etmekten başka hedefi olmayan ikiz siyaset, bu konuda da kendini ele veriyor.

Her meselede, önüne ardına bakmadan, otomatik olarak ‘hayır’ diyen kimi partiler, sivil toplum kuruluşları, ne hikmetse ‘af’ konusunda, ‘yetmez ama evet’çi kesiliyorlar.

Neyini eksik buldunuz? 'Bunların hepsi Ak Parti döneminde mahkum edildi, öyleyse hepsi serbest bırakılsın’ mı diyorsunuz?

Maalesef, siyasette toptancılığın sağı-solu yok.

Görülüyor ki, bu meselede, mağdurun, mazlumun, milletin yanında duran sadece İYİ PARTİ’dir.

Aziz milletim;

İnsana karşı suç işleyenlerin Balgatı varsa,

Devlete karşı suç işleyenlerin AKP’si-CHP’si-HDP’si varsa,

Mağdurların ve mazlumların da, İYİ PARTİ’si var. Milletin, İYİ PARTİ’si var.

Değerli Milletvekilleri;

‘Anayasanın askıya alındığı, yüksek yargının çay bahçesine çevrildiği,

Hukuksuzluğun, saray eliyle teminat altına alındığı bir süreçte, konuşmamız gereken mesele af değil, hukuk devletine dönüş olmalıdır.

Hakimler, cüppelerindeki, “görünmeyen” düğmeler sökülerek, yakalarındaki “görünmeyen” rozetler çıkartılarak, vicdanlarıyla baş başa bırakılmalıdır.

Türk yargısı bir an önce, iktidarın tasallutundan kurtarılmalıdır.

Türk milletinin her ferdine, ‘Ankara’da hakimler var’ dedirtecek, bu güveni verecek bir adalet sistemi kurulmalıdır.

Sayın Erdoğan, adalet, her şeyin yerli yerine konmasıyla mümkündür.

Sen de yerini bil, yerinde dur, yetkilerini aşan işler yapma.

Dün, savcısıyım dediğin Fetö kumpaslarının, Türkiye’ye ne felaketler yaşattığını gördük.

İçinde adalet olmayan saraylardan, ne hükümler çıktığını gördük.

Bugün yaptıkları gösteriyor ki, hiç ders almamışlar.

Tek adam olmakla yetinmiyor, tek hakim olmak istiyor.

En üst temyiz makamı olmak istiyor.

Bu hukuksuz-sorumsuz hevesin, ülkemize yüklediği maliyetler, artık taşınamayacak noktaya gelmiştir.

Yıllardır, her alanda felaketler üretiyor. Sonra da, sebebi olduğu felaketlerden mağduriyet üretip, beslenmeye çalışıyor.

Ama, kendisinin de itiraf ettiği gibi, artık mazereti kalmadı.

Ne istediyse aldı. Sorumluluğu ciro edebileceği bir adres kalmadı.

Yine de şansını deneyecek ve ‘ben yapmadım damat yaptı’ diyecektir.

İşte bakın;

İYİ PARTİ'nin milli direnci, o defteri kapatmasa, sebep olacağı sıkıntıların ardından;

'Ben yapmadım Makkenzi yaptı' diyecekti.

Değerli Milletvekilleri,

Makkenzi tartışmaları, kimin nerde durduğunu gösteren, önemli bir süreç oldu.

Türk Ordusu’na kurulan tuzaktaki birinci kozmik oda vakasında, savcılığı Sayın Erdoğan üstlenmişti.

Bu ikinci kozmik oda vakasının savcılığını ise, Sayın Bahçeli üstlendi.

Damat Berat’ın arkasında durdu, göğsünü Makkenzi’ye siper etti ancak kayınpeder ikisini de ortada bıraktı.

Bize anlatılan hikaye bu. Buradan bir kez daha soruyorum?

Makkenzi ile bütün ilişkinizi kestiniz mi?

Yoksa atı alan Üsküdar’ı geçti de, siz milletin tepkisini mi yumuşatıyorsunuz?

Şunu bilin isterim;

Artık karşınızda, gösteri maçı yapacağınız bir muhalefet yok.

