24 Eylül, 2018

Genel Başkan Yardımcımız Durmuş Yılmaz’ın Ekonomide Yaşanan Son Gelişmeler ile İlgili Basın Açıklaması

Değerli Basın mensupları,

İYİ Parti olarak bugün sizlerle hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program ve genel olarak ekonominin gidişatı hakkındaki görüşlerimizi paylaşmak istiyoruz.

Müsaade ederseniz, bugün yapacağımız açıklamaların özetini üç cümle halinde ifade ederek başlayalım:

   1.AK Parti iktidarının yıllarca ülkemizi borçlandırıp, aldığı borçları üretim yerine inşaat ve tüketime harcaması ve bu süreçte yandaşlarını zengin etme hırsı, Türkiye’yi büyük bir ekonomik krizin eşiğine getirmiştir.

   2. Şu anda Hükümet bir yandan iş bilmezliği ile krizin boyutlarını büyütmekte, bir yandan da maliyetini Türk Milletinin sırtına yüklemenin yollarını aramaktadırlar.

   3. Allah korusun, Cumhuriyet tarihinin belki de en büyüğü olacak bu krizle başa çıkmanın en iyi yolu, milli bir mutabakat içinde, ülkede hukuku yeniden tesis etmek ve ekonomide işi ehline vermektir.

Evet, bugünkü açıklamamızın özeti budur.

Özeti bu şekilde verdikten sonra, Cumhurbaşkanımızın damadı Sn. Berat ALBAYRAK tarafından, geçen Perşembe günü açıklanan “Yeni Ekonomi Programı”na değinelim.

“Orta Vadeli Program” Nedir?

2003 yılında AK Parti tarafından çıkartılan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre Orta Vadeli Program;

   •   En geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar yayımlanması gereken,

   •   Yayınlanması ile devlet bütçesinin hazırlanma sürecini başlatan, ve

   •   Ekonomi konusundaki makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri kapsayan, bir belgedir.

Bu program, Kanuna göre en geç 7 Eylül’de açıklanmalıydı. Daha ayrıntılı bilgiler içeren orta vadeli mali plan ise en geç 15 Eylül’de yayınlanmalıydı.

Orta vadeli program “Yeni Ekonomi Programı” adı altında 13 gün gecikme ile yayınlandı. Orta vadeli mali plan ise henüz ortada yok. Dolayısıyla, kendi çıkardığı kanuna uymayan bir iktidar söz konusu.

Kendisinin çıkartmış olduğu kanun hükümlerine uymayan bir hükümet tarafından açıklanan bu programın ne kadar güvenilir olduğunu kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

“İnkar” gitmiş, “Kibir ve Sorumluluktan Kaçma” duruyor.

Açıklanan programda, krizin varlığı açıkça kabul edilmese de, verilen rakamlar ekonomide ciddi bir sorun olduğunu itiraf ediyor. Sn. ERDOĞAN’ın Orta Vadeli Program’ın açıklanmasından bir gün önce “Bizde ‘kriz mriz’ yok, bunların hepsi manipülasyon” demiş olması krizin bizatihi kendisidir. Zaten damadı Sn. ALBAYRAK da verdiği rakamlarla ülkede bir kriz olduğunu nihayet kabul etti.

Ancak, gördük ki, hükümetin ekonomi konusundaki kibri ve sorumluluktan kaçma eğilimi maalesef devam ediyor. Zira, Sn. ALBAYRAK yaptığı sunumda, 2002-2013 yılları arasında ekonomide çok başarılı olduklarını söyleyip 2013 yılından sonrasını tamamen dış etkenlere bağlayarak bu dönemdeki icraatlarını sahiplenmekten kaçındı.

