12 EYLÜL, 2018

Parti Sözcümüz Buğra Kavuncu’nun Başkanlık Divanı Toplantısı Sonrasında Yaptığı Basın Açıklaması


İnkar ve kibir, ekonomideki sorunu her geçen gün büyütmektedir!

Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak’ın bugün açıkladığı Orta Vadeli Program, AK Parti hükümetlerinin yıllardır uyguladığı yanlış ekonomi politikalarının ülkeyi getirdiği noktayı göstermesi bakımından ibret vericidir. Açıklanan programın kendisinden çok, nasıl uygulanacağı, eylemin nasıl olacağı çok daha önemlidir. Bu kötü politikaların faturası, milletimize kesilmiş görünüyor. Problemleri 3D’le (dengeleme, disiplin ve değişim) çözmek isteyen hükümet, aslında çözümün tek “D’’ de (damat) olduğunu görüp gerekli adımı atmalıdır.

Merkez Bankası, geçtiğimiz günlerde de beklentilerin üstünde bir faiz artışı (6,25 puan) yaparak, piyasaları, bağımsız karar aldığına inandırmaya çalıştı. Sn. Cumhurbaşkanı ise Merkez Bankası’nın kararından hemen önce, “Faiz konusundaki hassasiyetim değişmedi, faiz bir sömürü aracıdır ama Merkez Bankası bağımsızdır” diyerek, halkımızı faiz artışının kendisine rağmen yapıldığına inandırmaya çalıştı. Sonrasında hep beraber gördük ki, yapılan faiz artışının etkisi çok kısa sürdü ve dolar kuru birkaç gün içinde eski seviyesine döndü. Yapılan büyük faiz artışı ise adeta ekonomimizin tabutuna çakılan son çivi oldu. Sn. Cumhurbaşkanı, geçen hafta ilk kez ülkemizde bir ekonomik kriz olduğunu da kabul etmiş oldu. Sonradan, “Bizde kriz filan yok, bu kriz bizim krizimiz değildir, bu bir manipülasyondur” diyerek, suçu yine dış mihraklara atmaya çalıştı. Ancak “Kamuya personel alımında artık kısıtlamaya gideceğiz ve ihalesi yapılan, ama henüz başlamayan projeleri durduracağız” demesi, ülkemizde kriz olup olmadığını gayet açık şekilde gösterdi. Bu inkar ve kibirli yaklaşım devam ettiği sürece, ekonomideki kriz derinleşecektir.

Bu hafta üç önemli veri de açıklandı. Bunlardan Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi’nde, Eylül ayında çok sert bir düşüş olduğunu gördük. Temmuz ayı Sanayi Üretim Endeksi her ne kadar beklenenin çok üstünde gelmiş gibi görünse de takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış endekse baktığımızda, aslında yılbaşından beri sanayi üretiminde bir artış olmadığını görüyoruz. İşsizlik verilerine baktığımızda ise mevsimsellikten arındırılmış verilere göre işsizliğin artmaya devam ettiğini ve Mayıs’ta %10,6 olan işsizlik oranının Haziran’da %10,9’a ulaştığını görüyoruz. Genç işsizlik oranı ise aynı dönemde %18,7’den 19’a yükselmiştir. Daha geçen hafta 2018’in 2. çeyreğinde %5,2 büyüdüğü açıklanan bir ekonomide işsizliğin artıyor olması, açıklanması zor bir çarpıklıktır.

18 Eylül’de TÜİK tarafından açıklanan Gelir ve Yaşam Koşulları araştırmasına göre ise Türkiye’de 2014 yılından itibaren gelir dağılımı giderek bozulmaktadır. Buna göre zenginler daha da zenginleşmekte, orta gelir grubu giderek erimektedir. Ülkemizde 11,3 milyon yoksul vatandaşımız bulunmaktadır. Nüfusun, %70’i borçlu olduğunu beyan etmektedir. Türkiye’deki hanelerin %60’ının aylık geliri, 2 bin 900 TL’nin altındadır. Bu oran, nüfusun yaklaşık 46 milyonuna denk gelmektedir. Bu vatandaşlarımız geçim sıkıntısı çekmektedir.

Türkiye, İYİ belediyelerle tanışacak!

“İyiler Kervanı Yollarda Projesi” kapsamında, 17-18-19 Eylül tarihlerinde, Genel Merkezimizin oluşturduğu komisyonlar, 31 il ve bağlı ilçelerinde çeşitli görüşmelerde bulundu. İl ve ilçe teşkilatlarımız ziyaret edildi. Bölgenin Sanayi ve Ticaret Odaları, Esnaf Odaları ve Ziraat odalarıyla görüşüldü. Valilerimiz ve kaymakamlarımızdan, bölgeyle ilgili bilgiler alındı. Yerel basınla yapılan söyleşi ve röportajlarda, halkımıza ekonomiyle ilgili gerçekler anlatıldı. Yerel seçimlerden önce, ziyaret edilen bölgelerin sorunları ve ihtiyaçları tespit edildi. Komisyonlarımızın illere ziyaretleri sürecek. Türkiye, yerel seçimlerde İYİ belediyelerle tanışacaktır.