Karşınızda, kutuplaşma siyasetinize benzin dökecek bir muhalefet yok.

Karşınızda, milletin bağrından kopup gelmiş, milli bir hareket var.

Damat Bey aradığı aklı, Amerikan İstihbarat Örgütü CIA’i yapılandıran, Makkenzi şirketinde bulmuştu. Olmaz dedik.

Sn. Erdoğan’ın önüne anketler gelmiş olacak ki, damat falan dinlemedi, o da olmaz dedi.

Yarın, ekonomi daha büyük bir darboğaza girdiğinde, inşallah “damat da beni kandırmış” demez.

Damat Bey’in şifası yok, ama lafı çok.

“Makkenzi’ye karşı çıkmak, ya cehalet, ya ihanettir” dedi.

Şimdi eve gittiğinde, kayınbabanla konuş, aranızda anlaşın.

Ama bil ki;

İYİ Parti, vatanseverlerin yuvasıdır. Biz, ihanet nedir bilmeyiz.

Cehaletiyse, 15 günde çöken, orta vadeli ekonomi programında ara.

Değerli Milletvekilleri, Aziz Türk Milleti;

Ülkemiz derin bir ekonomik kriz yaşıyor. Sayın Erdoğan diliyle inkar ediyor ama, yaptıklarıyla da ikrar ediyor.

Son olarak, Pazar günü partisinin kampında, aynı konuşmanın içinde, hem “Kriz yok” dedi, hem de “İşadamlarımız bu krizi fırsata çevirebilir” dedi..

O, krizin siyasi sonuçlarıyla ilgileniyor.

Batan firmalar, işten çıkarılanlar, hayat pahalılığı onun ilgi alanına girmiyor.

Açlık, yokluk, fakirlik onu ilgilendirmiyor. Tek derdi, yerel seçimler.

Zabıta marifetiyle fiyatları kontrol edip, kendini seçimlere atmanın peşinde.

‘En kötüsünü atlattık’ dedikten 1 gün sonra, enflasyon rakamları açıklandı.

Gördük ki, 16 yıl öncesine, iktidara geldikleri güne dönmüşüz.

‘Benim bu işle alakam yok. Zam yapanı zabıtaya şikayet edin’ diyerek, işin faturasını üreticiye, perakendeciye, tüccara kesmeye çalışıyor.

Sayın Erdoğan, ülkeyi yöneten sensin. Ekonomiyi bu hale getiren sensin.

Zamların sebebi sensin.

Dünya 4D yazıcıları, nesnelerin internetini, sanal gerçekliği konuşurken, ekonomiyi zabıtayla idare edebileceğini düşünmen, Türkiye için zuldür.

Yılın bitmesine daha üç ay var. Tüketici enflasyonu yüzde 24 buçuğu, üretici enflasyonu yüzde 46’yı buldu.

Sayın Erdoğan, şimdi ne yapalım? Seni, belediye zabıtasına mı şikayet edelim?

Elektriğe, doğalgaza her ay zam yapıyorsun. Üstelik, emrindeki Anadolu Ajansı’na, bu zamları haber yaptırmayarak, milletin aklıyla alay ediyorsun.

Türk milleti, sokağın köşesindeki manavda fiyatların arttığını, taa Avrupa’daki, Amerika’daki haber ajanslarından öğreniyor..

Fatura geldiğinde anlaşılmayacak mı sanıyorsun?

Bütün haber ajanslarına, bütün televizyonlara, bütün gazetelere el koysan da, hakikati milletten saklayamazsın. Millet, olan biteni, çarşıda-pazarda-faturalarda görüyor.

İYİ Parti de, Türkiye’yi karış karış gezip, anlatıyor.

Etrafımıza ördüğün tecrit duvarlarını, gerektiğinde, kafamızla vura vura yıktık ve milletle buluştuk. Buluşmaya da devam edeceğiz. Buna engel olamazsın.

“Kriz mriz yok” demekle mesele hallolmuyor? Gemimizi batırıyorsun. Buna göz yummayacağız.