Gelin, Sn. ALBAYRAK’ın 2013’ten itibaren ekonomideki bozulmaya sebep gösterdiği olaylara tek tek bakalım:

Haziran-Temmuz 2013 Gezi olayları: 2 ay süren bu olaylar sırasında dolar kuru sadece 10 kuruş artarak 1.85 TL’den 1.95 TL’ye çıkmıştır. Ayrıca, iktidarın halkımıza anlattığı gibi kurdaki bu artışın asıl sebebi Gezi olayları değil, bu olaylar başlamadan birkaç gün önce Amerikan Merkez Bankası’nın dünyada para bolluğuna son vereceğini açıklamasıdır.

17-25 Aralık 2013 FETÖ-AKP savaşının başlaması: Kendisinin ve muhterem kayınpederinin işine gelmediği için Sn. ALBAYRAK’ın “Yargı Darbesi” olarak adlandırdığı bu olaylar, aslında işbirliği halinde Türk Devletini ele geçirmeye çalışan iki ortağın birbirine düşmesi ve bunun sonucunda birinin ötekinin tüm kirli çamaşırlarını ifşa etmesidir. Bu olayların ardından dolar kuru sadece 20 kuruş artarak 2.10 TL’den 2.30’TL’ye çıkmış, bir süre sonra ise tekrar düşmüştür.

2015-2016 yılındaki terör olayları: Bu olaylar Ak Parti’nin sözde “çözüm süreci” sırasında hendek ve çukurlar kazmasına göz yumduğu PKK terör örgütü ile yanlış Suriye politikası nedeniyle başımıza musallat ettiği IŞİD tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu elim olayların hiç biri dolar kurunun aniden fırlamasına neden olmamıştır.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi: Türk milletine kasteden bu hain girişim, AK Parti’nin eski ortağı FETÖ tarafından, hem de atamaları bizzat Sn. ERDOĞAN’ın imzasıyla yapılmış generaller tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu son derece vahim olay sonrasında bile dolar kuru sadece 20 kuruş artarak 2.90 TL’den 3.10 TL’ye sıçramış, fakat kısa süre sonra tekrar düşüşe geçmiştir. Ekonomideki yavaşlama ise geçici olmuştur.

Gördüğünüz gibi, Sn. ALBAYRAK’ın 2013’ten itibaren ekonomide gözlenen bozulmaya sebep gösterdiği olaylar aslında hep AK Parti iktidarının yanlışlarının sonucudur. Bu olayların ekonomi üzerindeki etkileri ise hiç de iddia ettikleri kadar büyük olmamıştır. Bu olayların ekonomi üzerinde gösterdiği etki, son birkaç aydır yaşadığımız kur artışları ve iflaslarla kıyaslanamaz bile.

Sn. ALBAYRAK’ın böyle bir açıklama yapmasının sebebi bugünkü ekonomik krizin sorumluluğunu üstlerinden atmak istemesidir. Sn. ALBAYRAK “2013’e kadarki başarı bizim, 2013’ten sonraki başarısızlık dış faktörlerin” demek istiyor. Halkımızı bu şekilde aldatarak, krizin siyasi bedelinden kaçmak istiyor. Hâlbuki 2013-2018 arası ekonominin çok iyi gittiğini söylüyorlardı. Hatta 24 Haziran’da “büyümenin ve istikrarın devamı için yine bizi seçin” dediler.

Orta Vadeli Program’ın adını “Yeni Ekonomi Programı” şeklinde değiştirmelerinin sebebi de muhtemelen seçimden önce ortaya attıkları ekonomide yeni bir sayfa açma iddiası. Sanki 16 senedir ülkeyi başka bir iktidar yönetti.

“YEP”te İç Tutarlılık var mı?

Açıklanan programda gördük ki, Hükümet krizin varlığını üstü kapalı şekilde kabul ediyor. Bunu nereden anlıyoruz? Büyüme tahminlerini düşürmelerinden, işsizlik ve enflasyon tahminlerini ise yükseltmelerinden. Cari açık ve kamu maliyesine ilişkin verdikleri rakamlar da ekonomide büyük bir yavaşlama olacağını gösteriyor.