Putin, ev ödevini yapmayan Erdoğan’a sarı kart gösterdi.

14 Eylül’de İstanbul'da Suriye krizi bağlamında yapılan dörtlü görüşme (Türkiye-Almanya-Fransa-Rusya) verimsiz sonuçlanmış ve liderler düzeyinde yapılması öngörülen zirvenin tarihi konusunda da bir mutabakata varılamamıştır. Tahran Zirvesi’nden bu yana "Astana Süreci" de fiiliyatta askıya alınmış olduğundan, Erdoğan, söz konusu dörtlü görüşmede, Almanya ve Fransa'dan olası göçmen krizi bağlamında medet umar duruma düşmüş, ancak beklentilerinin karşılığını da bulamamıştır.

Nitekim Lavrov, bilahare yaptığı açıklamalarla, bir kere daha Türkiye'yi İdlib’te silahlı ve silahsız muhalefeti ayrıştırma sorumluluğunu yerine getirmeye davet etmiştir. Bunu takip eden ve 17 Eylül’de Soçi’de gerçekleşen ikili görüşmede, Putin’in bir adım daha ileri giderek, kapalı kapılar ardında muhatabına "Eyy Erdoğan" diye hitap ettiğini düşündürecek unsurlar mevcuttur.

Toplantıya ilişkin haberler temelinde Putin’in, ev ödevini yapmayan Erdoğan'a "sarı kart" gösterdiğini, bugüne kadar silahsızlandırmaktan imtina ettiği bölgeler için Erdoğan'a adeta 15 Ekim’e kadar görevi ifa etme talimatı verilmiş olduğunu düşünmek mümkündür. Putin de artık Erdoğan'a güvenemediğinden, bu silahsızlandırmanın kontrolünün müştereken yapılması kararı alınmıştır.

Bütün bu unsurların üstüne, Cenevre’de başlatılan Anayasa Komisyonu çalışmalarında ortaya konulan ve genelde destek gördüğü anlaşılan gayri resmi ABD kâğıdı da Erdoğan’ın Suriye politikasının bir açmaza girdiğini ve Fırat'ın doğusunda bir Kürt entitesi kurulmasının, kuvveden fiile çıkması yönünde ilerlenildiğini göstermiştir.

Kıbrıs’ta, garantör ülke statümüzden feragat edilemez!

Son olarak Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Azerbaycan ziyaretinden yurda dönerken, uçakta gazetecilere, Kıbrıs konusunda bir nabız yoklama balonu uçurmuştur.

Kıbrıs’ın jeostratejik konumu, KKTC’deki askeri mevcudiyetimiz, ayrıca “Garantör Ülke” statümüz dikkate alındığında, Ada’da herhangi bir üs kurulmasının gerekliliği, askeri mantıkla açıklanamaz. Cumhurbaşkanı bu beyanları, muhtemelen Ankara’da konuyu yakından takip eden ve soruna ilgileri malum büyükelçilikler ile onların başkentlerine bir mesaj olarak dile getirmiştir.

KKTC’ye ait topraklarda ortaya çıkabilecek risklere karşı, Türk Silahlı Kuvvetleri Ada’da halen yeterli sayıda ve donanımdaki mevcudiyetiyle caydırıcılığı esasen sağlamakta, mücavir deniz alanları açısından da Türk Deniz Kuvvetleri, o coğrafyanın en etkin gücü olarak hizmet vermektedir.

Dolayısıyla İYİ Parti olarak KKTC’ye bir çözüm empoze edilmesine varacak her türlü yaklaşıma karşı olduğumuzu, KKTC’de kurulacak bir üs karşılığında, “Garantör Ülke” statümüzden feragat edilmesinin söz konusu olamayacağını, Ada’daki soydaşlarımızın güvenliklerini risk altına sokacak hiçbir girişimin kabul edilemeyeceğini bir kez daha ifade eder, iktidarı ve bu konuda da sessiz kalan ortağını, bir milli dava niteliği taşıyan konularda tavizkar yaklaşımlardan uzak durmaya davet ederiz. Kıbrıs üzerindeki Türkiye'nin etkin ve fiilî garantisi, Ada’daki Türk askerî varlığı, iki kesimlilik ve Kıbrıs Türk halkının kurucu eşit ortaklığı, kırmızı çizgilerimizdir. Müzakere dahi edilemez. Bunlardan verilecek taviz, Kıbrıs’ta şartların 1974 öncesine dönmesi demektir.

Buğra KAVUNCU

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü

Medeniyet yolunun taşlarını
sadece cesurlar döşer...

Meral Akşener

İYİ Parti Genel Başkanı

AYRINTILI BİLGİ