Tereddütün olmasın;

Her şeyin yoluna girmesini, biz senden daha çok istiyoruz.

Çünkü bizim, “Krizi fırsata çevirecek” yandaş zenginlerimiz yok.

Biz milletiz. Ve olan bize oluyor.

Sen dünyalığını tuttun. Top atsak yıkılmazsın.

Domatesin kilosu 15 lira olmuş, hala “kriz yok” diyorsun.

Bir çay-simit hesabı yap da, gör bak, kriz var mı, yok mu?

Üç ayda, yüzde 60 fakirleştirdiğin millet, yağın, tuzun, şekerin önünden geçemez oldu.

Bize ‘sabır’ diyorsun ama, sen lüksten, şatafattan vazgeçmiyorsun.

Süper lüks uçaklarla ilgileniyorsun. Sarayın günlük harcaması 2 trilyonu buluyor.

Şunu bir kenara yaz;

Sen, bulgur pilavı – ayranla yetinmedikçe, millete “sabır” diyemezsin.

Değerli Milletvekilleri,

Yalancı bahar bitti.

130 milyar dolar borçla devraldıkları Türkiye’nin, şimdi 470 milyar dolar borcu var.

16 yılda, 580 milyar dolar cari açık verdik.

Dünyadaki para bolluğundan istifade edip, ülkemizi dış borç bağımlısı yaptılar.

Memlekette ne varsa sattılar, batırdılar, peşkeş çektiler.

Bütün kaynakları, betona gömdüler. Mantar gibi bitirdikleri AVM koridorlarında, tüketime gömdüler.

Hiçbir şey üretmeden, büyüme masalları anlattılar. İşaretleri çok önceden görülen finansal krizi çözmek yerine, ötelemeyi tercih ettiler.

Deniz bitti. Şimdi pansuman tedbirlerle, işi toparlamaya çalışıyorlar.

İşsiz kardeşimin hakkı olan, işsizlik fonundaki paraları, kanunsuz bir şekilde bankalara aktarıyorlar.

İMF’siz İMF programıyla, seçime kadar çıkış yolu arıyorlar. Sonrası umurlarında değil.

İYİ PARTİ olarak uyardık, ‘bu kafayla giderseniz ülkeyi batırırsınız’ dedik. Dinletemedik.

“Liderler bir araya gelsin ve bu meseleyi etraflıca konuşalım, çıkış yolu bulalım” dedik. Oralı olan yok. Tekliflerimizi, çözüm önerilerimizi milletle paylaştık. “Alın uygulayın” dedik. Oralı olan yok.

Bu haller göstermektedir ki, Sayın Erdoğan ve Türkiye’nin en büyük şirketi haline getirdiği Ak Parti, örtülü olarak konkordato talep ediyor, seçime kadar iflas erteleme istiyor.

Dur bakalım daha neler göreceğiz.

Buradan uyarıyor, ve çağrı yapıyorum;

Sayın Erdoğan;

Danışmanların, bakanların, milletvekillerin sana gerçekleri söylemiyorlar.

Sen İYİ PARTİ’ye kulak ver. Durmadan konuşmaktan vazgeç, bir nefes al ve dinle.

Ekonomik krizle gerçekten mücadele etmeye niyetin varsa, şu adımları atarak milletimizi ümitlendir, yatırımcılara da güven ver:

● Varlık fonu başkanlığını bırak

● Damadını, hazinenin, maliyenin başından al.

● Yandaşlarınla yaptığın köprü, hastane, havaalanı, otoyol sözleşmelerini masaya yatır, ve Türk Lirası’na çevir

● Liderleri topla istişare et

● Sen ekonomist değilsin, bir bilene danış

Değerli Milletvekilleri, sevgili misafirler,

Meclisteki en çalışkan grup olduk dedim.

Meclis Grubumuz, milletimize nefes aldırmak için, Kanun tekliflerini vermeye devam ediyor.

Emeklilikte yaşa takılanlar için, Kanun teklifimizi daha önce vermiştik.

Geçtiğimiz günlerde de, “Ek Gösterge” kanun teklifimizi verdik.