Ancak, makro ekonomik değişkenlere ilişkin programda verilen tahminler bir bütün olarak değerlendirildiğinde yıllar itibarıyla birbirleri ile uyumsuz görünüyor.

Örneğin,

  •  Bu yıl için tahmin ettikleri ortalama dolar kuru 4.90 TL. Bunun olması için kurun hemen bugün 5.80’e düşmesi ve yılsonuna kadar orada kalması lazım. Gelecek sene için dolar kuru tahminleri ise ortalama 5.60 TL. Bunun olması için ülkemize çok ciddi sermaye girişi olması lazım. Bu nasıl sağlanacak, bilmiyoruz. Şuandaki kur seviyemiz 2021 için tahmin ettikleri ortalama 6.20 TL’nin bile üzerinde. Bu da gösteriyor ki, piyasa programda verilen kur tahminlerine inanmadı. İnansaydı, işlemcilerin döviz satması gerekirdi. Bu olmadı.

  •  2019'da söyledikleri kadar düşük (%2.3) büyüme olursa, işsizliğin iddia ettiklerinden (%12.1) çok daha fazla artması gerekir. Hem yavaşlamanın bizatihi kendisi, hem de bu defa güçlü istihdam yaratan bir sektör olan inşaatın küçülmesi işsizlikteki artışın çok daha fazla olacağını gösteriyor.

  •  2018 için tahmin ettikleri cari açık 36 milyar dolar. Bunun olabilmesi için yılın son 5 ayında (Ağustos-Aralık) sadece 3 milyar dolar cari açık olması lazım. Cari açık bu kadar düşük olacak demek, yılın kalan döneminde ekonomi sıfıra yakın bir oranda büyüyecek veya küçülecek demektir.

  •  2020'de büyümenin hızlanacağını (%2,3'ten %3,5'e) ama cari açığın hem mutlak değer, hem de GSYH'ye oran olarak düşeceğini iddia ediyorlar. Bu gerçekçi değil. Elimizde 2009 yılı örneği var. O yıl ekonomi %4.7 küçülmesine rağmen cari açığın GSYH’ye oranı %2’nin altına düşmemişti.

  •  Önümüzdeki üç yıl boyunca bütçe açığı %2’nin altında kalacak diyorlar. Yavaşlayan ekonomiyle birlikte düşecek vergi gelirleri ve sorunlu krediler nedeniyle “bankacılık sektörünün mali yapısını güçlendirme” operasyonu ile bu nasıl başarılacak? Buna bir cevapları yok.

OVP (YEP) Piyasalar tarafından nasıl karşılandı?

Açıklanan programın piyasalarda genelde olumlu karşılandığını gördük. Hatta iş dünyası ve piyasalardan bazı kişiler medyaya çıkıp “programı çok beğendik, tatmin olduk” gibi söylemlerde bulundular. Ancak, bu kimseyi aldatmasın. Bunun iki sebebi var:

  •  Birincisi, ortaya konulan tahminler analistlerin beklentilerinden çok uzak değil. Hükümetin yine büyümeyi önceleyen, gerçeklerden kopuk bir program açıklamasından korkuluyordu. Böyle olsaydı büyük bir panik yaşanacaktı, bu çok şükür olmadı.

  •  İkincisi ise, ne yazık ki ülkede bir korku ikliminin hâkim olması. Aklı başında herkes bu geminin su aldığını görüyor ama sesini çıkartamıyor. Biz ise korkmuyoruz ve olan biteni gücümüz yettiğince halkımıza anlatıyoruz. Halkımızın gerçekleri bilmeye hakkı var.

OVP’de sorunun kaynağı tespit edilmiş mi? Mevcut varsayımlar neler?

Açıklanan programda, dil ucuyla da olsa ekonomide sorun olduğu kabul ediliyor. Buna karşın, krizin kaynağının ne olduğu ve bunun için ne yapılacağına dair hiçbir tespit yok.