Verdiğimiz teklif yasalaşırsa, kamu personelinin büyük bölümü 3600’den başlayan ve 4800’e kadar çıkan ek göstergelere sahip olacak.

Biz doğrusunu biliyoruz. Tarihe şerh düşüyoruz.

Öyle Makkenzi gibi, çuvalla para da talep etmiyoruz.

İktidar elinizde; Tekliflerimizi kabul edin, aklı okyanus ötesinde aramayın!

Ama bakıyorsunuz;

Krize çözüm diye attıkları her adım, yandaşları kurtarmayı hedefliyor.

Sayın Erdoğan, Türkiye, yanındakilerden ibaret değil.

Bak, otomotiv sektörü tarihindeki en büyük düşüşü yaşadı.

Otomotiv satışları %67 daraldı.

Otomotiv, Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biridir.

Geldiğimiz noktada

Millet otomobil alamıyor.

Ticaret yapanlar aracını yenileyemiyor.

Üretici üretimi durdurdu.

Otomotiv yan sanayi, Bursa kan ağlıyor.

Vardiya azaldı, işçiler işlerini kaybediyor.

Bayiler kirasını ödeyemiyor.

Aynı zamanda devletin vergi geliri de düşüyor.

Ama en ucuz otomobilde bile, %70’in üzerinde vergi yükü var.

Bu tabloda kazanan yok.

Yerli otomobillerde ÖTV oranını yıl sonuna kadar %20’ye indirin.

Kur artışını, vergi indirimi ile amorti edin. Otomotive nefes aldırın.

Satışlar artsın.

Fabrikalar çalışsın.

Artan satışla, hazinemiz de kazansın.

Değerli Milletvekilleri,

Erdoğan kaldıkça Türkiye kaybediyor. Yılmadan ve bıkmadan bu gerçekleri anlatacağız.

‘Kriz büyüsün ki bunlar gitsin’ diye el ovuşturmayacağız.

Sebep oldukları krizin külfetini, milletimizin sırtına yüklemelerine müsaade etmeyeceğiz.

Yerel seçimlerden başlayarak da, bayrağı devralacağız.

Bunlar, kazanmak için her yolu mübah sayan bir yoldalar.

Yalan serbest, iftira serbest, kumpas serbest.

16 yıldır hiç değişmediler.

Kazanmak için, netice almak için, her yolu meşru görüyorlar.

Hatırlayın, bu kafayla, “Gerektiğinde papaz cüppesi” bile giyeriz dediler..

İYİ PARTİ böyle yapmayacak. Yöntemlerimiz daima meşru, ilkeli ve ahlaki olacak.

İyilikten, doğruluktan, güzellikten asla vazgeçmeyeceğiz.

Bunlar gibi olacaksak, Allah bize nasip etmesin. Bunlar gibi yapacaksak, Allah bize nasip etmesin.

Sayın Erdoğan yeni bir taktik geliştirdi.

Damadı kötü polisi, kendisi iyi polisi oynuyor. Merkez Bankası faiz arttırıyor, Erdoğan haberi yokmuş gibi davranıyor, sahip çıkmak damada kalıyor.

Enflasyon yüksek çıkıyor. Erdoğan sorumluluğu yokmuş gibi konuşuyor, ortayı bulmak damada kalıyor.

Gidip “Rakamları niye böyle açıkladın?” der gibi, İstatistik Kurumu’nun başkan yardımcısını görevden alıyor.

Sayın Erdoğan, memlekette olup biten her şeyin vebali senindir.

Kendi atadığın bakanlara ve bürokratlara çatarak, sorumluluktan kaçamazsın.

Faiz ve enflasyondan, Merkez Bankası ve TÜİK’i sorumlu tutmaya kalkacaksan, sana tavsiyemiz şu olur;

Varlık fonunun başına geçtiğin gibi, Merkez Bankası ve TÜİK’in de başına geç. Daha da ağlama.

Millet iradesine ipotek koymak için savurduğun tehditlere de, artık bir son ver.

‘AKP biterse Türkiye felakete sürüklenir’ diyor.

Ne olur mesela?

Dolar 6 lira mı olur?

Enflasyon %50’lere mi dayanır?

Şirketler birbiri ardına iflas mı eder?

Kasada para kalmaz da, İşsizlik Fonuna mı göz dikeriz?

Türkiye göçmen akınına uğrar da milletin rızkını 4 milyon Suriyeliye mi yediririz?

Hiç merak etme. Beş bin yıllık Türk devleti, senin gitmenle yıkılmaz.

Gözün arkada kalmasın. Herkes susup sinerken yola çıkan, cesurlar var. Bu ülkede artık, İYİ PARTİ var.

Bu ülkede artık, adaleti, huzuru ve mutluluğu tesis edecek bir İYİ PARTİ var.

Düne kadar 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' diyordu. Şimdi, ‘partimi yaşat ki devlet yaşasın’ diyor. Kendini devlet zanneden bu sakat anlayışın örneği yok. Bu, 14. Lui kafasıdır. 16 yıldır başımıza türlü musibetler açan anlayış, tam da budur.

Bu kadar hata yapılıyor.. Bunlardan ders çıkarmak yerine,

Yeni icat çıkarıp, sistemi de raydan çıkarmaya devam ediyorlar..

İşte bakın, Meclis açılır açılmaz, Kalkınma Bankası’yla ilgili bir kanun teklifi getirdiler.

Kalkınma Bankası çatısı altında “Türkiye Kalkınma Fonu” diye bir fon kuruyorlar.

Bir fon düşünün ki;

Kaynağı belli değil,

Hiç bir kurala, denetime tabi değil,

Vergi, harç, tapu masrafı, noter ücreti, hiç bir şey ödemiyor.. Yani, her şeyden muaf bir Fon bu.

Bu fonun amacı kalkınmayı desteklemek değil..

Bu Fon üzerinden, yabancılar, olağanüstü avantajlarla, krizden etkilenip değeri düşmüş ne kadar şirket ve gayrimenkul varsa, bedavaya alabilecekler..

Hani sayın Erdoğan, işadamlarımıza “Krizi fırsata çevirmekten” söz etti ya..

Belli ki kastettiği işadamları, daha çok yabancılar ve yandaşlar..

Bu Fon ülkenin kalan varlıklarını haraç mezat satmak için geliştirdikleri yeni bir cinlik.

Hiç şeffaf olmasa da, bu Fonun faaliyetlerini yakından takip edeceğiz.

Değerli Milletvekilleri,

“Türk Devleti batar” tehdidi, neyin işareti biliyor musunuz:

Birilerinin koltuğu sallanıyor.

Bunu bildikleri için,

İktidar alternatifi olduğumuzu gizlemek istiyorlar.

Partimizi, iktidarın değil de, bir başka partinin rakibi gibi göstermeye çalışıyorlar.

Borazan medyanızla birlikte yürüttüğünüz yok sayma oyunuyla, gerçeği değiştiremezsiniz.

Yaptığınız rol dağılımını biliyoruz, görüyoruz.

Üç ayrı telden çaldığınız Makkenzi meselesinde;

Birinci gün damadını, ikinci gün ortağını, üçüncü gün seni savunan omurgasız medyan, senin olsun. Kararmamış vicdanlar bize yeter. Bozulmamış fıtratlar bize yeter. Anadolu’nun irfanı bize yeter.

Zaten ‘Medyayla demokrasi olmaz’ buyurmuş beyefendi.

Üzerinde konuşmaya bile değmez. Çünkü zırva tevil götürmez.

Şu kadarını bil ki, senin borazan medyanla…. değil demokrasi, otokrasi bile olmaz.

Değerli milletvekilleri,

Dış politikada da durum içerdekinden farksız.

Günübirlik değişen söylemlerle, vaziyet idare ediliyor.

İYİ PARTİ'nin dış politikadaki duruşu en başından bellidir.

Dış ilişkilerde, devletimizin ciddiyetine ve menfaatine halel getirmeyecek her türlü tasarrufu destekleriz.