Sn. ALBAYRAK’a göre, 5 sene öncesine kadar ekonomimiz çok iyiydi, sonra “dış güçler” bazı oyunlar oynadı, bunları atlattık ve güzelce büyümeye devam ediyorduk. Bu sırada bir nedenle (yüksek büyüme tercihi) ekonomi aşırı ısındı. Şimdi bu programla ekonomiyi soğutup yumuşak iniş yapacağız. Yani hane halkı, şirketler, bankalar ve kamu sektörünün durumu gayet iyi ama aşırı ısınmadan dolayı bir dengelenmeye ihtiyaç var. Sonra Türk ekonomisi tekrar uçuşa geçecek. Keşke durum böyle olsaydı, ama maalesef değil!

Kıymetli Basın Mensupları,

Karşı karşıya olduğumuz kriz bir BORÇ KRİZİ’dir. Bunun temel kaynağı ise ÖZEL SEKTÖR FİRMALARININ BORÇLULUĞU’dur.

Sn. ALBAYRAK’ın açıkladığı “Yeni Ekonomi Programı”nda maalesef bu borç sorunundan hiç bahsedilmiyor. Ancak, böyle bir sorunun varlığının zımnen kabul edildiğine dair bir işaret var:

Programın 6’ncı sayfasındaki 7’nci maddede;

“Bankaların güncel mali yapılarını ve aktif kalitelerini tespit etmek için mali bünye değerlendirme çalışmaları yapılacaktır. Bu çalışmaların sonuçlarına göre gerektiğinde bankacılık sektörünün mali yapısını güçlendirecek, böylece reel sektörün uygun maliyetlerle krediye erişimini ve mevcut kredilerinin yeniden yapılandırılmasını temin edecek bir politika seti devreye sokulacaktır.” deniliyor.

Anlaşılan, ekonomide bir hasar olduğu kabul edilmiş. Öyleyse, hasar tespit çalışmaları OVP açıklanmadan önce yapılmalıydı. Sonuçları kamuoyuna açıklanmalı ve OVP yapılırken dikkate alınmalıydı. Çünkü ortaya çıkacak sermaye ihtiyacının boyutu OVP’deki tüm parametreleri değiştirebilir. Çalışma sonucuna göre OVP’deki rasyolar değişebilir, tüm varsayım ve tahminler çöpe gidebilir. Çünkü bankalara devlet desteği sağlanırsa bunun bütçeye etkisinin ne olacağını bilmiyoruz.

Ayrıca programda, “belirlenen her eylemin etki analizlerini, uygulama takvimini ve performans kriterlerini içeren bir YEP Eylem Planı’nın 1 Ocak’ta uygulamaya konacağı ve ilerlemenin 3 aylık dönemlerde takip edileceği” söyleniyor. Bu plan ve takvimin OVP ile birlikte açıklanması piyasa ile iletişimi güçlendirebilirdi ama yapılmadı.

Borçluluk sorununu çözmek için Hükümetin bir planı var mı?

Yapılacağı söylenen çalışmaya ilişkin akla birçok soru geliyor ama programda bunların hiçbirine cevap yok. Ellerinde henüz bir plan olmadığı anlaşılıyor.

  •  Borçlu şirketler nasıl tasnif edilecek?

    o  Hangi şirket ne kadar borçlu?

    o  Borçlu şirket sayısı kaç?

    o  Her şirket kurtarılacak mı?

  •  Son aşamada, IMF’li veya IMF’siz bir program ortaya konursa, borç yükü nasıl paylaşılacak?

  •  Bütçeye etkisi ne olacak, hangi harcama kalemlerinden karşılanacak?

  •  Böyle bir program için gereken dış kaynak ihtiyacı nasıl karşılanacak?

    o  Ne kadar para gerekecek?

    o  Kimden alınacak?

        IMF mi?

        Çin mi?

        AB mi?

        Körfez mi?

        Rusya mı?

        Yoksa bunların bir kombinasyonu mu?

Borç Krizinin faturası Türk Milletine mi çıkartılacak?

Hükümetin zımnen kabul ettiği ama henüz nasıl çözeceğini bilemediği bu borç krizinin büyük bir maliyeti olacak. Bu maliyeti kimin üstleneceği belli değil. Gerçi 15 Ağustos’ta yayınlanan Finansal Yeniden Yapılandırma’ya ilişkin BDDK düzenlemesine bakılırsa maliyetin bankalar tarafından karşılanması ihtimal dâhilinde gözüküyor.

Ama biz geçmiş tecrübelerden biliyoruz ki, bu gibi durumlarda genellikle maliyet devletin sırtında kalır. Burada halkımız açısından iki risk var:

  •  Borcu devlete yıkılacak olanlar sadece büyük holdingler ve hükümet yandaşları mı olacak? Yoksa borçlarını ödeyemeyen on binlerce KOBİ’miz ve milyonlarca vatandaşımız da devlet desteğinden faydalanabilecek mi?

  •  Devletin üstleneceği maliyet, halkımıza eşit bir şekilde mi dağıtılacak, yoksa yükün büyük kısmı düşük ve orta gelirli vatandaşlarımızın sırtına mı yüklenecek?

İYİ Parti olarak biz, Sn. ERDOĞAN ve damadının krizin ortaya çıkartacağı ağır faturayı, zenginleştirdikleri yandaşlarına değil, halkımıza ödetme yoluna gideceğini tahmin ediyoruz. Bunu nasıl yapacaklar? Tabii ki artan vergiler, azalan sosyal yardımlar ve her şeye gelen zamlarla.

Bize göre, eğer krizin faturası devlete kesilecekse, bu tüm toplumun desteğini alarak yapılmalı. Sadece büyük patronlar ve yandaşlar kurtarılmamalı. Borçlarını ödeyemeyen ve geçim sıkıntısı çeken vatandaşlarımız da kapsama alınmalı. Bunun için, İYİ Parti olarak seçim kampanyamızda vadettiğimiz “Türkiye Dayanışma Fonu” mutlaka hayata geçirilmeli. Bunun için Meclis açılır açılmaz bir kanun teklifi vereceğiz. Umarız hükümet sadece para babalarını değil, sıradan vatandaşımızı da düşünür ve bu krizin maliyetini toplumumuza adil bir şekilde dağıtır. Bunun takipçisi olacağız.

Kıymetli Basın Mensupları,

Bitirmeden önce, İYİ Parti olarak bugün buradan hükümete bir defa daha çağrıda bulunuyoruz:

Ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik krizlerinden biri ile karşı karşıyadır. Bu milli bir meseledir. Sn. ERDOĞAN, damadı ve altlarındaki liyakate değil sadakate göre atanmış üst düzey bürokratik kadro bu krizle başa çıkamaz. Ülkemizde hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı tesis edilmeden bu krizle başa çıkılamaz. Krizle başa çıkmanın en iyi yolu, milli bir mutabakat içinde, ülkede hukuku yeniden tesis etmek ve ekonomide işi ehline vermektir. Bu kriz damat Berat Bey’in altından kalkabileceği bir kriz değildir. Ülkemizin bu işleri bilen, tecrübe sahibi nice yetişmiş ekonomistleri, nice kıymetli bürokratları vardır. Gelin, bu milli meseleyi Türkiye Büyük

Millet Meclisi çatısı altında ele alalım. Tüm partiler bir araya gelsin, istişare edelim, bir yol haritası belirleyelim.

Bu Sn. Cumhurbaşkanına buradan çağrımızdır. Umarız bizi dinler.

Durmuş Yılmaz

Ekonomiden Sorumlu

Genel Başkan Yardımcısı