Süleyman Şah Türbesinin, asli yeri olan vatan toprağına nakledilmesi,

Ve Yunan işgali altındaki adalarımızın, bir an önce temizlenmesi, öncelikli hedeflerimizdir.

Özetle söylemek gerekirse: BOP’çulara ve Avrusyacılara inat, İYİ PARTİ Türk’tür, Türkiye'dir.

Etrafımızda bunlar olurken, bir bakıyoruz Sayın Erdoğan, AB için referandum lafı ediyor.

Yerel seçimlerde büyük bir hezimet yaşayacağını biliyor. Bu nedenle, sıfır riskli bir AB referandumuna giderek, yeni bir kamplaşma oyunu kurmak istiyor. Erdoğan’ın klasik numarasıdır bu; ger-kamplaştır- kazan.

Buradan bir çağrı yapıyorum;

***Türkiye’de bir referandum yapılacaksa, buyrun, Suriyeli kardeşlerimize vatandaşlık verilip verilmemesini referanduma götürelim.

Değerli Milletvekilleri,

‘Büyük birader’ yüksek öğretim yılı açılışında da konuştu. Taktir etmek gerekir ki yüksek öğretimdeki kalitesizlikle ilgili doğru şeyler söyledi. Kendisine şunu hatırlatmak isterim ki: Bu baştan sona sizin eseriniz.

Dün Aziz Sancar’ları yetiştiren üniversitelerimizin, bugün ‘Okumak zararlıdır’ diyen rektörleri var. Bu tamamen Erdoğan’ın eseridir.

İYİ PARTİ olarak sözümüz ve teklifimiz başından beri bellidir. YÖK bir an önce kapatılmalıdır.

Allah’ın izniyle, yerel seçimlerle ilk adımı atacağız. Şehirleri parsel parsel satan, Ankara da hafriyat vurgunları, İstanbul da siluet katliamları yapan rantçı ve yağmacı belediyeciliğe son vereceğiz.

Aziz Milletim;

İyilik kervanı yola çıktı. İYİ’ler yollara düştü.

Bu yürüyüş Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir yürüyüştür.

Bu yürüyüş ilhamını, Börte Çine’nin ardında, Ergenekon’dan çıktığımız yürüyüşten alıyor.

Bu yürüyüş ilhamını, Ötüken’den kopup Bizans’ın kapısına dayanan Ertuğrul’dan alıyor.

Bu yürüyüş ilhamını, Selim Han’ın peşinden, Sina’yı aştığımız yürüyüşten alıyor.

Bu yürüyüş ilhamını, bir yaz günü Tuna’yı geçen evlad-ı fatihandan alıyor.

Bu yürüyüş ilhamını, Dumlupınar’dan İzmir’e, işgalden istiklale koşan Mustafa Kemal'den alıyor.

Bu yürüyüşün sonunda;

Türkiye’yi akıllı kentlerle – iyi belediyecilikle buluşturacağız.

İYİ PARTİ budur.

İYİ PARTİ, Türk siyasetinin yeni hudut taşıdır.

İYİ PARTİ, siyasetin yaşam odasıdır.

İYİ PARTİ mağdurun, mazlumun, milletin partisidir.

İYİ Parti, milletin ta kendisidir.

Güçlendikçe yalnızlaşan ve hırçınlaşan bir tek adam rejimi ile mücadele ediyoruz.

Aklı selimin yerini fırsatçılar, vatandaşın yerini yandaşlar aldı.

Biat edenlerin berat aldığı,

İnsanlığın satılığa çıktığı günlerdeyiz.

Tek adam rejiminin sonu buydu. Uyardığımız tehlike buydu.

Ama geleceği bunlara teslim etmeyeceğiz.

Ceddimizin emaneti, ayetin emridir;

Zorluk bilmeyecek, esecek, ama dinmeyeceğiz.

Hak yolundan gidecek,

Ve asla geri dönmeyeceğiz.

‘Bilsin cihan ki, biz bu cihanın nesindeyiz.

Bir ülkünün mehabetinin, zirvesindeyiz’

Sizleri sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum, Allah’a emanet olun….